Enflasyon verilerini nasıl okumalıyız?


07 Aralık 2018 03:30

Hafta içerisinde açıklanan enflasyon verisi en iyimser tahminleri dahi belirgin şekilde geride bıraktı. Açıklama öncesinde kamuoyuna yansıyan piyasa beklentisi yüzde 0.25’lik bir artış ile yüzde 1.1 daralma arasında değişiyordu. İstanbul Ticaret Odasının (İTO) açıkladığı İstanbul enflasyonu verilerine göre ise perakende fiyatlarda bir önceki aya göre yüzde 0.24 oranında bir gerileme yaşanırken, toptan fiyatlarda ise yüzde 0.18 dolayında bir artış yaşanmıştı. Kısacası İTO’ya göre enflasyonla mücadele İstanbul’a uğramamıştı. Buna karşılık TÜİK tarafından açıklanan veriler aylık bazda TÜFE’de yüzde 1.44’lük, yurt içi ÜFE’de ise yüzde 2.53’lük bir gerilemeye işaret ediyordu.

Fiyatlardaki gerilemenin ardındaki başlıca nedenlere gelirsek ilk akla gelen etken kurdaki gerileme. Temmuz ayının son haftasından itibaren yükselişe geçen kur Brunson krizi ve Erdoğan’ın döviz hesaplarına müdahale edileceği iması taşıyan konuşmasıyla ağustos ayının ortalarında zirve noktasına ulaşmıştı. Bu tarihte 7 TL’nin üzerine kadar tırmanan dolar kuru Brunson’ın salıverilmesinin ardından ekim ayından itibaren gerilemeye başladı ve kasım ayı sonunda 5.20 seviyesinin altına kadar geldi. 

Bir diğer önemli etken ise petrol fiyatlarındaki gerileme oldu. Ekim ayı başında Brent petrolünün varil başına fiyatı 85 dolar düzeyindeydi. Bu tarihten itibaren yönünü aşağı çeviren petrol fiyatları ekim sonunda 75 dolara, kasım sonunda ise 59 dolara ulaştı. Bu eğilim ülkedeki akaryakıt fiyatlarını da geriletti. Örneğin ekim sonunda İstanbul Anadolu yakasındaki kurşunsuz benzin pompa fiyatı 6.98 TL, motorin fiyatı ise 6.41 seviyesindeydi. Kasım ayı sonunda ise sırasıyla sonunda 6.14 ile 6 TL seviyelerine geriledi.

Fiyatlardaki gerilemenin ardındaki bir diğer önemli etken ise elbette ekonomideki yavaşlama. Cari açık verisinden de görüldüğü üzere yaşanan durgunluk günden güne ağırlığını hissettiriyor. Kredi piyasalarında da durum farklı değil. Son aylarda kredi faizlerinde yaşanan sert yükselişin yanı sıra ekonomiye dönük olumsuz sinyallerin güç kazanması tüketici talebini olduğu gibi yatırımları da baskılıyor. Burada işleyen dinamik hükümetin arzulayacağı türden değil. 

Son olarak otomotivde, konut satışlarında, beyaz eşyada ve mobilyada uygulamaya konan ÖTV ve KDV indirimlerinin de etkili olduğu görülüyor. Ne var ki bu indirimlerin yıl sonuna kadar devrede olduğu unutulmamalı. Memurların açıklanan enflasyona dönük tepkisi de bundan kaynaklanıyor. Zira bu indirimler dar gelirli kesime pek yansımadığı gibi, yılın son aylarında enflasyon geçici olarak aşağı çekilerek alacakları enflasyon zammının geriletildiği düşüncesi yaygın. Yılın başından itibaren ise enflasyonun tekrar yükselişe geçmesiyle enflasyon karşısında maaş kayıplarının hızlanacağı endişesi taşıyorlar.

Açıklanan verilere ilişkin bir diğer önemli başlık ise son yıllarda sıkça dile getirilen güvenilirlik sorunu.  Enflasyon değerlendirmelerinden sorumlu birimin başında bulunan başkan yardımcısının 15 yılın rekorunu kıran eylül ayı enflasyonu rakamlarının açıklanmasının hemen ardından görevden alınması bu güven probleminin derinleşmesine kuşkusuz büyük katkıda bulundu. Enflasyon büyüme verisi gibi değil. Vatandaşın günden güne gözlemlediği, daralan alım gücü nedeniyle her an hissettiği bir istatistik. Elbette ki her kesimin enflasyonu farklı ve bireylerin enflasyon sepetindeki tüm fiyatları gözlemleme olanağı yok. Ne var ki, yaşanılan ile açıklanan arasındaki uçurum derinleştikçe, sendikalar, ticaret odaları ve diğer bağımsız kurumların yaptıkları hesap ile resmi kurumların açıkladığı verilerle tutarsızlık arttıkça, sapmanın yönüne de bağlı olarak resmi verilere dönük itimat sorunu büyüyecektir. Yakın geçmişte Arjantin’in enflasyon verilerini düşük göstermek amacıyla oynama yaptığı ortaya çıkmıştı hatırlayacaksınız. Bugün halen daha ülkenin resmi istatistikleri çoğu zaman alay konusu yapılmakta. Burada güveni bir kez yitirdiğinizde sonrasında tekrar kazanmanız oldukça zor. Hele Türkiye gibi yabancı sermaye girişine bağımlı bir ülkeyseniz faturası oldukça ağır olabilir.

Son olarak, beklenenden düşük gelen enflasyon verisinin bir kez daha faiz indirimi tartışmasını alevlendirdiği ve bunun da döviz kurunu yukarı taşıdığı görülüyor. Her ne kadar Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi toplantısının ardından para ve maliye politikalarındaki sıkı duruşun devam edeceği vurgulansa da bu konu Erdoğan seçim meydanlarına çıkmaya başladıkça tekrar tekrar gündeme gelecektir. Ne var ki, konunun gündeme geldiği an kurun gösterdiği sert tepki hükümetin hareket alanının ne denli dar olduğunun önemli bir göstergesi.

www.evrensel.net
ETİKETLER murat birdal