Geçiş dönemi ya da Ön-Yeşilçam


18 Mart 2018 04:00

İşgal ve milli mücadele yıllarının ardından kurulan Cumhuriyet’in ilk yıllarına denk gelen konulu filmler, Muhsin Ertuğrul’un egemenliğinde yapılmıştı. 1930’lu yıllar biterken sinemaya farklı sesler, farklı isimler gelip filmler yapmaya başlar, yeni film yapım şirketleri kurulur. Bu gelişmeler yaşanırken İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri de yansır sinemaya. Geçiş dönemi olarak adlandırılan dönemin ilk yönetmeni Faruk Kenç, fotoğraf ve sinema okumak için gittiği Almanya’dan dönerek film yapmaya başlar. Ha-Ka Film’in sahibi Halil Kamil akrabasıdır ve geçiş dönemini de başlatan ilk filmi “Taş Parçası”nı 1939 yılında çeker. Faruk Kenç’i tiyatro dışından gelen yeni yönetmenler izler. Fakat tiyatronun etkisinden, tiyatrovarilikten birden bire kurtulma söz konusu değildir, yine de gittikçe azalan bu etki ve yeni arayışlar yeni bir sinema diline yolculuğun ilk adımlarıdır.

Geçiş Dönemi’nde yeni yönetmenlerle komedi, macera, melodramlar ve tarihi filmlerin sayısı artar. İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri sürüyordur. Batı sinemasıyla bağları kopan film ithalatçıları sıkıntılı günler yaşarken, salonları Mısır filmleri doldurur. Bu filmlerin yoğun ilgi görmesi, bu filmlere benzer filmler yapılmasına yol açar. Bu etkinin Türk sinemasını olumsuz yönlendirdiği biçiminde ağır eleştiriler yapılır. Üretilen filmlerle, gösterilen Mısır filmlerinin sayısı neredeyse yarı yarıyadır. Bu etkiyi kırmak için, bir dizi önlem alarak film sayısını arttırma yoluna gidilir. Sonuçta o yılların film öykülerinde Mısır filmlerinin önemli bir etkisi olduğu görülür. 

Geçiş döneminin önemli yönetmenleri arasında Faruk Kenç dışında Şadan Kamil, Baha Gelenbevi, Turgut Demirağ, Şakir Sırmalı, Çetin Karamanbey ve Aydın Arakon’u sayabiliriz. Bu yönetmenlerin yetiştirdiği yeni kuşak da tiyatrocuların dışında, tamamen sinemayla işe başlayan yeni bir kuşaktır. Böylece tiyatrocuların etkisi kırılırken, tiyatro dışından gelenlerin de bu işi yapabilecekleri kanıtlanır, sinemaya meraklı yeni gençlerin yolu açılır. 

Bu yıllarda çekilen film sayısı artmış fakat bunu karşılayacak teknik olanaklar, alt yapı aynı oranda gelişmemiştir. Bu şartlarda sinemayla seyirci arasında büyülü bir ilişki kurulur. Bu etki Yeşilçam döneminde de artarak sürer. Yumurta tavuk örneğinde olduğu gibi Yeşilçam seyirciyi, seyircisi Yeşilçam’ı sevmiş, etkilemiş, yönlendirmiştir. Bu etki ve ilişki Yeşilçam sinemasını anlamamız açısından da yol göstericidir. 

Geçiş Dönemi’ne damgasını vuran ve sinemacılar kuşağı yönetmenlerine yol gösteren önemli filmler de vardı 1939–1950 yılları arasında çekilen. “Hürriyet Apartmanı” (Talat Artemel, 1944), “Bir Dağ Masalı” (Turgut Demirağ, 1947) “Damga” (Seyfi Havaeri, 1948), “Vurun Kahpeye” (Lütfi Ö. Akad, 1949) bu dönemin önemli filmleri olarak sayılabilir.

SİNEMACILAR DÖNEMİ YA DA YEŞİLÇAM SİNEMASI…

1950’li, ’60’lı yıllar Türkiye’de siyasal-ekonomik ve kültürel alanlarda köklü değişimlerin, gelişmelerin yaşandığı yıllardır. Tıpkı sinemada yaşanan tek adam Muhsin Ertuğrul ve Tiyatrocular Dönemi gibi, tek adam (İsmet İnönü) ve tek parti (CHP) dönemi de bitmiştir. İktidara gelen Demokrat Parti çizgisi köklü dönüşümleri ve yeni yaşam biçimlerini de beraberinde getirir. Bu kaçınılmaz olarak sinemaya da yansır.

Bu dönüşümlerden ilki elektriğin kasabalara, köylere kadar ulaşmasıyla büyük kentlerde yoğunlaşan sinema salonlarının bütün ülkeye yayılmasıdır. Bu beraberinde film sayısının artmasını da getirir. İkinci önemli gelişme ise köyden kente göçün artmasıdır.

CHP iktidarı 1948 yılında, Türk filmlerini gösterecek sinemalara önemli oranda vergi indirimi uygular. Bu uygulama da yeni yatırımcıların sinemaya yönelmesinde etkili olur. Mısır filmlerinin ithalinin durdurulması da yerli filmlerin artmasında önemli bir dönüm noktasıdır. 

Geçiş döneminde seyirciyle köklü bağlar kuran sinema, bu yıllarda halkın en önemli “eğlencesi” olmuştur. Bir yandan Yeşilçam Sokağı’nda kümelenen ve sayıları hızla çoğalan film yapım şirketleri, yeni yönetmenler, yeni oyuncular ve bu kadroların ürettiği, sayıları her yıl artan filmler seyircileri hem büyük kentlerde hem de taşrada sinema salonlarına çeker. 

Köyde yaşanan çözülmeler, geçim zorlukları, büyük kentlere göç, şantiyeye dönen kentler, kentlerde oluşan mahalle kültürü, komşuluk, mahalle arkadaşlıkları, kadın erkek ilişkileri, sefahat içinde yaşayan özentili azınlık, yoksullaşan çoğunluk, kısa yoldan zengin olma ve sınıf atlama düşleri toplumsal dönüşümler olarak iç içe yaşanırken aynı zamanda Yeşilçam öykülerine de kaynaklık ederek beyazperdeden bizlere yansır.

Aslında bu yöneliş bilinçli, kuramsal yaklaşımlarla, değerlendirmelerle olmamıştır. Kendiliğinden, el yordamıyla, etki-tepki ilişkisi sonucu oluşmuştur. Türkiye’de sinema yaşanan siyasal-toplumsal dönüşümlerin etkisiyle de yazılı kuralları olmayan, bilinmeyenler içinde el yordamıyla deneye yanıla kendiliğinden oluşan yeni dönemine girer. Bu Yeşilçam Sineması dönemidir. Yeşilçam dönemi filmlerine yabancı filmler, örneğin popüler ticari kanadına Amerikan ve Mısır filmleri etki ederken, Yeşilçam dışı arayışlarda da Avrupa sinemasının etkileri görülür. Tüm bu etkilere, taklitlere karşın Yeşilçam dönemi kendi toplumunun kültürel kimliğiyle oluşur. Yine bu dönemde, yabancı filmler de dublaj sayesinde “yerlileştirilir”. Dublajda çeviriden çok bir dönüştürme, yerlileştirme yaşanır. Mısır filmlerinde şarkılar yeniden Türkiyelileştirilirken, bir Amerikan filminde kovboy Münir Nurettin’in sesinden şarkı söyleyebilir; Ferdi Tayfur’un dublaj başarısıyla Lorel-Hardi bir anlamda yerli kahramanlara dönüşür. Yabancı filmlerin yerli kopyaları, taklitleri yapılırken film tamamen yerli filme dönüştürülür. 

Bu dönemde ağdalı melodramlar, duygu sömürüsü, zengin ve şımarık kız-yoksul çocuk-kötü adam ya da kötü kadın / yoksul kız-zengin çocuk-kötü adam ya da kötü kadın üçgeni, zengin ve özentili kötücül aileler-yoksul iyiler şablonlarını içeren filmler çoğalır. Yine o yıllarda toplumsal gerçekçi filmler çekenler de, ‘ulusal sinema’, ‘halk sineması’ kavramlarını ortaya atanlar da, Yeşilçam dışı sinema arayışı içinde olanlar da bu analizler sonucunda farklı bir sinema yapılacağını söylüyor, bunun yollarını arıyor, dahası sonradan Türk sinemasını küçümseyenlerin de kabul etmek zorunda kalacakları iyi film örneklerini hayata geçiriyorlardı.

www.evrensel.net