23 Aralık 2018 09:45

Cebi boşalan seçmeni 'damardan' doldurmak!

Paylaş

Memleket seçim sath ı mailine girince “Seçmen davranışı...” diye başlayan ne çok sözler edilir. Araştırmalar, anketler yapılır, yaptırılır; sonuçlara göre seçim stratejileri belirlenir, ‘bu sefer tamamdır’ rüyalarına yatılır da (en azından) 16 yıldır ülke aynı iktidarla yönetilir. Yazının konusu değil ama bu tablodan daha genel bir sonuç çıkarmak mümkün elbette; mesele ‘seçmen davranışı’nı teşhis etmekten başka bir şeydir. ‘Seçmen’, deyim yerindeyse konjonktürel bir kimliktir sonuçta, ‘davranışı’ da öyle. Aslolan halka ‘seçmen’ olarak değil de ‘vatandaş, yurttaş’ olarak ve konjonktürel değil de ‘süresiz’  yönelebilmekte... Bu ise seçimden öte başka bir ‘bilinç’ gerektirecek ısrarlı, istikrarlı bir çalışma ve emek ister, deyip bir kenara koyalım ve ‘seçmen davranışı’na dönelim yine.

Normal koşullarda ekonomik durumun ‘seçmen davranışını’ önemli ölçüde etkilediği, hatta belirlediği söylenir. “Türkiye’de de böyle” diyebiliyor muyuz? Evet ya da hayır diye kolayca yanıtlayabileceğimiz bir soru değil herhalde. Özgünlük mü dersiniz ilginçlik mi yoksa, her neyse işte, mesele karmaşık biraz.

Örneğin, 24 Haziran seçiminden önce yaptığı bir ankette KONDA, “ekonomik durumlarının nasıl olduğunu” soruyor AKP seçmenlerine. “Kötü diyorlar elbette. Memnun olmadıklarını belirtiyorlar. Aynı seçmenin “Türkiye’nin ekonomik durumu nasıl?” sorusuna yanıtı ise oldukça ‘özgün’; “İyi” diyor! Kendisinin ekonomik durumu kötü ama ülkenin ekonomisi iyi!

Bu çelişkili ‘davranışı’ iyi okumak gerekiyor. Ki, bahsettiğimiz 16 yıllık ‘değişmezlik’ de bu çelişkinin ‘sırrında’ saklıdır zaten. Nedir o? Haşmetli iktidarımız, seçmeni kendi hikâyesiyle başbaşa bırakmıyor, daha etkili, daha “büyük” bir hikâye anlatıyor ona ve inandırıyor bir şekilde...

***

Yerel bir televizyon kanalının, sosyal medyada epeyce de yer edinen, bir sokak röportajında, “Hangi partiye oy vereceksin?” sorusunu şöyle yanıtlıyordu biri: “Ak Parti’ye neden veriyom biliyor musun? Nasıl füzeleri çıkartmış Tayyip Erdoğan, baba baba, oyum ona. Amerika kim yav? Osmanlı tokadını vurdun mu yapıştıracan yere... Dört tane teröristi koruyacakmış! Bak gördün mü nasıl çekti askerini... 2500 km’lik füze çıkartmış Erdoğan, hangi parti yapabilir ki? Aş iş istemiyorum kardeşim, bana silah lazım silah!”   

Muhtemelen, geçen günler yapılan asgari ücret görüşmelerinden bihaber olup da asgari ücrete talim eden ya da kıt kanaat geçinen biridir. Pazara çıktığında domates ve soğan fiyatlarına gıcık olan bu ‘yurdum insanı’na “eğitim şart” deyip geçebilir misiniz? Ya da sözgelimi Mine Kırıkkanat’a sorsan, “boşverin onu, hem baksanıza doğru düzgün Türkçe bile konuşamıyor da milliyetçi geçiniyor...” der geçer de... Ama o ‘seçmen’ işte, aslı astarı olmayan bambaşka bir hikâyeye inandırılmış olarak kendi gerçekliğini öteleyebiliyor ve yüzde 50+1’in 1’i olarak (kendi kaybediyor belki ama) seçimi kazandırabiliyor!

Gerçekte cebi boşalsa da aklı ve algıları boş bırakılmamakta, kuşatıldığı hamasi iklimde “damardan” doldurulmaktadır! Açtır belki ama övecek ve övünecek şeyleri vardır. “Devletin bekası” söz konusuyken, açlığa, yoksulluğa katlanmak gerekmektedir. Bu övüneceği bir kahramanlıktır;  bu kahramanlığı ona bahşedenler ise övgüye ve elbette oya layıktır!

***

Uzatmayalım; krizin götürdüklerini öteleyen bu ‘beka’ efsanesini, “dört bir yandan düşmanlarla kuşatılmış ülkemiz” klişesini sorun yapmayan, tartışmayan bir ‘muhalefetin’ başarılı olması mümkün değildir. Sadece krizi konuşmak da yetmez, iktidarın krize karşı tahkim ettiği bu dalgakıran tuzağına da düşmemek gerek. Örnek mi? Sen “Fırat’ın doğusundaki terör yapılanması” dedikçe, “bana füze lazım füze” diyen ve ABD’nin Suriye’den “Erdoğan’ın 2500 km. menzilli füzelerinden” korkup kaçtığına inanan o ‘seçmenin’ kendisine anlatılan ‘büyük hikâyeye’ inanmasının zeminini güçlendirirsin sadece. ABD’yle pazarlıklar üzerinden şimdilik ertelenen ve muhtemelen seçimin öngünlerinde Fırat’ın doğusuna yönelecek fırtına obüslerinden havalanacak üç beş füze gerçekte muhalefetin oy rezervinin üzerine de düşecektir. Öyle “Tamam Fırat’ın doğusunu vuralım ama bunu iç politikada malzeme yapmamak lazım” demekle de olacak şey değil. Siyaset bir bütündür çünkü ve çoktan siyasileşmiş füzelere ‘aman bize ilişme’ aklını veremezsiniz. Maalesef o kadar da ‘akıllı’ olamadılar daha!

Bu arada, nedense aklımıza geldi de... CHP’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, Cuma namazını edâ ettikten sonra ayağının tozuyla Fatih’in türbesini ziyaret etmiş ve şöyle demiş:

"İstanbul'u anlamak aslında Fatih Sultan Mehmet Han'ı anlamaktır."

Sağdaki seçmeni bu dille kazanacak ya...

Kolay gelsin paşama!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa