Barış ve demokrasi mücadelesi, ‘savaş hali’ne karşın da sürecek


26 Ocak 2018 04:58

Dışarıda Afrin’e yönelik askeri operasyon sürerken, içeride de bu operasyona karşı olduğunu söyleyen, “Savaşa hayır”, “Barış istiyoruz” içerikli paylaşımlar yapan kişilere yönelik operasyonlar sürüyor. Sosyal medya paylaşımları üstünden Afrin’e yönelik askeri harekata karşı çıktığını ifade ettiği için, gözaltına alınan ve tutuklananların sayısı yüzün üstüne çıkarken, bu kapsamdaki soruşturma, gözaltı ve tutuklamaların süreceği belirtiliyor.

Böylece son yıllarda “barış talep edenleri” terörle mücadele kapsamında görmeye yönelik üstü örtülü eğilim, Afrin’e operasyonla birlikte, “barış” talebini, “savaşa hayır” demeyi açıkça gözaltına alma, tutuklama, “suçlama” nedeni haline getirmiştir. 

Çünkü; “Teröristler de barış diyorlar”mış, “savaşa hayır” diyorlar”mış!

OHAL ve “tek parti tek adam rejimi” doğrultusunda atılan adımların siyaset alanını her biçimde geren ağır koşullarına, “savaş hali uygulamaları” eklenerek iklimin daha da ağırlaştırılması amaçlanmaktadır.

BOMBALAR İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE VURDU
Sosyal medyada “barış” isteyen vatandaşların evlerinin basılıp gözaltına alınmasına varan, barış isteyenleri susturma girişimleri sadece kişilerle de sınırlı değil. Afrin’e operasyona karşı çıkan siyasi çevreler, kitle örgütlerinin temsilcilerinin basın açıklamaları, hatta kapalı alandaki basın toplantıları da, açıkça yasaklanarak ya da fiilen yapılamaz hale getirilerek, ısrar edenler gözaltına alınarak engellenmektedir.

Kısacası, Erdoğan-AKP yönetimi bir yandan “Savaş istemiyoruz” diyenlere karşı, “Bu bir savaş değil teröristlere karşı operasyondur”, “Savaş demek teröristleri yüceltir” gibi gerekçeler öne sürerken; öte yandan “savaş hali” kuralları uygulanmakta, ifade özgürlüğü, toplantı yaparak fikirlerini toplu halde açıklama özgürlüğü en açık biçimde ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. Uygulamalar açıkça göstermektedir ki; nerdeyse 200 yıldan beri dünya ölçüsünde tartışılamaz ve sınırlanamaz bir hak olarak kabul gören ifade özgürlüğü, hem kişisel düzeyde, hem örgütler, siyasi partiler kapsamında, hem de medyada ayak altına alınmıştır. 

Elbette bunun; “teröre destek”, “terör örgütüne destek”, “cumhurbaşkanına hakaret”... gibi son yılların en klişe ve yalama olmuş suçlamaları arkasında yapılıyor olması da artık kimseyi inandırmamaktadır. 

HASSAS AYAR’A ‘AĞA BENİMLE KONUŞTU’ SEVİNCİ! 
Medyanın içine itildiği “çukur” için bir şey demeye gerek bile yok. Medyanın yüzde 70’inin “yandaşlaştırıldığı”, operasyon gazeteciliğinin yuvası durumuna getirildiği, dünya alemin bildiği bir gerçek zaten.

Afrin’e yönelik harekatla birlikte, sermaye medyasının diğer bileşenlerinin de “iliştirilmiş gazeteciler” haline gelmesi için birkaç gün yetti. Ki, doğrusu medyanın, boyunlarına düzene, devlet büyüklerine “sadakat madalyası” asılmasına çok hevesli olduğu bu vesileyle bir kez daha görüldü. 

Nitekim Başbakan Binali Yıldırım’ın, harekatın ikinci gününde gazetelerin ve TV haber kanallarının yayın yönetmenleriyle yaptığı “bilgilendirme”, daha doğrusu “hassas ayar” toplantısında sözlü olarak ifade ettiği, “Şunları yazacaksınız, bunları da yazmayacaksınız” yönergesinin büyük bir hevesle benimsendiği ertesi gün yapılan haberlerde açıkça ortaya çıktı.

Toplantıdan “Ağa benimle konuştu” sevinciyle çıkan yayın yönetmenlerinin, cuntalara selam duran, 28 Şubat’ta Genelkurmay’dan manşet alan, Balyoz davaları günlerinde “FETÖ’cü” savcıların ağzından çıkanı manşete taşıyan  gazetecilerin soyunun devamcısı olduklarını, bir kez daha gördük. Üstelik de sayıları, el etek öpme ve eğilme katsayıları çok daha artmış olarak! 

BASKILARA KARŞI MÜCADELE DE SÜRÜYOR
OHAL’le, KHK’lerle yönetme ve tek adam yönetimi için atılan fiili adımlara eklenen “savaş hali” uygulamaları, sadece medyayı değil elbette siyaseti de sınavdan geçiriyor. Tank ve top sesleri arasında, “Hizaya girin” düdüğü çalındığında, siyasetin yalancı pehlivanlarının hizadaki yerlerini aldıklarına, Brecht’in ünlü “kahramanı” Aslan Asker Şvayk’ın gayretiyle kaz adımlarla yürümeye başladıklarına ya da kimilerinin onlara ayak uydurmak için koşuşturduklarına tanık oluyoruz.

En yukarıdan yapılan “Karşı duranı ezer geçeriz”, başsavcıların anayasa ve yasa hükümlerini umursamadan “Ensenizdeyiz” açıklamaları, sosyal medya üstünden yaratılan baskı, medya kampanyası ile de desteklenen şoven milliyetçi, militarist kampanyanın oluşturduğu ağır “iklime” karşın, bu iklimin değiştirilmesi mücadelesinin de sürdürüldüğü tartışılmazdır. Nitekim ülkemizde medyadan siyasete, sosyal medyadan sendikalara, bilim-kültür-sanat alanına kadar hayatın her alanında, barış ve demokrasi için “dik durmak”ta ısrar eden azımsanmayacak güçler olduğu da bir gerçektir.

170’LERDEN BARIŞ VE DEMOKRASİ ÇIKIŞI! 
Medyada elbette gerçeği olduğu gibi aktarmaya çalışan, her medya grubu içinde gerçeğin haberini yapmaya çalışan, en azından bugün yapılanın gazeteciliğin yüz karası olduğunun farkında olan ama sesini yeterince çıkaramayan geniş bir gazeteci kitlesi olduğu da bilinmektedir.

Yine siyaset alanında demokrasi ve barış mücadelesi içinde yer alan azımsanmayacak bir kitle olduğu da çeşitli vesilelerle ortaya çıkmaktadır. Dahası ülkemizde kendi talepleri etrafında bir birlik sağlamış, önemli çekim merkezleri olduğu bir gerçektir. 

Önceki gün 170 demokrasi ve barış savunucusu, milletvekillerine bir mektup yazarak; “Sınırlarımızı korumanın ve beka sorunu yaşamamanın en iyi yolunun karşılıklı dostluk ve iyi komşuluk bağlarını güçlendirmek olduğuna inanıyoruz. Güvenliğimizin milyarlara mal olan silahlanmayla, gencecik insanların yaşamı pahasına ve on binlerce aileyi yersiz yurtsuz bırakacak bir savaşla değil, karşılıklı müzakere ve iş birlikleri üzerinden sağlanacağını, üstelik bunun mümkün olduğunu, tecrübe ile biliyoruz...” diyerek seslerini duyurdular. 

Aylardan beri OHAL ve KHK’lerle yönetilmeye, “tek adam tek parti yönetimi” için atılan adımlara karşı demokratik ve laik bir Türkiye için mücadele eden güçler, bugün de savaşa, savaş politikalarına, ülke dışında sürdürülen askeri operasyonlara karşı çıkmaya devam edeceklerdir. 

Bu mücadele elbette Türkiye’de 200 yıllık demokratikleşme mücadelesinin, bölgede barışın sağlanması mücadelesinin devamı olarak sürmektedir. 

Bunun için tarihimizin derinliklerinden beslenen güçle, “ülkede demokrasi bölgede barış” mücadelesinin bugün de süreceğini, sürdürüleceğini söylemek yalın gerçeği dile getirmek olur. 
 

www.evrensel.net