O gazeteye ekmek veren fırıncıyı da alın!


12 Eylül 2018 04:13

“İki yıl önce karşısında bulunduğumuz olayların en önemlisi Şeyh Sait ayaklanması ile beliren eylem değildi. Asıl tehlike memleketin genel yaşantısında meydana gelen karışıklıktı, anarşik durumdu. (...) Aldığımız tedbir, yalnız Doğu’daki davranışın değil, memleketin gelişip ilerlemesine başlıca engel olan sosyal düzendeki karışıklığın ortadan kalkmasını da sağlamıştır.”*

Başlangıçta iki yıl için çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasası’nın süresinin iki yıl uzatılması için Mecliste yapılan görüşme sırasında dönemin Başbakanı İsmet İnönü böyle diyordu.

4 Mart 1925 tarihinde çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile İstanbul’da yayımlanan “Tevhid-i Efkâr”, “Son Telgraf”, “İstiklâl”, “Orak-Çekiç” gazeteleri ile “Aydınlık”, “Sebilülreşat” dergileri, Bursa’da yayımlanan “Yoldaş” gazetesi kapatılmış ve sorumluları tutuklanmıştı.

Dönemin ‘tehdit’ konseptinin basın rejimini doğrudan belirlemesine dair yönetme pratiği, asırlık bir deneyim olarak bugüne aktarıldı.

Yargının Saray hegemonyasıyla uyumlu hareket ettiği günümüz Türkiyesi’nde ise önce operasyon yapılıp, ardından da ‘delil’ icat edildiği bir düstur rutin hale geldi.

İlk duruşması bugün İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek olan, 29 Mart 2018 günü kayyım atanmasıyla birlikte çalışanları gözaltına alınan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin başına gelenler de bunun tipik bir örneğini oluşturuyor.

TSK’nin Afrin’e dönük başlattığı “Zeytin Dalı” operasyonunun ardından, o süreçte yaptığı yayınlar nedeniyle gazeteye sonradan kayyım atanırken, basıldığı matbaanın çalışanları da tutuklanmış ve matbaadan alınan gazeteler üzerinden geriye dönük olarak yapılan taramayla ‘delil’ oluşturma yoluna gidilmişti.

6 gazeteci tutuklanırken, toplam 14 çalışan hakkında “Örgüte üye olmak”, “Propagandası yapmak” ve “Örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” iddialarıyla iddianame düzenlendi. Tutuklu olanlar şunlar: İshak Yasul (Yazı İşleri Müdürü), Hicran Urun (Editör), Mehmet Ali Çelebi (Editör), Reyhan Hacıoğlu (Editör), İhsan Yaşar (İmtiyaz Sahibi), Pınar Tarlak (İdari İşler).

72 sayfalık iddianamenin 50 sayfadan fazlasını, gazetenin 20 Ocak 2018’den sonra çıkan nüshalarındaki haberler oluşturuyor.

İddianamede gazetede “editörlük” görevi yürüten gazeteciler hakkındaki değerlendirme şöyle: “Gazetede editör olarak çalışan şüphelinin terör örgütünün bölücü ve şiddet içerikli ideolojisinin, korkutucu gücünün yayılması, örgütün meşru ve haklı gösterilmesi, örgüt lehine uluslararası kamuoyu oluşturulması amaçlarına yönelmiş sözde haber ve açıklamaları hazırlamakla görevli olduğu…”

İddianamenin kuruluş mantığını ele veren en çarpıcı örneklerden birini dış haberler editörü Mehmet Ali Çelebi’nin telefonunda PYD Eski Eş Başkanı Salih Müslim’in telefon numarasının bulunmasının, “Şüphelinin belirtilen terör örgütü liderleriyle doğrudan irtibatlı olduğu” şeklinde yorumlanarak suçlama konusu yapılması oluşturuyor.

Bu noktada, Abdülkadir Selvi’den bir hatırlatma yapalım: “Devlet yetkilisi, ‘PYD ile uzlaşmak mümkün. IŞİD ile PYD arasında çok büyük fark var. PYD’nin rasyonel ve muhatap alınabilecek bir aktör olduğunu düşünüyoruz. Rasyonel davranırsa uzlaşma mümkün’ demişti. PYD konusunda gelinen son aşamayı, Ankara’nın da rasyonelleşmesi olarak görmek mümkün. Davutoğlu’nun dışişleri bakanı olduğu dönemde Salih Müslim Ankara’ya davet edilmişti. Ankara’nın politikalarıyla uyumlu olduğu takdirde Ankara’da temsilcilik açması gündeme gelmişti.”**

Devlet yetkilileri görüşünce meşru, işi zaten onunla görüşmek olan gazeteci görüşünce suç!

İddianamede bir başka ilginç suçlama ise kişilerin mesleki geçmişlerine dair. Daha önce Özgür Gündem gazetesinde çalışmış olmaları editörler hakkında “suç delili” olarak sunulmuş.

İddianamede yer almasa da, Gazetenin Aşçısı ‘Fatma Ana’ hakkında bile yakalama kararı çıkarıldığını hatırlatalım. Neyse ki, 60 yaşının üzerindeki ‘Fatma Ana’ ifadesi alındıktan sonra soruşturmadan düşürülmüştü.

Ancak gazetenin basıldığı matbaanın çalışanları Fatma Ana kadar şanslı değildi. Gazete gibi kayyım atanan Gün Matbaacılık için de ayrı iddianame düzenlendi. 18 Eylül’de ilk duruşması görülecek davada Matbaa Sahibi Kasım Zengin ile matbaa işçilerinden oluşan toplam 21 kişi tutuklu yargılanıyor.

Yani geriye, operasyondan canını kurtaran tek bir kişi kadı: Gazeteye ekmek veren fırıncı!

Bir gazetenin haberleri yargılama konusu yapılabilir. Ama burada kıstas somut bir haberden hareketle, o haberi yapan kişi ya da imzasızsa sorumlu yazı işleri müdürüne dava açılmasıdır. O noktada da demokratik bir hukuk rejimi açısından kıstas, ifade özgürlüğünü esas alan bir bakış açısıyla yaklaşmaktır. Burada bir döneme dair olarak, gazetenin toplam bir yayıncılığı gerekçe gösterilerek editöründen, matbaacısına, idarecisinden, aşçısına kadar herkesin derdest edilmesi gibi akıl sınırlarını zorlayan bir uygulama var.  Bir tür korku filmi gibi.

Umarız bugün tutuklu meslektaşlarımız için özgürlük günü olur.

* Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri 1924-1930, s.22

** Abdülkadir Selvi, Salih Müslim’in Türkiye trafiği ve İncirlik Üssü, Yeni Şafak, 7 Temmuz 2015

www.evrensel.net