Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı... Ne iş?


13 Temmuz 2018 04:20

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı birleştirildi. 

Kimisi “ne alaka...” diye soruyor... Çok alaka...

AKP’nin 16 yıllık kadın ve aile politikaları; esasen sermayenin lehine hayata geçirilen nüfus politikalarından ve çalışma yaşamının tümden düzenlenmesinden ayrı, bağımsız, alakasız politikalar değildi ki...

Ne vardı o programda? Kamunun tümden tasfiyesi, çalışma yaşamının tümden güvencesiz hale getirilmesi... Sonuçlarını tarımın çökertilmesi, özelleştirme, kayıt dışı çalışma, esnek çalışma, sendikasızlaştırma, iş güvencesinden yoksunluk, yoksulluk, artan işsizlik, iş cinayetleri, milyonlarca taşeron işçi, sağlığın ve eğitimin piyasaya açılması, hastanın ve öğrencinin müşteri olarak görülmesi, yoksulluğun “sadaka uygulamalarıyla” yönetilmesi, kamu kaynaklarının yağmalanması, sermayeye aktarılması olarak gördüğümüz bir yıkım programı.

Bu programın hayata geçirilebilmesi için ailenin tüm dönüşümün merkezi bir kurumu haline getirildiği, bu ailenin temel direği olarak da kadınlara özgün bir rolün verildiği bir anlayış elzemdi.

Kadınların emeğinin ucuz iş gücü olarak sınırsızca sömürülmesi... Devletin üstlenmesi gereken bakım yüklerinin kadınların omzuna pervasızca bindirilmesi... Kadınlara hane içinde sermayenin arka toplayıcısı, devletin gardiyanı, patrona ve devlete uşak olarak yetiştirilmesi istenen nesle sopa olma görevi biçilmesi... Yetmeyen ücretlerin, bitmeyen çalışma dertlerinin, patrondan, ustabaşından çıkarılamayan hiddetin acısının çıkarılacağı kum torbası haline getirilmesi... İş gücü için kadın cinselliğinin denetimi, ailenin kutsallaştırılması, kadınların nesne haline getirilmesi bu özel politikaların önemli dayanakları oldu. Dine dayalı korku kültü, ataerkil hortlaklar, gerici geleneksel mitler buna rızayı sağlamak için sınırsızca dolaşıma sokuldu. Aile ve nüfus politikaları, kadın politikaları bu anlamda bu dönüşüm için bir kaldıraç işlevi gördü.

Çalışma Bakanlığı ile Aile Bakanlığının birleştirilmesi, bu zamana kadar zaten iç içe işleyen bu politikanın tek çatı altında daha pervasızca ve hızlı işleyeceğinin göstergesi.

Bu birleştirmenin bir diğer önemli boyutu da şu; Çalışma Bakanlığının ve esasen Sosyal Politikalar Bakanlığının da üzerine oturduğu temellerden biri “sosyal güvenlik”tir. Biliyoruz ki sosyal güvenlik, işçi sınıfının mücadele birikimiyle var olan kolektif bir haktır. 

Bu birleştirme hamlesi ile çeşitli vesilelerle parça parça iğdiş edilen sosyal güvenlik sisteminin tümden ortadan kaldırılacağı, ortaya çıkan boşluğun ise bireysel sigortalar ve aile üzerinden yapılandırılmış olan “sosyal yardımlar” ile doldurulacağı görülüyor. Bunun ayrıntıları önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacaktır. 

Ama şu önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum; merkezi sosyal politikaların uygulayıcıları olan kurumların merkezi olmaktan çıkarılması, bunların yerel yönetimlere, il özel idarelerine devredilmesi de gündemde. “Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığının taşra teşkilatında yer alan sosyal hizmet kuruluşları cumhurbaşkanı kararıyla belirlenecek esaslar çerçevesinde il özel idareleri, belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredilebilecek” olarak özetleniyor durum. 

Düşünün; merkezi bir iradeyle ve devletin tüm kurumlarının iş birliğinde gerçekleştirilmesi gereken tüm destek mekanizmaları bugün “ihya ve rant” alanı olarak işlev gören yerel yönetimlere devredilecek. Esasında kamusal ve kolektif bir hak olan sosyal politikalar, bireysel başvuru ile elde edilip edilemeyeceği meçhul bir “belediye işine” dönüştürülecek.  

ekmekvegul.net’e yazı yazan Denizli’den bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uzmanı arkadaşımızın çok güzel bir nitelemesi var: “Çalışma Bakanlığı ile Aile Bakanlığı birleştirildi; karşımıza Fıtrat Bakanlığı çıkarıldı” diye... O kadar haklı ki! 

Dönüşümün acısını iş cinayetleriyle, iş kazalarıyla, bitmek bilmez dertlerle yaşayan çalışanlar bu katliam ve acı düzeninin “fıtrat”la açıklandığını gördüler hep. 

Dönüşümün acısını tüm kamusal olanaklardan yoksun bırakılma, yükün omza daha çok binmesi, şiddetin pervasızlaşması olarak yaşayan kadınlar, bu eşitsizliğin ve adaletsizliğin “fıtrat”la meşrulaştırıldığı bir düzene mahkum edildiler.

Bu birleşme, kadınların kaderiyle işçilerin kaderinin nasıl da birleştiğinin somut, açık, sarih bir göstergesi aynı zamanda...

www.evrensel.net