10 Şubat 2019 03:15

Periyodik tablonun temelindeki kadınlar - 2

Periyodik tablonun temelindeki kadınlar - 2
PAZAR
Paylaş

Radyoaktif ışımanın 1896’da Henry Becqurel tarafından keşfi, bunu takip eden yıllarda Marie ve Pierre Curie’nin radyoaktivite ve radyoaktif elementler üzerine olan çalışmaları, yeni elementlerin bulunup özelliklerinin belirlenmesiyle sonuçlandı.

Bu yıllarda yeni elementlerin atom ağırlıklarını belirlemek ve radyoaktif bozunmayla ortaya çıkan yeni elementleri ya da tanımlanmış elementlerin farklı formlarını, yani izotoplarını birbirinden ayırmak önem kazanmıştı. İzotop kavramı, 1913 yılında Frederick Soddy tarafından bilim dünyasına duyurulsa da bu sözcüğü aslında öneren Fizikçi Margaret Todd’du. İzotopların varlığı, yine bir kadın bilimci, Stefanie Horovitz tarafından kanıtlandı. Horovitz bu yıllarda Viyana’daki Radyum Enstitüsünde çalışıyordu. 1.

20. yüzyılın başında Harriet Brooks danışmanı Ernest Rutherford’la birlikte radyum ve toryum elementinden gelen “fışkırmanın” yani radyoaktif bozunmanın doğasını açıkladı. Ernest Rutherford’un Rutherford atom modelinin kurucusu olduğunu da hatırlatmış olalım. Harriet Brooks’un bir süre hem J.J. Thomson ile Cavendish Laboratuvarlarında, hem de Curie Enstitüsünde Curie’lerle çalıştığını belirtelim. Radyoaktivite alanının Nobel ödüllü 4 bilimcisiyle de çalışmayı başaran Harriet Brooks, radyumun radyoaktif bozunması sonucu, yeni bir elementin oluştuğunu ve bu elementin (radon) bir ağır gaz gibi yayıldığını ortaya çıkardı. 1907’de William Ramsay bu gazın helyumun da dahil olduğu ve bugün soygazlar olarak bilinen elementlerden biri olduğunu buldu. 

Rutherford, Nobel Kimya Ödülünü 1908 yılında alırken Brooks’un payına ise (Dönemin bilim dünyasının erkek egemen koşullarında, hem kadın, hem de evli olduğu için) geçici akademik ve araştırma pozisyonları düşüyordu. Dönemin ruhunu yansıtması ve uğradığı ayrımcılığı göstermesi bakımından aşağıda aktaracağım durumlar oldukça çarpıcı.

Brooks, Royal Victoria College, Bryn Mawr College ve Barnard College gibi akademik kurumlarda ders veriyordu. Barnard’da okul yönetimine nişanlandığını haber verdiğinde, yönetim ondan istifasını istedi. Dönemin yazılı olmayan kuralları, akademideki kadınların iyi birer Hristiyan karakterine sahip olmalarını, bekar olmalarını ve evlenme riskini taşımamalarını istiyordu. Brooks bu duruma karşı çıktı. Dekana cevaben yazdığı mektubunda şöyle söylüyordu: “Bir kadının mesleğini yapmaya hakkı olduğunu, evlendiği için bunu terk etmek zorunda bırakılamayacağını göstermenin hem cinsime, hem de mesleğime olan borcum olduğunu düşünüyorum”

Tüm bu süreçler, onun bu büyük çalışmalardaki katkılarının gözardı edilmesiyle sonuçlandı. Kaldı ki Brooks’un araştırmalarını düzgün bir şekilde devam ettirebilmesi ve verimli olabilmesi için kalıcı bir araştırma pozisyonunun kararlı ortamına ihtiyacı vardı. Harriet Brooks 56 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ölümünün ardından, Kanada’nın ilk kadın nükleer fizikçisi olarak tanındı. 

1- Nature 565, 559-561 (2019)

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa