Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür şair


19 Ağustos 2018 04:01

Genç bir şair ve düşünce insanı olan Tevfik Fikret de dönemin birçok edebiyat meraklısı gibi Recaizade Mahmut Ekrem’in Firuzağa’daki küçük konağına gider, orada sohbetlere katılırdı. O geceki sohbette de edebiyat konuşuldu ve ortamın dağınıklığından şikâyet edildi. Edebiyatın batıdan alacaklarıyla doğu kültürünü buluşturup bir senteze varabileceği konuşuluyor, mevcut gidişat üzerine içleniyordu sakinler.

Konakta Servet-i Fünûn’un sahipleri Ahmet İhsan ve ortağı Asım Bey de olduğu halde, dergi yönetiminin Recaizade Mahmut Ekrem’e verilmesi teklif edildi. Dergi sahipleri bu fikirlerinde ciddiydi ve yeni bir edebiyat ortamının oluşturulması için bu teklifte bulunmuşlardı. Nerden baksan devlet kademesindeki görevi nedeniyle bu fikre sıcak bakmayan Recaizade, aynı zamanda destekleyeceğini de bildirerek, kendi yerine Tevfik Fikret’i önerdi.

Derginin 7 Şubat 1896 tarihli 23. sayısı Tevfik Fikret yönetiminde çıkmaya başladı.

1867 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tevfik Fikret, genç yaşında Servet-i Fünûn’u bir ilim dergisi olmaktan çıkarıp edebiyat dergisi yapmak ve yazında bir hareket oluşturmak üzere kolları sıvadı.

Sakız Rumlarından olduğu halde Müslümanlığı kabul edip kızını da yanına alarak hacca gitmek üzere yola çıkan annesi Hatice Refia Hanım yolda koleradan ölünce 12 yaşında yetim kalan Fikret, Aksaray’daki konaklarında büyüttü çocukluğunu. Mahmudiye Rüştiyesi’ne devam ederken 1877 yılında Rus savaşından kaçan göçmenlerin okula yerleştirilmesi nedeniyle Galatasaray Lisesi’ne geçti. 1888’de okulu bitirdiğinde, hariciyede işe başladı hemen. Kısa bir süre sonra, hiçbir şey yapmadan maaş alıyor olmak ağrına gitti Tevfik Fikret’in ve başladığı bu işten istifa etti. Sadaret (Sadrazamlık) Kalemi’nde memurluk ve Yüksek Ticaret’te öğretmenlik görevlerinde bulundu.

Aşk şiiri yazmadığı iddiasıyla günümüzde de eleştirilen Fikret, dayısının kızı Nazime Hanım ile evlendi ve oğulları Haluk dünyaya geldi.

Meşrutiyet’i büyük bir coşku ve beklentiyle karşılayan Tevfik Fikret, İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidarı kendi çıkarları ve işbirlikçileri için sömürmesi karşısında ciddi bir eleştirel süreç yaşadı. Memleketin özgürlüğü için yola koyulan çoğu okumuş asker ve sivillerin iktidarını çalmakta gecikmeyen İttihat ve Terakki, tez zamanda emperyalistlerle işbirliği yapıp memleket yoksullarının sırtına bindi. Beyan edilen özgürlük ortamının yaşandığına tanık olacak bir zaman dilimi yaşamadı kimse, onların iktidarı boyunca.

Devletse de kanunsa da artık yeter olsun

Artık yeter olsun bu deni zulm ü cehalet

31 Mart ayaklanmasında gericilerin Galatasaray Lisesi’ni basacağı söylentisi yayıldığında “benim cesedimi çiğnemeden, okula giremezler” diyerek okulun kapısını tuttu. Arkadaşları okulun bahçesine Fransız bayrağı asmayı ve baskını bu yolla engellemeyi önerdiyse de bunu asla kabul etmedi.

Tevfik Fikret bu sırada, arkadaşı Hüseyin Cahit ile birlikte yayınlamaya başladığı Tanin gazetesindeki politik yazılarını sonlandırdı. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde yaptığı görevden de istediklerini yapamayınca ayrıldı. Bu okulda da yenilikleri tepkiyle karşılamakla kalmayıp, şair hakkında dedikodu üreten bir çevre vardı ve Fikret bunu hazmedemedi. Robert Koleji’nde öğretmenlik yapmaya devam etti ve nice zaman bu görevi sürdürdü.

Hüseyin Cahit Yalçın, Halid Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Siret ve Cenap Şahabettin gibi dönemin usta kalemleriyle Servet-i Fünûn için çalıştıysa da  bir süre sonra onlardan da yolunu ayırdı. Çekilip içine ve Sis’ler içindeki İstanbul’a bakmaya başladı. İstanbul’un her kapısında Abdulhamid’in bir jurnali haber uçurmak için bekliyordu saraya. Kimse aklından geçeni ulu orta konuşamıyor, ortalık müzevir kaynıyordu. Saray ve iktidar bundan besliyordu varlığını. Fikret’in babası Pertevniyal Valide Sultan’ın kâhyası Hüseyin Efendi de bir sürgünde, Antep’te ölünce, şair iyiden iyiye kendine döndü ve Aşiyan’da kendi tasarladığı evde yazın hayatına devam etti.

Nurullah Ataç şöyle demiş Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim adlı kitabına ilişkin: “Fikret’in en büyük eseri Tarih-i Kadim’dir. Onu çocuklarımıza muhakkak okutmak, anlatmak, şerh etmek lazımdır. Türk edebiyatında o derece fikirle dolu inşa edilmiş bir manzume daha göstermek kabil değildir.”

Kemal Özer, Tevfik Fikret’e “Savaşımcı ozan tasarımı” olarak bakar. Fikret’ten Nâzım’a, oradan 40, 50, 60 ve sonrası kuşağa aktarılan bu savaşma ahlakı bugün de edebiyatımızda varlığını sürdürüyor. Her dönemin şairi iktidarla ayrışacağı yolu da çiziyor aynı zamanda. Fikret ve onun bıraktığı aydınlanmacı, karşı gelme ve ısrar etme mirası bugünün insanlarına da yanıt veriyor.

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak.

TYS’den çıkan Tevfik Fikret kitabıyla, Betül Çotuksöken’in son paragrafıyla bitirelim:

“Tevfik Fikret olup bitende sorunu gören, olup biteni sorunlaştıran, eleştiren, sorgulayan, kısaca modern düşünme biçimiyle varolana bakan bir öznedir. İçinde yaşadığı toplumda yer alan –her varolana kendince temelsiz bir biçimde kutsallık ya da değer yükleyen- kavram gerçekçilerinin baskın tutumuna karşın, insana olan inancını hiçbir zaman yitirmeyen, değişimden yana olan, ilerlemeyi öne çıkaran bir söylem oluşturmuştur. Bu şiirsel söylemde hümanist, modern ve aydınlanmacı çizgi, yetkin bir felsefi söylem olarak değil, daha gevşek dokulu, bilgece tutumlar da içeren bir dünya görüşü olarak kendini gösterir.”

www.evrensel.net