Hacamatçı?


07 Şubat 2018 04:01

Bir zamanlar devlet tarafından karşılanan kamusal hizmetlerin artık ağır gelen bedelinin “sivil toplum” denen şekilsiz varlığa devri, neoliberalizmin alameti farikasındandır. Sivil toplum; bir yandan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvence hizmetlerini bir kâr kaynağı haline getiren ama devletten de yoksullara sunulmayan ayrıcalıkları alan özel teşebbüsün adresi idi. Öte yandan devlet finansmanından çekildiği için paralı hale gelmiş bu hizmetleri satın almakta zorlanan emekçiler için ortaya büyük bir boşluk çıkmıştı ki, bunun el altından kışkırtılan cemaatleşmeler tarafından yardımlaşma ağları tarafından doldurulacağı söyleniyordu.

Bu boşlukta sağlık hizmeti “Hastalık yok hasta var” biçimindeki eski paradigmasını terk etmeye, insanı odağından çıkaran bir kıyıya yelken açmaya teşvik edildi. İlaç tekelleri, kâr esaslı sağlık kurumları, kimyasal tedavi yöntemleri vb.'nin belirlediği tıp, hastasız bir hastalığı sömürdükçe sömürmeye başlayacaktı. Her vakaya standart bir muamele ile yanıt veren tıp ile hasta arasında buharlaşan ilişkinin yerine hekim ile ruhsuz bir temasın bedeli olarak nakit ödeme geçtikçe aklın, bilimin, modernitenin bütün belaların kaynağı olduğunu söyleyen, kendilerine akademide de bol miktarda rastlanabilecek mesih replikalarının çağrıları, tıbbın kendileri için ulaşılamaz olduğuna artık emin yoksullardan bir yanıt bekliyor gibiydi.

Şaman tıbbının, Orta Çağ sağaltıcılığının yeniden keşfi böyle bir iklimden beslendi. Kimi ülkelerde bu dönüş bizzat devletler tarafından da desteklendi. Bizde 2014 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan yasaya dayanarak açılan hacamat-kupa tedavisi-cin çıkarma kliniklerinin faaliyeti geçen yıl basına da yansımıştı. Ama ondan önce 2011’de “Kanıta Dayalı Geleneksel Tıp” Sempozyumu, 2012’de ikincisi yapıldı. 2015 yılında ise “Tıbbı Nebevi Konferansı” düzenlendi. Bu konferanslarda “himaye” edici rolüyle Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Dr. Sare Davutoğlu öne çıkmıştı.  

Aslında MÖ 1500’lü yıllardan beri Mısır’da uygulandığı tespit edilen, Orta ve Uzak Doğu’da Şaman topluluklar tarafından tatbik edilen hacamat benzeri tedavilerin peygamber tıbbı olarak nitelendirilemeyecek kadar eski bir tarihi var. AKP cenahı bu tür tedavilere kutsal bir paye vererek insanlığın hastalıklarla mücadelesinin bilim öncesi evresini yeniden piyasaya sürüyor. Neoliberalizm ile dini muhafazakarlığın uğursuz nikahı altında her şey parayla ölçüldüğü için elbette hacamat da bir kâr aracı. Ama daha önemlisi sağlık sisteminin bozulmasına karşı biriken tepkileri emebilecek kutsal bir sünger işlevi görüyor.

Sare Davutoğlu gibi, pozitivist eğitimden geçmiş doktorların bilim öncesi zamanların tıbbını diriltmek ya da güncellemek için kanıt arayışında oldukları bir konferansa beşeri veya nakit bir sermaye sağlamaları ilk bakışta manidar gelebilir. Ama hacamatın faydasını kanıtlamak gibi modern bir kaygının tatmin edilmesine de odaklı görünen refleks, daha konferansın “Tıbbı Nebevi” (Peygamber tıbbı) olan başlığında çözülmüştür zaten. Bu tür bir tıbbın insan sağlığına faydası konusunda bunun peygamber tavsiyesi olduğu dışında başka bir kanıt bulamayanların eninde sonunda referans verdiği kaynaklar da üçüncü el hadis yazıcılığından olmuştur. Olmasa da, Ortadoğu Orta Çağı’nda bu tıbbın bir seçenek olarak ortaya çıktığını iddia etmek için ya kötü niyetli olmak ya da tarihi bilinçli olarak ters yüz etmek gerekir. 

Bu türden fesat bir kanıtçılık, dünyanın düz olduğunu söyleyerek ispatı hiçe sayan AKP yöneticisinin münferit olmayan gericiliği arasında uzun bir yol olmadığını göstermekten başka bir sonuç vermiyor elbette. 

Bu kısa yoldan şimdi Diyanet yürüyor; sitesinden “Sol eliyle yemek yiyen şeytandır”, “Ergenlik yaşı başlar başlamaz kız çocukları evlenebilir” diye fetva verirken hacamat ve cin çıkarma klinikleri para basmaya devam ediyor. Hacamat sertifikası veren kurslar kursiyer kaydına devam ediyor. Giderek kamu hastanelerindeki müstesna yerini de, özel fiyatlandırma tarifesiyle alıyor bu Şaman tıbbı. Neoliberalizmin yozlaştırdığı tıbba alternatif niyetine!

Neoliberalizmin akla, bilime, moderniteye veda çağrılarının milli-yerli muhafazakarlıkla buluşma noktasında büyünün, hurafenin, cin çıkarma ve hacamatın sermaye birikim alanı haline geldiği, yoksulların yoksunluklarını unutmaları için merhem niyetine pazarlandığı yerdeyiz. Ama sadece bu değil; şehir hastaneleri ve özel kliniklerin yayıldığı, sağlığın özelleştirilmesinin nimetlerinden AKP klientalizminin gönendiği bir yer burası aynı zamanda.

TTB önündeki hacamatçı protestosunun arka planında bu dejenerasyon var. 

www.evrensel.net