Baskıların da barış ve demokrasi mücadelesinin de büyüyeceği bir süreç


30 Ocak 2018 04:15

20 Ocak’ta başlayan Afrin’e yönelik askeri operasyonla birlikte gerek medya ve sosyal medya, gerekse “Savaşa hayır” diyen çevreler üstündeki baskılar olağanüstü artırıldı. 

Medya ve sosyal medyada “Savaşa hayır” dedikleri, Afrin operasyonuna karşı çıktıkları için “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan, evleri basılan, gözaltına alınan ve tutuklananların sayısı yüzlerle ifade edilecek düzeye yükseldi. “Savaşa hayır” diyen bildiriler dağıtan ya da basın toplantısı yapanlar sadece “savaş istemediklerini” söyledikleri için teröre destek veriyor gerekçesiyle gözaltına alındı. Örneğin Türkiye’deki bütün hekimlerin örgütü olan Türk Tabipler Birliği, bizzat AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından günlerdir meydanlarda, AKP il kongrelerinde linç edilmektedir.

OHAL’in üstüne eklenen savaş politikalarının devamı olarak ortaya çıkan baskılara karşın; gerek OHAL’in kaldırılması gerekse savaş politikaları”na karşı mücadele de sürmektedir.

TTB HEDEFE KONARAK BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURULMAK İSTENİYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan; bir yandan “Savaşa hayır” diyen, “Afrin’e yönelik operasyon durdurulsun, sorun diyalogla çözülsün” diyen bir bildiri yayımlayan 170’i aşkın aydın ve demokratı hainlikle suçlarken, son günlerde TTB’yi de hedefe koydu.
Suçlamaların gerçekle bir ilişkisi yok ama; AKP’nin, TTB ve TMMOB başta olmak üzere emek örgütlerini ele geçirerek kendi amaçları için kullanma çabalarında bugüne kadar başarılı olamaması dikkate alındığında, TTB’nin hedefe konmasının öyle konjonktür gereği bir saldırı olmadığı apaçıktır. 

Evet, AKP Genel Başkanı TTB’yi hedefe koymuştur ama amaç sadece TTB’nin geri bastırılmasından ibaret değildir.

Açıktır ki böylece Erdoğan-AKP iktidarı;

1) “Savaşa hayır”, “Afrin’e operasyona hayır” diyenleri sindirmeyi,

2) TTB yöneticileri hakkında İçişleri Bakanlığının harekete geçirilmesi, TTB yöneticileri hakkında suç duyurusu yapılması ve görevlerinden alınmaları için Asliye Ceza Mahkemesine başvurulması, “meydan linci”nden de öte TTB içinde bir operasyona girişilmesi için harekete geçilmesi, tüm diğer emek örgütlerinin hedefe konduğu mesajını içermektedir.

Kısacası, TTB hedefe konularak yapılan girişim; AKP’nin 15 yıllık iktidarı boyunca ele geçirmeyi başaramadığı emek örgütlerini, OHAL ve “savaş hali” koşullarından yararlanarak, “etkisizleştirme” ve “ele geçirme hamlesi” olarak biçimlenmektedir.
Böylece onlarca yıldan beri Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde önemli bir yere sahip olan emek örgütleri, kötürüm edilmek, mücadelenin dışına düşürülmek istenmektedir.

TÜRKİYE TTB’YE SAHİP ÇIKACAK!

Elbette ki Türkiye’nin barış ve demokrasiden yana hekimleri, iktidarın amacının farkına varan tüm diğer emek örgütleri, sendikaları, demokrasi güçleri TTB’ye sahip çıkacak, dahası TTB’yi çok aşan bu militarizmle desteklenmiş şoven milliyetçi baskıyı püskürtecek güce sahiptir. Ve bunun gereğini yapacak, TTB’ye sahip çıkacaktır. Bu, hem Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin gereği hem de bugün artık “tek adam tek parti rejimi” girişimlerine karşı mücadele edenlerin ertelenemez görevidir. 

MHP ve CHP yönetiminin de desteğini alan Erdoğan-AKP iktidarı, yapılan uyarı ve tepkileri umursamadan dışarıda Afrin Operasyonunu, içeride de “Savaşa hayır” diyenleri baskılayan polisiye operasyonlarını sürdürüyor. Ama “OHAL var” ve “Savaş var” bahanesiyle ağırlaştırılan baskılara karşın Türkiye’nin demokrasi güçleri, mücadelelerini sürdüreceklerini gösteren yeni girişimler yapıyor.

Bu girişimlerin sonuncusuna geçtiğimiz hafta tanık olduk.  Afrin operasyonunun ardından, savaşa ve savaş politikalarına karşı olan siyasi partiler, sendikalar, Alevi ve kadın örgütleri bir araya gelerek “Savaşa Karşı Koordinasyon”u oluşturdu. 

SAVAŞA KARŞI KOALİSYON: BARIŞ İSTEMEK SUÇ DEĞİL; SAVAŞA HAYIR! 

Savaşa Karşı Koordinasyon adına basın açıklamasını yapan Nesteren Davutoğlu; “Savaş bilgisayar oyunu değildir. Savaş gerçek, ürettiği düşmanlık da gerçek... Halkları birbirine düşman kılmak suçtur. İnsanlığın yarattığı değerler, barışı savunmayı görev kılıyor. Bugün barışı isteyenler ‘suçlu’ ilan ediliyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor... Barışı istemek bir haktır. Ölümü değil yaşamı savunuyoruz...” diyerek, koordinasyonun “savaş ve barış” konusunda, “demokrasi mücadelesi” konusunda tutacağı mevziyi dile getirdi. 

AKP-MHP koalisyonu; gerek “tek parti tek adam rejimi” gerekse bu amaçla da bağlantılı olan “Afrin’e yönelik operasyon” ve OHAL uygulamalarıyla ülkemizdeki demokrasi mücadelesini kuşatıp boğmayı amaçlamaktadır. Ama, baskıların kapsamı ve  şiddetine karşın demokrasiden, özgürlüklerden yana olan güçlerin mücadelesinin zemini de genişlemektedir. Dahası süreç ilerledikçe Erdoğan-AKP iktidarının amaçlarını gören kesimlerin sayısı artmaktadır, daha da artacaktır. Bu da baskıların da mücadelenin de giderek büyüyeceğini göstermektedir. 

www.evrensel.net