13 Ocak 2019 02:20

Orhan Veli ve Montör Sabri

Orhan Veli ve Montör Sabri
PAZAR
Paylaş

Kapıyı aralayıp sokağı arkasında bırakarak lokantadan içeri girdi Melih Cevdet. Bir yorgunluğu dinlendirecekti, günün saçmalığına birkaç kadeh yanıt verecekti belki de. Bir sakinlik miydi aradığı, arkadaşlarıyla iki cümle sohbet etmek mi kim bilir.

İlgili yazısındaki paragrafa “Geçen yıl bir lokantada Orhan’ı gördüm.” diye başlamış ve hikâyeyi devam ettirmiş Melih Cevdet. Muhtemel ki mekân Kürdün Meyhanesi’dir.  Oraya gidilmişse Orhan Veli ile buluşmak kaçınılmazdır nihayetinde. İstanbul’da olsalar Lambo’nun Meyhanesi’nde olurlardı, olay Ankara’da geçtiğine göre Kürdün Meyhanesi’nde olmaları daha büyük bir olasılıktır.

Devam eden cümleleri şöyle Melih Cevdet’in: “Yanında bir ayağı kesik bir adam vardı. Tatlı bir konuşmaya dalmışlardı. Orhan beni görünce ‘Montör Sabri’yi tanımadın mı?’ dedi.”

Montör Sabri ile
Daima geceleyin
Ve daima sokakta
Ve daima sarhoş konuşuruz.
O her seferinde,
“Eve geç kaldım” diyor.
Ve her seferinde
Koltuğunda iki okka ekmek.

“… Orhan, şiirin kaynağının halk olduğunu yaman bir sezişle sezmişti. Bu kaynak başlangıçta belki bir dil kaynağı idi, ama sonra şiirin tümünü sardı. O, halkı, işine yaradığı müddetçe, işine yarayan tarafları ile sevmekle kalmadı. Fakir fukara ile, boyacılarla, garsonlarla, işçilerle gerçekten dostluk ederdi. Savaştan önce bir gün fakir bir işçi ile tanışmıştık. Montör Sabri. Sarhoştu, koltuğunda iki okka ekmek vardı. Boyuna eve geç kaldığından bahsediyor, ama bir türlü evinin yolunu tutamıyordu. Ertesi gün Orhan ‘Mantör Sabri’ şiirini yazdı:”

Şiirin yazılma sürecini böyle tarif etmiş Melih Cevdet. “Akan Zaman Duran Zaman” ne güzel Melih Cevdet kitabı…

Zaptiyeler işe koyuldu. Şairin burada ne demek istediğini çözmeye çalıştılar. Bir işçinin hayatına dair ayrıntıları yazmak ne demek. Değil mi ki savaş kapıdaydı ve Almanya’yı, Hitler’i desteklemek olmazsa olmaz bir gurur kaynağıydı. Gelecek zaman Almanya’nın tüm Avrupa’ya hükmedeceği ve Türkiye’nin de bundan bir dost ve müttefik olarak yararlanacağı anlamına geliyordu. Bütün bu ahval göz önüne alındığında kalkıp Montör Sabri’yi yazmanın ne anlamı olabilirdi ki?

Bu işe en çok Orhon Seyfi ve Yusuf Ziya kafayı taktı. O zamana kadar şiirin yaramaz çocuğu ve nüktedanı olarak görülmek istenen Orhan Veli, demek bundan sonra solculuğa yöneliyordu. Gelecek zaman, devletin köşelerinde zabıt tutan şair ve yazarlar için kaygı vericiydi muhakkak.

Muallim Naci, Tevfik Fikret’in şiirlerini okuduğunda “şiir bitti” dememiş miydi? İşte yine kendinden olmayan, kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi yazmayan, resmi görüşle çelişkileri derinleşen bir şairin yazdıkları rahatsızlık verecek kadar göze batar hale gelmişti.

Mehmed Kemal de “Acılı Kuşak” kitabında bahseder bu meseleden. Ayrıntılarını anlatır şairin kendi şiirini aşarak şiiri yeniden başlatabileceğinin altını çizer. Bunu göremeyenlerin de ne yapacaklarını şaşırır bir halde çaresizliğe düşeceği ve kendini tekrar etmekten başka elinden bir şey gelmeyeceğini not düşelim ve Montör Sabri’ye dair satırları bir de Mehmed Kemal’den okuyalım:

“Montör Sabri’yi, o yıllarda Kürdün Meyhanesine giden bütün sanatçılar tanırdı. Orta boylu, kumrala çalan saçlı, göçmen görünümünde bir işçiydi. İmalat-ı Hayriye fabrikalarında montördü. Meyhaneye gelir, geç saatlere kadar içer, sarhoş olur giderdi. Bazen de, gene barların bulunduğu caddede geç saatlerde koltuğunun altında eve götüreceği nevalesi ya da ekmeğiyle görünürdü. Montör Sabri’yi hepimiz tanırdık ama şiirini, adıyla sanıyla Orhan Veli yazdı.”

Hikâyeler birbirini destekliyor. Bir işçinin hayatı şiire girince kimlerin tedirgin olduğu da yazıyor edebiyat tarihinde. Yaşadığımız bu hoyrat zamanı anlamak ve geçmişle arasındaki kesintisiz bağı görmek için şiir de bir olanak olabilir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa