20 Ocak 2019 03:00

'Bir, iki, üç daha fazla Vietnam'

Paylaş

İstanbul’un Beyazıt Meydanı, sonra Taksim Meydanı.

Ankara’nın Kızılay Meydanı.

Başka kentlerin başka meydanları.

Günümüzde toplantı ve gösteri mekanı olmaktan çıkartılmış, ancak ‘hoşgörüyle’ karşılanan gösterilerin gerçekleştiği; buna karşılık çeşitli kötülük, tehlike, olumsuzluk, terörizm severliği gibi kategoriler altında, sayılanlarla sınırlı kalmaksızın, zaman, mekan, siyasi konjonktür, ekonomik durum, bakan-vali-kaymakam-emniyet müdürü gibi etkenlere bağlı olarak ve yandaşlar korosunun tek sesli bağırışlarıyla yankılanan nedenlerin ‘hoşgörüden’ ‘yasak’ alemine aktardığı gösterilerin başlarken anında bastırıldığı meydanlar…

Bu meydanlar ki, kendilerini tek yürek görüp, öyle duyumsayan on binlerin, binlerce kilometre ötedeki yoldaşlara seslenişleriyle çınlardı, yılların gaddarlığına direnebilmiş hangi köşesine kulak verseniz,

“Ho, Ho, Ho Şi Minh

Bir, iki, üç

Daha fazla Vietnam…”

diye haykıran sesleri duyabilirsiniz.

Belki benim sesimi de duyarsınız.

Son derece haklı bir direniş-başkaldırı-direnişin, muhteşem bir zaferin, önce Fransız sonra Amerikan emperyalizminin yenilmezlik yutturmacasını, tevazudan kopmaksızın çöplüğe atan, onlarca, yüzlerce filmin, sanat eserinin, romanın, araştırmanın konusu olmuş Vietnam efsanesinin milyonlarca, hatta milyarlarca insanın sesiyle tüm dünyayı saran umut haykırışı: Ho, Ho, Ho Şi Minh, bir, ki, üç daha fazla Vietnam .

Ve sosyalizm yolunda hüzün…

Kütüphaneme göz attım. Türkçe yazılmış, Türkçeye çevrilmiş, Fransızca yazılmış, Fransızcaya çevrilmiş yirmiye yakın kitap, yıllardır el değmemiş, öylesine duruyordu. O kitaplarda siyasi mücadele yolları aranırdı; bulunanı uygulamak zor görünürdü ama olsun, sabırsızca da olsa okunurdu, tartışılırdı; ama bıkkınlık duyulmazdı. Bıkkınlık duyulsa da “…Bir, iki, üç daha fazla Vietnam…” Ötesi yok!

En eskisinden en yenisine, en son elli kırk otuz yıl önce elime aldığım, heyecanla okuduğum, satırların altını renkli-renksiz çizdiğim kitaplar beni geçmişe götürdüler, anılara daldım.

Yüzlerce Vietnamlıyla birlik olup, bisiklet pedalını çevirerek iki yüz kilometreye varan tünelin aydınlanmasına yardımcı olurken bu inanılmaz, ABD’li Ramboların bile asla adım atamadığı, içindeki hastanelerin dahi tıkır tıkır çalıştığı tünelleri daha bir geliştirip başka diyarlar için tasarlamaya çalışan kendi hallerimle yüzleştim.

Cu Chi Tünelleri.

Artık siz turistik tünel kategorisindensiniz.

Ben de turistim.

Bu ayın sonu sizi ziyaret edeceğim. Bisiklet pedalı çevirmeyeceğim, söz veriyorum, anılara dalıp sizi başka diyarlar için başka türlü tasarlamaya kalkmayacağım.

Sözüm olsun, Vietkong yoldaşlara selam durup, şu anki milli hislere saygısızlık etmeyeceğim.

Siz turistik, ben turist;

koridorlarınızda dolaşabildiğim kadarıyla dolaşırken sadece kendimle iç hesaplaşacağım; ABD’ye lanet okumayı Kamboçya topraklarına ayak basacağım güne bırakıyorum. İcat ettikleri ölüm makinelerini kullanarak öldürdükleri milyonları Kızıl Khmerlerin gaddarlık hanesine yazmayı başararak yükselttikleri ölüm tepesine dikilen ölüm bayrağını demokrasinin zafer sembolü olarak yutturanları, yutturmacada yutturanların saflarında yer alanları, olası büyük zaferi gaddar ve yanlış siyasetle umudun yenilgisine dönüştüren Kızıl Khmer önderlerini, kendi güçsüz hallerimi lanetlemeyi, eleştirmeyi, düşünmeyi, umudu yeşertmeyi Kamboçya topraklarına ayak basacağım güne bırakıyorum.

“Bir, ki, üç, daha fazla Vietnam.”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa