24 Ocak 2019 04:30

24 Ocak kararlarının izinde

Paylaş

Türkiye ekonomisi açısından en önemli dönüm noktası olarak kabul edilen ‘24 Ocak 1980 kararlarının üzerinden tam 39 yıl geçti. Türkiye ekonomisinin korumacı (ithal ikameci) politikaları terk ederek, yabancı sermayeye, borçlanmaya ve ithalata bağımlı bir ekonomik model oluşturulması açısından IMF ve Dünya Bankası destekli 24 Ocak kararları önemli bir milat olarak kabul edilir.

24 Ocak kararlarının sermaye sınıfının çıkarlarının korunup kollanması açısından nasıl sonuçlar ortaya çıkardığını, sadece ekonomik değil, askeri (12 Eylül darbesi) ve siyasal (Özal’ın iktidara gelmesi) sonuçlarını, emekçi sınıfların çalışma ve yaşam koşullarına, işçi sınıfının örgütlü mücadelesine yönelik olumsuz etkilerini anlatmaya kelimeler yetmez.

39 yıl önce kapitalizmin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarla günümüz arasında elbette önemli farklar var. Ancak bu durum, 24 Ocak 1980 kararları sonrasında ülke ekonomisinde yaşanan ve tamamına yakını patronların lehine, emekçilerin aleyhine olan büyük dönüşümün yıkıcı sonuçları bugün çok daha net görülüyor.

24 Ocak kararları sonrasında benimsenen ekonomik model, ekonomide yerli üretimin sınırlandırılarak ithalata ve sıcak paraya bağımlılığın gelişmesine, kamunun özelleştirmelerle üretimden çekilmesine, özel tüketimin arttırılmasına ve özel sektörün kamu kaynaklarıyla desteklenmesine dayanıyordu.

AKP’nin 16 yılı aşan iktidar dönemine benimsediği ekonomi politikalarının özüne bakıldığında 24 Ocak kararlarının izinden gittiklerini görmek mümkün. Bugünden geriye doğru baktığımızda, 24 Ocak kararları sonrasında ülke ekonomisi, uluslararası sermayenin her türlü müdahalesine açık hale gelmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, ciddi ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldı. Her kriz sonrasında IMF ile ‘yapısal uyum’ anlaşmaları imzalandı ve ekonomi yönetimi tamamen IMF’nin denetimine girdi.

Türkiye, ilk kez 1 Ocak 1961’de masaya oturduğu IMF ile bugüne kadar 19 anlaşma yaptı ve bu anlaşmalar sonucunda toplam 50 milyar dolarlık kredi kullanıldı. IMF’den alınan borçların geri ödenmesi için öne sürülen en önemli koşullar, kamu harcamalarının sınırlandırılması, ithalata bağımlılığı arttırmak için tarım başta olmak üzere yerli üretime son verilmesi, kamu harcamalarında belirgin bir azalma ve ücret/maaş artışlarında sınırlandırmaya gidilmesiydi. 

24 Ocak kararlarıyla hedeflenenlerin büyük bölümü, AKP iktidarında büyük ölçüde hayata geçirildi. Geçmişte hayal bile edilemeyecek düzeyde dış borçlanma, kapsamlı özelleştirmeler, kamu hizmetlerinin piyasaya açılması, güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması gibi hedeflere ulaşıldı. Bütün bunlara ek olarak, emekçilerin en temel hakları birer birer ellerinden alındı, grev yasakları arttı ve güvencesiz istihdam politikalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak iş cinayetlerinde artışlar yaşandı.

24 Ocak kararlarının izinden gidenlerin hayata geçirdiği dışa bağımlı ekonomik politikaların günümüz itibariyle geldiği nokta, 39 yıl öncesi ile karşılaştırıldığında çok daha vahim. Türkiye’nin IMF’den bugüne kadar 19 anlaşmayla aldığı 50 milyar dolarlık krediden çok daha fazla (75 milyar dolar) dış kaynağa ihtiyacı var. İktidar, yerel seçimler sonrasında IMF ile 20. kez masaya oturmak zorunda kalırsa, yeni anlaşma çok ağır koşullarda yapılacak. Yerel seçimler sonrasında, IMF’li ya da IMF’siz, kapsamlı ve ağır bir ‘Kemer sıkma’ programının uygulanması kaçınılmaz görünüyor.

Türkiye’de işsizliğin hızla arttığı, kent ve kırdaki yoksullaşmanın hızlandığı, halkın satın alma gücünde son yılların en dramatik düşüşün yaşandığı koşullarda yerel seçime gidilecek. Krizin sonuçlarını en acı şekilde yaşayan ve yaşayacak olanların yerel seçimlerde tercihleri ne yönde olursa olsun, yerel seçimler sonrasında ülke ekonomisini çok zor bir dönem bekliyor olacak.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa