'Yerli ve milli' bir yazı


10 Şubat 2018 01:25

Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Bakanlar Kurulu sonrasında düzenlenen basın toplantısında “yerli WhatsApp” PTT Messenger’ı şu cümlelerle tanıttı: “Bilgi güvenliği çerçevesinde milli bir çözüm olan güvenli iletişim konusunda dışa bağımlılığı gideren, milli mühendislik imkanlarıyla geliştirilen anlık mesajlaşma, anlık grup mesajlaşması, sesli ve görüntülü görüşme, konum ve dosya paylaşımı tek bir platformda güvenli bir altyapı sağlayan yeni bir haberleşme sisteminin tanıtımı yapıldı. Yüzde yüz yerli ve yeni bir yazılım.” Kısa süre sonra resmi açıklamalar gösterdi ki “yerli ve milli” PTT Messenger, Signal’in kodlarını kullanan bir yazılım. Normalde Signal’in kodlarını kullanmalarına herhangi bir itirazım olmaz hatta buna sevinirim ancak insan sormadan edemiyor: “Bu nasıl bir yerli ve millilik?”

Özellikle teknoloji alanında sıklıkla kullanılır oldu bu “yerli ve milli” kavramı. Bilim ve teknolojinin birikimli ilerlemesini propagandada görmezden gelip fiiliyatta bulduğu her türden fırsattan yararlanan, bunu da “yerli ve milli” diye sunan epeyce bir proje gördük son yıllarda. Google tabanlı “yerli ve milli” arama motoru Geliyoo ve Turkcell’in Yandex altyapılı tarayıcısı Yaani’nin “yerli ve milli” iddiaları ilk akla gelenler olsa da denklem bununla sınırlı değil. Kayda değer bir kısmı Türkiye’de geliştirilen orijinal Pardus’un yerine konan ve Debian dağıtımının üzerine Pardus etiketi basmanın üç adım ötesine gidemeyen “ulusal işletim sistemimiz” yeni Pardus da bu diğerleri kadar “yerli ve milli”. Üstüne Pardus etiketi basmak sureti ile “yerli ve milli”leştirdikleri bu Linux dağıtımının da kullanıldığı gazilyon liralık “yerli ve milli” projemiz FATİH Projesine geçelim. Hani şu öğrencilere -en iyi ihtimalde sadece dış kasası Türkiye’de üretildiği halde- üzerinde “Made in Turkey” yazan tabletler dağıtan proje. Hani şu 1 milyon 400 bini aşkın tablet dağıttıktan sonra “Ya bu iş tabletle olmuyor, biz tablet yerine klavyeli bilgisayar dağıtalım” diyen proje. 

Elbette bu bas etiketi üzerine olsun yerli ve milli yaklaşımı buralarla sınırlı kalmıyor. Daha öncesinde güvenli Internet kampanyaları ve 5651 sansür yasası ile yürütülen “yerli ve milli” bir Internet oluşturma çabasının son halkası olarak -5651 yetmemiş olmalı- şimdi Internet üzerinden yapılan video ve ses yayınları üzerindeki yetki “Bugün televizyonlarda sansür mü var? Her program yayınlanabiliyor” iddiaları eşliğinde bir torba yasa çuvalının içinde RTÜK’e verilmeye çalışılıyor. Eğer söz konusu yasa geçerse Internet’te düzenli olarak görüntülü ya da ses yayını yapmak için RTÜK lisansı almak gerekecek. Lisans sahiplerinin de lisans sahibi olmayanların da yayınlarının sürdürülebilmesi ya da engellenmesi RTÜK’ün bir talimatına bakacak. Bu muhalif Internet medyasını sessizleştirebilmenin bir aracı olduğu kadar Netflix vb. ücretli servisleri de RTÜK kuralları ile vaftiz etmek suretiyle “yerli ve milli”leştirmenin de aracı. Nasıl bir “yerli ve millileştirme” sorusunun yanıtı ise RTÜK’ün verdiği çeşitli cezaları dayandırdığı “Toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz” maddesinde gizli. 

Hazır başlamışken Internet yayıncılığında durmayın. Evlerde izlenen DVD ve Blu-ray’leri, satılan bilgisayar oyunlarını, kitapları, kütüphaneleri, kendi aramızdaki konuşmaları yani her türden bilgi trafiğini RTÜK’ün denetimine verin. Kesin oralarda da vardır sizin biraz kesip biçip bir de üstüne etiket basmakla yerli ve milli addeden standartlarınıza uymayanlar. 

www.evrensel.net