Lukaku'nun hikayesi


24 Haziran 2018 05:01

Belçika’nın Kongo asıllı santrforu Romelu Lukaku’nun ne kadar zorlu bir hayattan geldiğini anlattığı hikayesi büyük ilgi çekti.

Sütü bile suyla karıştırarak içmek zorunda kalan 6 yaşındaki Romelu’dan kablolu televizyonları olmadığı için futbol maçlarını izleyemeyen Romelu’ya…

Sıcak suyla duş alabilmek için ‘ketıl’da su ısıtan Romelu’dan fırından veresiye ekmek alan Romelu’ya…

Eski bir profesyonel futbolcunun oğlu olarak Romelu Lukaku’nun yaşadıkları Belçika gibi müreffeh bilinen bir ülkede dahi yoksulluğun ne boyutlara varabildiğini gösteriyor.

Lukaku yazısında, çocukluğunu derinden etkileyen bu şartlardan kurtulabilmek için futbola tutunduğunu anlatıyor. Ancak yazıda görüyoruz ki onunki “tutunma”nın da ötesinde. Futbol onun için şanssız başlayan hayatıyla, derin bir eşitsizlikle şekillenen ilişkileriyle, kendisini hor gören arkadaşları ve onların ebeveynleriyle hesaplaşmanın bir aracı.

Şöyle diyor: “Oynadığım her oyun(maç) benim için bir finaldi. Parkta oynadığım finaldi, anaokulunda oynadığım finaldi. Her vuruşumda topun derisini kopartmaya çalışırdım. Tam güç. R1 tuşuna basmıyordum. Yeni FIFA’m yoktu. Playstation’ım yoktu. Oyun oynamıyordum, (seni) mahvetmeye çalışıyordum.”

Başka bir bölümde, boyu erken uzadığı için diğer çocukların ebeveynlerinin kendisinden kimlik kartını göstermesini istediğini ve buna nasıl içerlediğini anlatıyor: “Gittim ve çantamdan kimlik kartımı alıp ebeveynlere verdim. Onlar kimliğimi inceleyip elden ele dolaştırırken kan beynime sıçrıyordu ve ‘Şimdi oğlunun canına daha beter okuyacağım. Onu zaten mahvedecektim ama şimdi yok edeceğim. Oğlunu eve ağlayarak götüreceksin’ diyordum.”

Futbolu hangi motivasyonla oynadığını da şöyle özetliyor: “Belçika tarihindeki en iyi futbolcu olmak istiyordum. Hedefim buydu. İyi olmak, harika olmak değil en iyi olmak. Dairemizde dolaşan fareler, Şampiyonlar Ligi’ni izleyememem, diğer ebeveynlerin bana bakışları gibi pek çok nedenden ötürü hep büyük bir öfkeyle oynadım.”

Lukaku’nun hikayesi, maddi varlığımızın bilincimizi belirleyişinin spor sahalarındaki benzer tezahürlerinden sadece birisi.

6 yaşındaki Romelu, hayatı oyunla öğrenmesi gereken yaşta, yoksulluğuyla öğrendi. Onun hayatında büyük bir eşitsizlik, haksızlık vardı. Yoksulluğunun sebeplerinden haberdar değildi ama bundan kurtulmasını sağlayacak yollardan birinin profesyonel futbol olduğunu biliyordu.

Oyunu sporla birleştirmesi gereken yaşa geldiğinde futbol onun için bir mücadeleydi. Arkadaşlarla birlikte oynanmıyordu, “rakip”lere karşı savaşılıyordu.

Bu oyundan keyif alacak fırsatı hiç bulamadı. Hep kazanmak için, en iyi olmak için, “topun derisini koparmak için” sahadaydı.

Yazısında “eğlence”, “keyif”, “neşe” gibi ifadeler tek bir kez geçiyor orada da “Bu kez Dünya Kupası’ndan keyif almayı unutmayacağım. Hayat stres ve drama için çok kısa” diyor. Dünya Kupası’ndan dahi keyif alamamak herhalde tüm bunların bir özeti.

Evet, Lukaku’nunki bir başarı hikayesi. Bir yırtma hikayesi. Ama aynı zamanda günümüz toplumunda sporun neden gerçek anlamda birleştirici bir işlev kazanamadığının da hikayesi.

Bireysel performansa, kazanmaya, kazanmak için hile yapmaya, daha okul sıralarındayken birilerini parlatmaya, birilerini aşağı çekmeye, küçücük çocuklardan rakipler üretmeye odaklı bir spor maalesef Lukaku gibi bir “başarı” hikayesine sahipse, binlerce “başarısızlık” hikayesine sahip. Hayatın kendisi de öyle.

www.evrensel.net