İçeride ve dışarıda barışa daha çok ihtiyaç var


01 Eylül 2018 03:25

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü.

1939’da Nazi Alman ordularının Polonya’ya saldırarak; dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı, en yıkıcı savaşı başlattığı günün yıldönümü.

Faşizm Avrupa’da yenildikten sonra ve 1 Eylül “Dünya Barış Günü” olarak ilan edildikten sonra; 1 Eylül her yıl barış talepli etkinliklerle kutlandı.

Diyebiliriz ki, 20. yüzyılın başından itibaren (özellikle de 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan beri) barış mücadelesi, dünya halklarının emperyalizme karşı, emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşması girişimlerine karşı; halkların kurtuluş mücadelesinin bir dayanağı olarak çok önemli bir talep olagelmiştir.

Nitekim Rusya halklarının biraraya gelerek, dünyanın ilk sosyalist devletini kurmalarının yolunu açan Büyük Ekim Devrimi’nin baş sloganı da “Ekmek, Barış, Özgürlük”tü ve bu bir rastlantı değildi. İkinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde ise, -avaşın hem öncesinde hem de sonrasında- “barış mücadelesi” yine çok önemli rol oynadı. Zira yeni bir emperyalist savaş tehdidine karşı olduğu kadar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’ye karşı yürütülen “soğuk savaş” kampanyasına karşı da bu mücadele önemli bir işlev görecekti.

BÖLGEDE BARIŞ TALEBİ ACİLİYET KAZANDI

Bugün de dünyanın pek çok ülkesi ve bölgesinde savaşlar ve iç savaşlar devam etmektedir. Bütün bu savaşlara ve bunlara bağlı olarak gelişen yerel güçler arasındaki silahlı çatışmalara bakıldığında; süregiden çatışmaların bir emperyalist savaşı tetikleme olasılığı da yabana atılmamalıdır. Dolayısıyla bugün “barış mücadelesi” dünden daha az önemli değil, bilakis daha çok ihtiyaç duyulan bir mücadeledir.

Dahası, barış mücadelesi ve bu mücadeleyle bağlantılı talepler; halkların kendi kaderini tayin hakkı, emperyalizme ve yerli gericiliklere karşı bağımsızlık, yanı sıra demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin de önemli bir dayanağı olmayı sürdürmektedir.

Özellikle ülkeler arasındaki savaşların, iç savaşların yoğunlaştığı dönemlerde “barış talebi” çok daha öne çıkmaktadır.

21. yüzyıla baktığımızda ise; Ortadoğu merkezli iç savaş ve çatışmaların büydüğünü, cihadist-terörist örgütlerin ise iç savaşlara başvuracak kadar güçlendiğini görmekteyiz. Öte yandan bölgedeki emperyalist müdahaleler, yerli gericiliklerin ortaya çıkan kaostan yararlanmak için yaptıkları gerilimi artıran girişimleri, ”bölgedeki barış talebinin” aciliyetini daha da artırmıştır.

DEMOKRATİKLEŞME İÇİN İÇ BARIŞ

Türkiye içinde barış mücadelesine gelince; bu mücadeleye bağlanan talepler, bir “dışsal” yani genel olarak bir “dünya barışı” için yürütülen mücadeleyle sınırlı değildir. Zira bu mücadele, Türkiye’nin doğrudan “iç barışını”, demokratikleşmesini ilgilendirmektedir.

Ama öte yandan “Türkiye’nin güvenliği sınırlarının dışından başlar” diyen ve 2007’den itibaren adım adım hayata geçirilen “aktif dış politika” stratejisiyle birlikte “barış talebi” yepyeni bir boyut kazanmıştır. Çünkü bu saatten sonra barış mücadelesi sadece “Kürt sorununun demokratik çözümü”nü (iç politikanın) ilgilendiren bir mücadele değil; Türkiye’nin komşu ülkelerle ilişkisini belirleyecek bir “dış politika” sorunu haline de gelmiştir.

BARIŞI SAVUNMANIN EKSENİ NEDİR?

Bu açıdan bakıldığında ülkemizde barış mücadelesinin ana ekseni;

- Kürt sorununun demokratik çözümünü savunmak,
- Türkiye’nin, bölge ülkelerine rejim dayatmama ve bölge halklarının kendi kaderini tayin etme hakkına saygı göstermesini istemek,
- Bölgeye emperyalist müdahalelere ve bölge gericiliklerinin bölgesel egemenlik, “yayılmacı” girişimlerine karşı; halkların eşit, adil ve gönüllü birliğini, kardeşliğini savunmaktan geçmektedir.

Bugün gelinen yerde ülkemizde “barış mücadelesi” Erdoğan-AKP yönetimi tarafından; “teröristlere yardım”, “vatan hainliği”, olmadı “casusluk” suçlamasına varan pek çok ağır ithamla suçlanmaktadır. Nitekim vehamet, sosyal medyada “Savaşa hayır”, “Barış istiyoruz” diyenler hakkında soruşturma açılmasına, Cumartesi Anneleri’nin 700 haftadır yaptıkları toplantılara saldırmaya kadar gelmiş bulunmaktadır.

Çünkü gerek Erdoğan yönetimi gerekse onun arkasında yer alan güçler, Türkiye’nin Kürt sorununu ve komşu ülkelerle sorunlarını “güç”le, bu gücün en somut ifadesi olan “silah gücüyle” çözen bir stratejiye bağlamışlardır. Ki, bu tutum iç politikada özgürlükleri sınırlamakla, bu sınırlamanın kurumsallaşmış ifadesi olan “tek parti tek adam rejimi” ete kemiğe bürünmektedir.

Dolayısıyla barış mücadelesi, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesine bağlanmış bulunmaktadır.

Kısacası bugün;

- Dünyanın, düne göre bile barışa daha çok ihtiyacı var!
- Türkiye’nin, düne göre bile, içeride dışarıda barışa daha çok ihtiyacı var!

www.evrensel.net