12 Ocak 2019 04:15

'Devlet baba'dan gerçek babaya!

Paylaş

1985 tarihli “Rocky 4” filmi serinin en zayıf halkası olsa da (Rocky 5’i seriye bile koymuyorum) en çok konuşulanıdır muhtemelen. Filmin gücü, sinemasında değil öngörüsünde yatıyordu. Daha Moskova sokaklarından uzun McDonald’s kuyrukları oluşmadan çok önce Sovyetler Birliği’nin çözüleceğine dair bir öngörüyü barındırıyordu film. Üstelik CIA raporlarında bile bu çözülmenin 2000’li yılları bulacağı yazılıyken!

Alt sınıftan göçmen bir İtalyan’ın tek sermayesi olan yumruklarını konuşturarak önce Amerikalı beyazlara, ardından da ‘siyahlara’ kendini kabul ettirme hikayesini anlattığı 1976 tarihli “Rocky”nin ardından hem karakterin hem de filmin hızla düzen içine çekilmesi uzun sürmemişti. Dördüncü filme gelindiğinde önceleri büyük rakip olduğu dostu Apollo Creed’in üstelik de ABD topraklarında Sovyet Boksör İvan Drago tarafından ringde öldürülmesi ve Rocky’nin rövanşını izliyorduk. Bu kez Moskova’da yapılan müsabakada Drago, Sovyet biliminin bütün olanaklarıyla hazırlanırken, Rocky dağda kütük taşımak zorunda kalmıştı. Zorlu müsabakanın sonunda Rocky hem maçı hem de Sovyet halkının gönlünü kazanıyor, bürokrasi panik halinde bakakalıyordu. Nihayetinde büyük bir öngörüydü.

Aradan 20 yıl geçtikten sonra Philadelphia’da yaşayan ve restoran işleten orta yaşlı bir adam olarak çıktı karşımıza Rocky Balboa. Üstelik kendi adını taşıyan filmle karşılaştık: “Rocky Balboa”. 2015 yılına gelindiğinde ise Apollo Creed’in evlilik dışı bir ilişkiden doğan oğlu Adonis’in kapısını çalmasıyla Rocky efsanesi yeni bir boyut kazandı. Bu arada Sylvester Stallone’nin kendi elleriyle bir sinema efsanesi olan Rocky’nin dönüşümünü ustaca gerçekleştirdiğini, seyircide Philadelphia’da restoran işleten gerçek bir adam duygusu yaratmayı başardığını söylemek gerekiyor.

“Creed” hem Rocky’nin yeniden boksla temas etmesini sağlıyor hem de Adonis’in babasının adını alabilmek için ringin basamaklarını adım adım tırmanışını anlatıyordu. Finalde Creed adını hak edecekti. Ama Hollywood, “baba” meselesini çok sever ve sündürebildiği kadar sündürür. Hele de bu erkek çocuksa ve boks gibi bir sert bir spor söz konusuysa babalık mevzusu öyle kolay halledilmez. Hal böyle olunca Adonis’in babasının adını almasının yetmeyeceği düşünülmüş olacak ki, devam filminde bir de o ada layık olması gerektiğine karar verilmiş. Bunun için de “Rocky 4”ün ruhu bulunmaz bir fırsat olarak geri çağrılmış.

Film, Kiev’de açılıyor. İvan Drago, Rocky mağlubiyetinin ardından gözden düşmüş ve belli ki Sovyetler yıkıldıktan sonra Rusya’da da barınamamıştır. Yoksul bir hayat sürdüğüne şahitlik ederiz. Öte yandan tabii ki onun da bir oğlu vardır ve o da boksördür. Viktor da kendi ülkesinde önüne geleni devirmektedir. Öte yandan Creed, ilk filmde bıraktığımız yerden devam etmiştir ve filmin başında ağır sıklet boks şampiyonluğunu elde ettiği maçı izleriz. Bianca ile evlenmeyi düşünmektedir. Tabii ki kader ağlarını örecek ve Creed ile Viktor’un kapışması kaçınılmaz hale gelecektir. Apollo ile Drago’nun trajik hikayesi oğullarının sırtında yeniden yükselecektir. Drago da böylece eski prestijini yeniden kazanma peşindedir.

Film bundan sonra neredeyse birebir “Rocky 4”ün izleğini takip ediyor. Tıpkı babası gibi kibirli davranıp maçı bir şova dönüştüren Creed ilk maçta ABD’de Viktor’dan küçük düşürücü bir dayak yiyor. Rövanş ise Moskova’da gerçekleşiyor. Ve kanlı bir mücadele oluyor. Tabii ortada bir “Soğuk Savaş” ve ülkelerin birbirlerine karşı üstünlük kurma çabası olmadığı için bu kez karakterlerin motivasyonu babalarına rüştlerini ispatlamak olarak ifade edilebilir. Creed, ‘evlilik dışı’ bir çocuk olarak babasının adına layık olmak için ter dökerken, Viktor babasının adını temize çıkarmak için sallıyor yumruklarını. Bu arada filmin Moskova’da geçen bölümünde “Rocky 4” hayranları için bir sürprizin olduğunu da belirtelim.

Ama film unutulmaz olması için avucunun içine gelen fırsat kaçıyor. Drago’nun içinde bulunduğu durumu seyirciye yem olarak atıp dikkatleri çektikten sonra 30 yıl öncesinin klişesine yaslanarak ilerlemeyi tercih ediyor. Creed’in motivasyonunu mümkün olduğu kadar ‘insani’ bir zemine çekerken Drago ve Viktor’un motivasyonlarını da ‘saf’ bir intikam hissi ve kötü olmakla resmediyor. Böylece taraflardan birisinin büyük potansiyeli iki boyutlu hale getirilerek filmin derinlik kazanmasının da önüne geçiliyor. “Rocky 4”ün formülünü işletmekteki saplantı, karakter derinliğine de yansıyor haliyle. Ancak en vasat filmlerde bile ‘kötü’nün motivasyonlarına kısa da olsa alan açılan günümüz sineması için oldukça eski bir tutum bu. Kaldı ki bütün Hollywood propagandasına rağmen “Rocky 4”te bile iki tarafın motivasyonunu tam olarak anlayabiliyorduk. Nihayetinde orada karakterler yumrukları kendileri için değil, ülkeleri için atıyorlardı.

Filmin yönetmen koltuğuna oturan Steven Caple Jr.’ın da ilk filmi yönettikten sonra “Kara Panter”i de çeken Ryan Coogler’ın düzeyini yakalamakta zorlandığının altını çizelim. Coogler özellikle de Philadelphia’nın alt kültürünün dokusunu filmin içine ustaca yedirmiş, boks sahnelerinde de oldukça maharetli bir iş çıkarmıştı. Steven Caple ise daha düz bir anlatıyı tercih ediyor. İki film arasındaki fark biraz da “Rocky 1” ve “Rocky 4” arasındaki farka da benzetilebilir.

50 milyon dolara mal olan filmin şimdiden üç katı gişe geliri elde ettiği düşünülürse devamlarının gelmemesi için bir neden yok. İvan ve Viktor’un ‘yola devam’ mealindeki son görüntüsü yeni bir karşılaşmaya bağlanır mı? Creed ile Viktor “Akılsız babaların cezasını çeken çocuklar” olarak Apollo ve Rocky gibi iyi birer dost olurlar mı bilinmez. Ama belli ki Philadelphia’da restoran işleten ihtiyar ölmeden, sinemadaki Rock mitolojisi bitmeyecek!

CREED 2: EFSANE YÜKSELİYOR

ORİJİNAL ADI: Creed 2
YÖNETMEN: Steven Caple Jr.
OYUNCULAR: Michael B. Jordan, Sylvester Stallone, Tessa Thompson, Phylicia Rashad, Dolph Lundgren, Florian Munteanu
YAPIM: 2018 ABD
SÜRE: 130 dk.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa