06 Ocak 2019 11:30

Rahat olun, 'Kültürel hegemonya' sizde nasılsa!

Paylaş

Aslında ’89 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nin aldığı sonuçlarla başlayıp yıllardır süre gelen bir ‘muhalefet’ ekseniydi. Denilebilir ki 16 yıllık iktidar serüveninde AKP’nin işini hep kolaylaştıran, ona alan açan önemli avantajlarından biri de oldu bu. Tartışmayı dağıtmamak için, elbette önemli sayılabilecek ayrıntıları bir tarafa bırakırsak, “Siyasal İslam’a karşı Cumhuriyet rejimini korumak” başlığı altında derlenebilecek ‘tarz ı muhalefet’in esas itibarıyla pek değişmediği söylenebilir. Önce fiili olarak, zamanla öyle ya da böyle geçilen seçimlerde kendince ‘yasal’ çerçevelerde kurumsallaşma hamleleriyle ‘tek parti-tek adam rejimi’ inşa ediliyor; ama sözkonusu muhalefetin “Cumhuriyet rejimini korumak” nöbeti pek de değişime uğramıyor!

Bu ekseni motive eden kaynaklar konusunda da epeyce bereketli bir zemin var elbette:

Cumhuriyet devrimlerinin yenilmezliğinden bu devrimlerin bekçisi silahlı kuvvetlerin sarsılmaz iradesine, laikliğin derinlere kök salmış damarlarından Cumhuriyetin kültürel hegemonyasının yıkılmazlığına dair vb. besleyici, gerektiğinde teskin edici hap niyetine içilebilecek çokça hamasi ön kabul var nasılsa...

Reçetede yazılı haplar çare olmadıkça, ‘yan etkileri’ umulan devadan daha baskın çıktıkça sıralamalar değişti de akıbet pek değişmedi!

Saray defterine adını ‘Bakan’ olarak yazdıran paşadan tutun da laikliğinden ve dahi Cumhuriyetçiliğinden şüphe duyulmaz MHP’nin ‘siyasal İslamcı’ iktidarın taşıyıcı kolonu haline gelmesine kadar, güvenilen dağlara çok kar yağdı ama tarz-ı muhalefetin ekseni esas olarak aynı kalabildi; “Türkiye İran ya da Malezya olmayacak”tı mesela!

Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi “kültürel iktidar” kurulamıyordu işte!

Güvenilir araştırma şirketlerinden KONDA’nın 2008-2018 arasındaki 10 yıla dair çeşitli alanlardaki mukayeseleri içeren Toplumsal Değişim Raporu da ‘rahatlatıcı hap niyetine’ okundu daha çok.

Araştırmaya göre, örneğin 10 yıl önce kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 55’ten yüzde 51’e gerilerken, “asla başımı kapatmam” diyenlerin oranı yüzde 50’den, bugün yüzde 58’e ulaşmış. Yine, Türkiye’de ateist oranı yüzde 1’den yüzde 3’e yükselirken, kendini “inançsız” olarak tanımlayanların oranı yüzde 1’den yüzde 2’ye çıkmış. Ayrıca, oruç tutanların oranı da yüzde 77’den yüzde 65’e gerilemiş...

Farklı boyutlarıyla tartışılmaya açık olan bu verileri, “Laikler, endişeli modernler müsterih olabilirler, bakın işte AKP dindarlık dayatmıyor demek ki!” şeklinde okuyup da şeker kıvamında sükûnet dağıtan iktidarın kalemli kuvvetlerine inanacak değiliz elbette. Eğitimi dinselleştirme çabaları ortada. Diyanetin payı yüzde 34 oranında artırıldı bütçede. “Dindar nesil” yetiştirme kararlılığı sürüyor, konuşulması bile abesle iştigal, geçelim.

Ama bu sonuçların bir bakıma teyit ettiği, hegemonik ölçüde “dindar/kindar nesil” yetişmediği olgusundan hareketle, “Cumhuriyet değerlerinin sağlam temelleri” üzerine güzellemeler yapıp “kültürel hegemonya hâlâ bizde” diye destan yazmaya da gerek yok herhalde!

“Laik MHP”nin mevcut rejimin bileşeni haline gelmiş olması bile “kültürel hegemonya” konusunda kendini rahat hissedenlerin açmazını sergilemeye yeter aslında.

 Rejimin “makbul” zeminini sadece dincilikle sınırlamak, milliyetçiliği hâlâ sığınılacak ve savunulacak “Cumhuriyet değeri” olarak görmek ve siyasal-kültürel geleceği için milliyetçiliği gözeterek  yatırım yapmak...

İflah olmaz bir açmazdır!

Bugünkü düzenin “bekası”, dincilikle milliyetçiliğin içiçeliğini zorunlu kılmaktadır. İkisi bir arada ve iktidardadır. Siyasal ya da kültürel hegemonya meselesini de bu bağlamda ele almayan ve bunun da ötesinde sınıfsal boyutları teğet geçen her yaklaşım, belki kendisini rahatlatabilir ama belirleyici bir muhalif özgül ağırlığa asla ulaşamaz...

Boşuna söylenmemiştir:

Dolandırıcının başarısı çok zeki olmasından değil, dolandırılanların kendilerini çok zeki sanmalarındandır!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa