23 Ocak 2019 04:50

Leyla Güven bizi bırakma!

Paylaş

Siyahî İngiliz Yönetmen Steve McQueen’in filmi ‘Açlık’ (Hunger), IRA -İrlanda Kurtuluş Ordusu- üyesi militanlarının son çare olarak başvurdukları açlık grevini, sert bir gerçeklik olarak önümüze koymuştu.

Filmde, Bobby Sands’in IRA’lı bir rahiple cezaevindeki 24 dakika süren görüşmesine dair sahne, hem geçen konuşmalar hem de uzun sessizlikleriyle çok şey anlatır.  

Rahip, Bobby Sands’i açlık grevinden vazgeçirmeye çalışırken, “Ölerek ne anlatmak istiyorsun? İngilizlerin küstahlığını mı göstereceksin? Bütün dünya İngilizleri biliyor” der. Ve onu, ölümü göze almış olarak başka pek çok kişinin de hayatına zarar vermekle suçlar: ‘‘Kaybetmeniz durumunda birçok kişi ölecek, aileler parçalanacak.”

“Hayatım benim her şeyim. Özgürlük her şeyim” diyen Bobby Sands ise, şu sözlerle yanıt verir: “Evet, en kötü ihtimalle bu şekilde sonlanır. Ama kısa vadede garanti ediyorum, bizim küllerimizden yeni bir erkek ve kadın nesli doğacaktır. Hatta daha azimli ve daha kararlı.”

1981’de 66 günlük açlık grevinin ardından yaşamını yitiren Bobby Sands ve arkadaşlarının açlık grevi, gerçekleştiği dönemdeki sonuçlarıyla sınırlandırılamayacak bir gerçeklik olarak tarihin hafızasında duruyor.

Açlık grevinin bir mücadele yöntemi olarak anlamına dair, gerçekleştiği dönemin koşulları ve geçmişteki deneyimler bakımından çok şey söylenebilir. Hatta, aynı dönemde aynı hareketin içinde de, farklı görüşler olabilir. Bobby Sands ile IRA’lı rahibin iki ayrı yerde duruyor olmaları gibi.

Ama, kritik bir aşamaya gelmiş ve talepleri bakımından haklılığı açık olan bir açlık grevi karşısında önümüzde duran gerçeklik bunun ötesidir: Ne yapmalı?  

DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, bugün açlık grevinde 77. günü. Afrin operasyonuna karşı açıklamaları üzerine, “Örgüt kurduğu ve yönettiği” iddiasıyla 31 Ocak 2018’de tutuklanan Güven, 24 Haziran seçimlerinde HDP’den Hakkâri milletvekili seçildi. Mazbatasını alan Leyla Güven’in Meclisteki yerini alması ise engelleniyor.

Cezaevindeyken CHP’den İstanbul milletvekili seçilen Enis Berberoğlu da mazbatasına hemen ulaşamamıştı. Seçimden sonra yasama dokunulmazlığını tekrar kazandığı gerekçesiyle Yargıtaydaki yargılamanın durdurulmasını ve tahliyesini talep etmiş, ama talebi reddedilmişti. Berberoğlu’nun bu hukuksuzluğu protesto etmek için açlık grevine başlayacağı haberi yayıldı. Daha sonra, görüşlere çıkmama kararı aldı. Ve, 21 Eylül’de Yargıtay kararıyla tahliye edildi.

Leyla Güven’in tahliyesi konusunda ise ciddi bir direnç söz konusu. Kendisine dair taleplerle birlikte, Öcalan’a ilişkin “Ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması” talebiyle açlık grevine başlamış olan Leyla Güven, cezaevi idaresine verdiği dilekçede bilincinin kapanması durumunda tıbbi müdahaleyi kabul etmeyeceğini beyan etti. Güven, TTB’den gelecek bağımsız bir sağlık heyeti dışında cezaevinden gönderilen doktorlara muayene olmayı da reddediyor.

Çeşitli cezaevlerinden 250’den fazla kişi Leyla Güven’e destek vermek ve tecridin kaldırılmasını talep etmek üzere süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemi gerçekleştiriyor. 15 Ocak’ta DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve HDP Milletvekili Selma Irmak süresiz dönüşümsüz, 17 Ocak’ta ise HDP Eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, 10 günlük dönüşümlü açlık grevi eylemine başlamıştı.

Dönemin siyasi iktidarının, Kürt sorunu karşısındaki tavrı biliniyor. Yaklaşan yerel seçimlerde pozisyonunu güçlendirme amacını, HDP’yi geriletme hedefine bağlayan iktidarın, HDP ile örtük siyasi ittifakları bile kriminalize etmeyi bir strateji olarak benimsediği bir süreçteyiz. ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı barış metnini imzalamış olan akademisyenlere art arda verilen hapis cezaları, Özgür Gündem ile dayanışmak amacıyla gerçekleştirilen bir günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği karşısında bile hapis cezalarının verilmesi, aynı siyasi tavrın pratikleri. Yine barışı ve yaşamı savunan hekimlere karşı uygulanan baskılar biliniyor.

Toplumun diri güçlerine yönelen bu sistemli baskının, daha geride duran kesimler için de kuşkusuz sonuçları var. Leyla Güven’in çığlığı ve ardından başlayan açlık grevlerinin böylesi bir iklimde gerçekleşmesi, karşılaştığı büyük sessizliği belki bir ölçüde açıklayabilir, ama tarihin önünde kimsenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İktidarın, güçlü bir tepki olmadığı sürece, tavrını değiştirmeyeceğini önceki açlık grevlerinden de biliyoruz. Seçilmiş siyasilerin dahi dokunulmazlıklarının ortadan kalktığı bu iklimin, CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasına Mecliste verdiği destekle dizginsiz hale geldiği biliniyor.

Leyla Güven’in kızı, Gazeteci Sabiha Temizkan’ın “Anne beni bırakma!” çığlığı, birçoğumuza da tercüman oldu. Ancak bunun için, yargının ve iktidarın tutumunun değiştirilmesine yönelik güçlü adımlar atılması, bu konuda sorumluluk alınması hayati bir önem taşıyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa