Döviz yanardağında patlamalar sürecek!


08 Ağustos 2018 03:10

Dolar 5.40’lardan döndü. Avro 6.30’lara yaklaştı.

Önceki gece yaşandı bunlar.

Oysa...

Temmuz başında 4.50 düzeyindeydi.

ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulayacağı mesajının gündeme düştüğü 26 Temmuz’da ise 4.76!

10 günde yüzde 10’dan daha değerli bir düzey!

Sarsıntı değil basbayağı çalkalanmak!

Aktüel sebepleri şöyle sıralanıyor: ABD-Türkiye arasındaki papaz üzerinden restleşme. ABD’nin İran yaptırımlarının yürürlüğe girmesi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı 100 günlük eylem planının piyasaları rahatlatmaktan çok endişelendirmesi vs.

Gece yarısı gelen şu açıklama kurların tansiyonunu biraz düşürdü: “ABD ile ön mutabakat sağlandı görüşmeler yüz yüze devam edecek”. 

Gerçekten tansiyon düştü mü?

Dolar kuru 5 TL üzerindeyken ne mümkün?

Türkiye’nin en büyük patronlarının kulübü TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik

ne diyordu?

4 psikolojik sınırdı. Ama şimdi o bozuldu”.

Dolar neredeyse 5’e dayanmış vaziyette. Bunları yüksek buluyoruz. Bunlar iş dünyasının hazırlıklı olmadığı noktalar”.

Bilecik’in, AA Finans Masası’na konuk olduğunda sarf ettiği bu sözler sermaye açısından sıkıntılı durumu ortaya koyuyor.

Emekçiler için ise durum daha vahim.

Onlar için enflasyon yüzde 20’lere dayanmış. Alınan ücret zamları enflasyon karşısında kuşa dönmüş, yoksullaşma süreci başlamış.

Dolar şirketleri vurdukça da...

Emeği ile geçinenler için süreç yerini gelir kaybından gelir yoksunluğuna, yani işsizliğe bırakacak.

NE MERKEZ NE DE YASTIK ALTI KURTARABİLİR

Merkez Bankasının önceki gün dolara müdahalesinin ardından doların geldiği nokta 5.40’lar düzeyi oldu.

Merkez Bankası döviz imkanı oranı üst sınırı yüzde 45’ten yüzde 40’a düşürdü. Söz konusu değişiklik ile yaklaşık 2.2 milyar dolar tutarında döviz bankaların kullanımına geçti.

Piyasalar bana mısın demedi!

Zira yapılan işlem fırtınaya karşı yumruk.

Günlük işlem hacmine bakıldığında doları değil 2 milyar ile dizginleyebilmek, Merkez Bankasının bütün döviz varlığı ile düşürmek bile mümkün görülmüyor.

Çünkü Merkez Bankasının dövizi oldukça sınırlı!

Yastık altı varlıklar da çözüm değil.

Lakin yastık altındaki döviz ve altınların çıkması için...

Enflasyonun düşmesi, TL’nin istikrarlı değer kazandırması gerekir.

Ya da TL mevduatına enflasyonun çok üzerinde faiz verilmesi gerekir ki insanlar tasarruflarını TL’ye çevirsin (Tasarruf mevduatlarının ilk 6 ayda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20 artması bunun göstergesi).

Enflasyonun yüzde 20’lere dayandığı, faizlerin daha çok artmadığı ortamda vatandaşın altın ve dövizden vazgeçmesi olası değil.

SEFAHAT DÖNEMİ BİTTİ

2008 krizi 1929 benzeri bir buhrana dönüşmesin diye...

İnsanlar harcasın ekonomi canlansın  düşüncesiyle...

ABD ve AB Merkez Bankaları faizleri neredeyse sıfırladılar. Faiz kazanamayan küresel sermaye de yüksek kazanç için Türkiye gibi ülkelere aktı.

Ülke bankaları yurt dışından buldukları ucuz dövizi, ülke vatandaşlarına ucuz kredi olarak dağıtıyordu.

Ucuz taşıt kredisi...

Uygun konut kredisi...

Düşük faizli ihtiyaç kredisi...

Sokaklar arabalardan geçilmiyor, Türkiye’nin her tarafı şantiyeye dönmüş inşaatlar yükseliyordu.

Yüksek binalar, dev alışveriş merkezleri, uzun köprüler, büyük havaalanları tam gaz yapılıyordu.

Vatandaş elin parasını tüketmeyi zenginlik sanıyor, iktidar da Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokmayı hayal ediyordu (İnşaatla mümkün olmayacak ham bir hayal olsa da).

Bu rant çarkını döndürebilmek için yaratılan azgın sömürüye zenginliğin bedeli olarak bakılıyordu.

Amerikan Merkez Bankası “parasal genişleme”yi bitirdi.

Avrupa Merkez Bankası bitirmek üzere.

Ve artık Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ‘gelişen ülkeler’ diye adlandırılan ülkelere eskisi gibi akmıyor.

Deniz bitti!

Şirketlerin ucuz borç parayla sefasının, vatandaşın kredi kartıyla bol keseden harcamasının sonuna gelindi.

Faizler uçtu zira!

Şimdi bir kısım şirketler borç yapılandırması kuyruğunda!

İnşaatçılar Ankara’dan yardım dileniyor. Sektör temsilcileri arasında konut satışının hareketlenmesi için faizlerin düşmesi gerektiğini, hükümetten altın vuruş beklediklerini söylüyor.

Ticari emlak kapasitesinin yüzde 30’u boş durumda.

AVM’lerin boşalma haberleri çoğalıyor.

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2018 yılı yedi aylık dönemde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16 azaldı.

Veriler, ‘Sırada otomotiv mi var?’ dedirtiyor.

Mobilya, perakende de tehlikede!

BİR HAFTALIK FATURA DAHİ...

Kurlar Türkiye’yi ilk elden iki cepheden vuruyor.

Bir; şirketlerin yüksek döviz borçlusu olması nedeniyle şirketlerden...

İki; üretim ithalata bağımlı olduğu için, kurlar yükseldikçe üretim maliyeti yükseliyor. Bunun  enflasyonu tetiklemesi ile hayat pahalılığından... 

Şimdi bunlar ışığında bir haftalık faturaya bakalım!

Şirketlerin döviz borcu 220 milyar dolar!

Son 10 günde dolar 4.76 seviyesinden 5.30’lara geldi.

Ülke şirketlerinin net döviz açığı 10 gün önceki kurla TL cinsinden 1 trilyon 47 milyar TL seviyesindeydi.

Bugün ise dolar/TL 5.30  civarında. Bu kur üzerinden döviz açık pozisyonu TL bazında 1 trilyon 166 milyar TL’ye ulaşmış durumda.

Demek ki şirketlerin borcu TL cinsinden 119 milyar artmış.

Ülke şirketlerin kısa vadeli dış borç stoku, 125 milyar dolar seviyesinde.

Bu borç son 10 işlem gününde TL bazında 67 milyar TL arttı.

Söz konusu artışı kârdan zarar olarak karşılayan şirketler artık... Ücretsiz izinler, işten çıkarmalar vb. yöntemlerle işçilere, fatura ediyor.

10 günde doların son bir yıllık artışı yüzde 42’lerden 50’lere dayandı. Eğer dolar değer kaybetmezse yakında bunun da fiyatlara zam olarak yansıması kaçınılmaz.

ZİNCİRLEME ETKİLER

Sadece borç üzerinden artan fatura ve hayat pahalılığı ile sınırlı kalmayacak, kur yükselişinin etkisi.

* ABD Merkez Bankasının faiz artıracak olması...
* Ticaret savaşlarının kızışacak olması...
* İran’a yönelik ambargoya Türkiye’nin uymaya zorlanması..

Ve benzeri gelişmelere bağlı olarak daha zor günler bekliyor Türkiye’yi.

15 yıldır AKP’nin beslemesiyle, ucuz borçla, bankaların bonkörlüğü ile palazlanan bir takım firmalar batacak (Bazı inşaat firmalarında olduğu gibi).

Kur krizi derinleşiyor.

İlk sonuçları, işten çıkarma, ücretsiz izin, ücret ödemelerini geciktirme, çek senet protestolarında artış, ticaretin daralması vs...

Kur krizinin krediler üzerinden bankalara uzanması da artık gündemde!

Evet şimdilik ekonomik çöküş görünmüyor. Bankalar batacak, devlet maaşları ödeyemeyecek  gibi bir durum yok.

İç talep yavaşlamaya başladı. Tüketici kredisi koşulları sıkılaştırıldı: konut, otomotiv, mobilya, elektronik eşyayı taksitle almak iyice zorlaşacak.

Ekonomik daralma, kredilerle zorla ayakta tutulan şirketleri yaşatmayı artık iyice zorlaştıracak.

Ekonomiye verilen teşviklerin hiç faydası yok artık.

Sürekli seçim kazanmak adına potansiyel büyümenin üzerinde iç talebin devamlı olarak uyarılması ile hızlı büyüme tercihi artık olumsuz sonuçlar doğuruyor: Hızlı enflasyon, yabancı para ihtiyacının artması, bunun faizleri ve kurları tetiklemesi...

Seçimde harcanan ve vatandaşa dağıtılan paranın kaynağı da vergi, zam ve sık sık yapılan  aflardan elde edilen gelirler.

Vatandaşın bir cebinden alıp ötekine koymanın sınırına gelindi. Elektrik, doğal gaz, ulaşım zamları, hayat pahalılığı derken bıçak kemiğe dayandı!

SÜREKLİ DÜŞECEK YALANI VE OYUN MAZERETİ

Dün, ‘1 dolar 1 TL olacak’ diyen ekonomi danışmanları...

Bugün, “Dolar 5 lira olacak diyenler, hayal görüyor” diyor.

Tahminleri 5 yıldır hiç tutmasa da...

Dolar düşecek iddialarını, ‘Ha şimdi, ha seçimden sonra, ha hükümet kurulunca’ diye diye sürdürüyorlar.

Kurlar yükseldikçe de, ‘Türkiye üzerinde oyun oynanıyor’ mazeretine sığınıyorlar.

Lakin 5 senede bir kere bile...

“Dolar düşmez, Türkiye her yabancı sermaye hareketinde fındık kabuğu gibi sallanan bir ülkedir” demediler.

Türkiye’nin borcu dış devletlere değil. Türkiye’nin dış borcunun neredeyse tamamı yatırım fonları, emeklilik fonları, bankalar, farklı fonlara...

Türkiye ekonomisi kendisini sürekli dış borçla fonlayan bir ülke olarak küresel sermayenin ağına yakalanmış vaziyette.

İşte böyle bir durumda dış sermaye akışı yavaşlayınca...

Dış sermayeye muhtaç Türkiye ya daha yüksek faiz ödemek zorunda ya da TL’nin  değersizleşmesine göz yummak zorunda.

Etrafındaki sermayeyi mutlu etme adına büyümeye, seçmenini mutlu etmek adına tüketime bağımlı hale gelmiş bir iktidar var.

Ve maalesef, küresel piyasalarda sarsıntı yaşanıp para akmaz olunca bile artan maliyetlere katlanılıyor lakin bundan vazgeçilmiyor.

Daha değersiz yerli para ve daha yüksek faizle borçlanmaya devam ediliyor.

Giderek bu işin faturası büyüyor. Unutulmasın ki para musluğu kısılmak yerine kapatılırsa işte o zaman ekonomi çakılır.

Oyunu değil Türkiye’nin bu ağa takılmış halini sorgulamak lazım!

www.evrensel.net