Kur savaşından ticaret savaşına


09 Mart 2018 04:56

ABD Başkanı Trump seçimlerden bu yana pek çok kez doların diğer para birimlerine göre fazla değerli olduğunu vurgulamış ve bu durumun dış ticaret ve sanayi istihdamı açısından yarattığı olumsuzluklara işaret etmişti. Bu tavır Trump yönetiminin iş başına geldiği dönemden bu yana süregelen basiretsizlikleriyle de birleşince doların diğer gelişmiş ülke para birimleri karşısındaki duruşu gevşedi. Ama tartışma hız kesmedi.

Geçtiğimiz yıl Trump’ın Baş Ticaret Danışmanı Navarro Almanya’nın zayıf avro kuru ile ticari ortaklarını istismar ettiğini vurgulamıştı. Sonrasında Merkel bu açıklamaya katılmadığını belirtse de, Finans Bakanı Schaeuble Almanya açısında avronun biraz daha güçlü olabileceğini kabul etti ama bu durumun diğer avro ekonomileri açısından problem yaratabileceğini de ekledi. 

Navarro’nun açıklamalarının doğrudan Almanya’yı hedefe koyması yadırganacak bir durum değil. Zira son yıllarda dünyanın en fazla ticari fazla veren ülkesi olarak Çin’i geride bırakan Almanya’nın ihracatı GSYH’sinin yaklaşık yarısını oluşturuyor ve bunun yüzde 9.5’luk bir bölümü ABD’ye gidiyor. Ama her avro ülkesi için aynı durum geçerli değil. 2017 yılında World Economics adlı araştırma şirketi tarafından satın alma gücü paritesi yaklaşımına göre yapılan karşılaştırmada Almanlar için avro kurunun yüzde 17 düşük değerli olduğu, Fransa ve Yunanistan için ise yüzde 5 ve yüzde 7 oranlarında aşırı değerli olduğu vurgulanmaktaydı. 

İş elbette bu kadarla da kalmıyor. 

Ülkelerin ihracatlarının sektörel kompozisyonu birbirinden oldukça farklı. Almanya ileri teknoloji ürünlerinde ön plana çıkıyor ve bu nedenle de ihracatının kur elastikiyeti diğer avro ülkelerine göre daha düşük. Bu nedenle avronun değer kazandığı bir dönemde dahi ihracatında genişleme kaydedebiliyor. Fransa ve İtalya başta olmak üzere İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi pek çok bölge ekonomisi ise avronun güçlü duruşundan duydukları rahatsızlığı sıkça dile getiriyor. 

Kur tartışması son olarak ocak ayında Hazine Sekreteri Steven Mnuchin zayıf doların ABD ekonomisi için iyi olduğunu belirttiği açıklamasıyla tekrar alevlendi. Bu açıklama sonrasında dolar diğer para birimleri karşısında değer kaybına uğrarken, Beyaz Saray’dan sonraki günlerde yapılan bir açıklamada yönetimin serbest kur rejimine inandığı vurgulandı. Hemen ardından Trump da bir röportajda kendi üslubunca açıklamanın cımbızlandığını, ekonomi güçlendikçe doların da güçleneceğini ve kendisinin de güçlü dolar istediğini belirtti. 

ABD kamuoyu Trump’ın tutarsız açıklamalarına çoktan alıştı. Önemli olan laf kalabalığının içinde gerçek yönelimi yakalayabilmek. Eğer varsa tabii. Zira Trump’ın anı geçiştirmek amacıyla gelişigüzel politika formülasyonlarına girişmesi de alışılmadık bir durum değil. Ama ticari korumacılık konusu farklı. Baştan bu yana üzerinde durduğu, özellikle sanayi bölgelerindeki oyların kendisine dönmesini sağlayan bir politika önerisi bu. Ne var ki, bu konuda da sonuçları üzerine fazla hazırlıklı olmadığı, deneme yanılma yöntemiyle ilerlediği izlenimini uyandırıyor. 

Trump’ın ticari korumacılık yönündeki son hamlesi ise ithal çeliğe yüzde 25, alüminyuma yüzde 10 ek gümrük vergisi getirmesi oldu. 

Hemen ardından Almanya, Kanada, Brezilya ve Çin gibi başlıca çelik ihracatçılarından uygulamaya benzer şekilde cevap verileceği açıklamaları geldi. AB komisyonu tarafından birliğin pek çok çelik, sanayi ve tarım ürünlerini içeren bir liste ile misilleme yapmaya hazırlandığı belirtildi. An itibariyle AB’nin Trump’ın geri adım atıp atmayacağını görmeye çalıştığını söylersek sanırım yanılmış olmayız. 

Trump’ın korumacılık hamlesi ABD içinde farklı tepkiler uyandırdı. US Steel Corp ve Arcelor Mittal gibi çelik üreticileri bu konuda uzun zamandır Trump’a telkinde bulunmaktaydılar. Açıklama sonrasında da hisselerinde yüzde 7 dolayında bir artış yaşandı. Diğer yandan karar çelik fiyatlarının artması nedeniyle kârları baskılanacak olan enerji, otomotiv, inşaat, havacılık ve uzay sanayi gibi sektörlerde ise endişe yarattı. Ford, Caterpillar, Boeing gibi şirketlerin hisseleri yüzde 3 dolayında geriledi. Bu sektörlerin toplamında çelik sektörünün 80 misli çalışan istihdam ediliyor. Gümrük misillemeleriyle birlikte mağduriyet yaşayacak kesimin daha da genişleyeceğine ise kuşku yok. 

Trump bu kez oldukça riskli bir hamleye girişti. Nihayetinde dünyanın en büyük ithalatçısı olmanın yanı sıra en büyük ikinci ihracatçısı olan bir ülkeden bahsediyoruz. Sonunda kazandığından çok daha büyük bir seçmen kitlesini kaybedebilir. Dahası, dünya ekonomisini kapsamı günden güne genişleyecek bir ticaret savaşına sürükleyebilir.

www.evrensel.net