Yoksulluk ve çocuklar


25 Nisan 2018 03:05

Bu hafta on beş yıl önce yazdığım bir yazıyı anımsadım. Sizlerle de paylaşmak istedim: (*)

Yoksulluğun onlarca görünümü vardır. En sık karşımıza çıkanı ise istatistikler ve rakamlardır. Dünya yüzeyinde şu kadar yoksul var, şu kadar gelir elde ediyorlar vb. Bunlar genellikle, soğuk, insan üzerinde çok fazla etkisi olmayan soyut saptamalardır. Bana göre yoksulluğun en çarpıcı görünümü, dışa vurumu ise yoksul çocuklar. Yoksul çocuklar ara sokakların en sadık müdavimleridir. Yoksul çocuklar her başları sıkıştığında ara sokaklara koşarlar. Ara sokaklarda kaybolur, görünmez olurlar. Efeler için dağlar neyse yoksul çocuklar için ara sokaklar da odur. Ferman padişahın ise ara sokaklar yoksul çocuklarınındır.

Onları sabahları erken kalktığınızda çöp bidonlarının içini boşaltırken görür, göz ucuyla bakıp geçersiniz. Günün herhangi bir saatinde trafik sıkıştığında hemen arabanızın yanı başında biterler. Ya bir sakız ya da bir mendil satmaya çalışıyorlardır. Israrlıdırlar. Ne yapacağınızı şaşırırsınız. Bazen uzatmamak için alır, bazen başınızı çevirip yüzüne bakmamaya çalışır, bazen de ısrarına sinirlenir kızarsınız. Onlar yoksul çocuklarıdır. O denli yoksul, o denli çaresiz görünümündedirler ki sizi adeta onlar kadar yoksul olmadığınız için utandırırlar. Bu kez de ana babalarına kızarız. Hiçbir şey söylemesek “Bakamayacaktın da neden bu kadar çok çocuk yapıyorsun?” diye söyleniriz. Birçoğunun yaşı elinden tutmadan parka göndermediğimiz çocuklarımızla yaşıttır. İnanılmaz bir büyüme katsayısı içerisinde ömür sürerler. Bizimkiler zar zor, ilaçları, vitaminleri, sıcacık evleri, oyuncakları, çocuk yetiştirme ansiklopedilerinden ezberlenmiş bilgileriyle bilgiçleşmiş, üzerlerine titreyen, attıkları her adımda doğruyu yanlışı gösteren ana babalarının gözetimi altında büyümeye çalışıp, bir türlü doktorsuz, hastanesiz büyüyemezken onlar bunların hiçbirisine sahip olmadıkları halde hızla büyürler.

Onların, doğru yolu gösterecek, çocuk ansiklopedisi karıştırmış, bilgiç ana-babası yoktur. Doğru ise hiç de karmaşık değildir. Yoksulsun, yoksul bir çocuk olarak yaşamayı tek başına becermek zorundasın. Doğru karmaşık olmayınca çözüm de basittir. Yaşamak. Yaşamak için barınmaya, yaşamak için yiyeceğe, giysiye gereksinimleri vardır. Bunlar ise mağazalarda vitrinlerin arkasındadır ve parasız verilmez. Para ise onlar gibi olmayan korunaklı kesimin cebindedir. Üstelik sert kurallarla korunur. Yoksulların yoksul olmayanların mallarına dokunmaları, hangi nedenle olursa olsun bu mallara el atmaları kutsal mülkiyet hakkına saldırı olduğu için şiddetle cezalandırılır. Kısaca yoksul çocukları hem yoksunluklarla hem de kendilerinin koymadığı yoksunluklarının sürmesini sağlayan kurallarla karşı karşıyadırlar. Her ikisinin toplamı ise düzendir. Düzenin sürmesi mülkiyet hakkının korunmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Yoksul da olsalar bu çocuklar da herkes gibi düzenin kendilerine çizmiş olduğu sınırlar içerisinde para kazanıp, gereksinimlerini gidermek zorundadırlar. Genellikle de öyle yaparlar.

Anımsadığım, hiç unutamadığım bir olay Kocaeli vilayet ışıklarında başıma geldi. Mendil satmaya çalışan on yaşlarında bir kız çocuğu çok ısrar edince tersledim. Geriye çekilip bana öyle bir bakış fırlattı ki kelimenin tam anlamıyla kanım dondu. O bakışta öfke, o bakışta kin, o bakışta ben sana her şeyi yaparım feryadı vardı. Anladım ki yoksulluğun üzerinde durmadığımız, dillendirmediğimiz, belki de dillendirmekten korktuğumuz bir başka sonucu var; yoksulluk vahşileştirerek özgürleştiriyor. Yoksulların bu özgürlüğünden korktuğumuz için her geçen gün kendi özgürlüklerimizden vazgeçip kendimize korunaklı hapishaneler inşa ediyoruz. Yüksek duvarla çevrili, önünde özel güvenlik görevlilerinin beklediği sitelerimiz, kilit üzerine kilit taktığımız evlerimiz, alarm sistemlerimizle ev dediğimiz hapishanelerimizi daha korunaklı hale getirmeye çalışıyoruz. Yoksulluğun getirdiği özgürlükten korktuğumuz için mahallerimize yoksul çocukların girmesinden rahatsız oluyor, çocuklarımızı yalnız parka göndermeye dahi korkuyoruz. Ellerinden dondurması alınan çocuklarımız çaresizlik içerisinde ağlayarak yanımıza geldiğinde öfkeden çılgına dönüyoruz.

Ne yaparsak yapalım, yoksulluğu nasıl açıklarsak açıklayalım, hatta düzenin kurgusunu yapanlar bize yoksulluğun, yoksulların kişisel yetersizliklerinden kaynaklandığını anlatıp, yardım kampanyalarıyla yoksulluğu bir vicdan sorunu olarak gösterseler de tüm bu çabalar ne düzenin aklanmasını ne de korkularımızı ortadan kaldırmayı sağlayacak.

Düzenin hiçbir kuralı belli bir sınırın ötesinde yoksullar için hiçbir anlam ifade etmeyecek. Onlar yakalanmadan çarpıp ara sokaklara taşıdıkları her çantada mağrur bir şekilde bu kurallarla alay edecekler. Kendi kurallarını güç ekseninde oluşturup kendi yaşam kavgalarını bizlerin dünyasına karşı vermeye devam edecekler. Horlanacaklar, dövülecekler, cinsel tacize uğrayacaklar, belki de öldürülecekler ama yine de her geçen gün daha da katılaşarak varlıklarını sürdürecekler.

Brezilya’da köprü altında yaşayan bu çocukları sokak köpekleri gibi öldüren özel ekiplerin oluşturulduğunu, bu ekiplerin daha 1996 yılında uluslararası kuruluşların baskısıyla yasaklandığını öğrendiğimde sormuştum, sonuç ne oldu diye. Sonucu görmem için etrafıma bakmamı söylediler. Etrafımda yüksek duvarlarla çevrili evlerde mahkum hayatı yaşayan, çantası omzunda yolda yürümekten korkan mahkum insanlar gördüğümde gerekli yanıtı da almış oldum.

Yoksulluk artıkça yoksulluğun özgürleştirdiği yoksullar da artıyor. Onlar özgürleştikçe bizim korunaklı hapishanelerimiz daha da korunaklı hale gelip mahkumiyetimizi artırıyor. Biz içinde yaşadığımız düzenin ahlakının, vicdanın olmadığını görüp sorgulamadığımız sürece ise, mahkum insanların yaşadığı kentler inşa etmeye devam edeceğiz ve kentlerde özgürlükleri ara sokaklarda buraların sahibi olan yüzü kirli, üstü kirli, ruhu yaralanmış yoksul çocukları yaşamaya devam edecek.

(*) http://www.muratozveri.net/?p=202

www.evrensel.net
ETİKETLER yoksulluk