‘Tevfik Fikret’in şiirlerini yakmak lazım’


21 Ocak 2018 03:23

Kâmuran Demir kaleminin ucunu yontup Yeni Sabah gazetesinde “Şair Tevfik Fikret’in Eserlerini Yakmak Lazım” başlıklı bir yazı yazdı. Fikret’in insana ve doğaya dair düşüncelerine, devrimci duruşuna, fikirlerine, kişiliğine ve kısaca bütün hayatına bir saldırıydı açıktan açığa.

Bir kere Tevfik Fikret ateistti. Ona karşı hücumun esas tezlerinden biri dindar olmaması bir diğeri de milliyetçiliğe yüz vermemesiydi. Kanıtsa kanıt ortada işte Amerikalıların açtığı Amerikan Kolejinde yıllarca öğretmenlik yapmamış mıydı? Böyle bir şairin şiirlerinin okunuyor olmasından daha büyük tehlike ne olabilirdi ki? Fikret’in şiirleri okunmamalı, kitapları toplatılıp yakılmalıydı. Hey gidi 1940 hey…

Mesele kısaca şöyle özetlenebilir: İkinci savaşa girmemiş olan Türkiye, açıktan ya da gizliden, Almanya’yı zaten destekliyordu. Nazi rejimi memleketin gazetelerinde göklere çıkarılmakla kalmıyor Batı emperyalistlerinin Almanya ile uzlaşıp Sovyetlere karşı oluşturacakları blokta savaşın yönünü değiştirmeleri isteniyordu. Hadi bu blok kurulmadı, Türkiye’nin Nazilerle birlikte Sovyetlere karşı savaşması isteniyor, bunun için olmadık kanalların açılması zorlanıyordu.

Mesele bu çemberde dönüp dururken, Nazizme iştah ve kıskançlıkla bakan memleketin gazeteleri ve köşe yazarları geçmişin ilerici her kalemine ve her düşüncesine de savaş açmaktan geri durmadı. Tanzimat’tan cumhuriyet rejiminin kuruluşuna her şeye bayrak açtılar. Bahsettikleri şeyin adı “Yeni Türkiye” değildi; ama buradan bakıp geçmişe bir anlam vermeye çalışırsak, şimdiki zaman adıyla başka bir nizam, başka bir memleket, başka bir Türkiye özlemiyle yapıyorlardı bunu. Değilse gazete arşivlerini önlerine koyup ilerici, devrimci, aydın kalemlerin yazılarını didik didik etmeleri ve onlara karşı karalama seferberliği başlatmaları başka nasıl açıklanabilir ki?

Aynı gazete Tevfik Fikret’in kitaplarının toplatılıp yakılması ya da yakılmamasını içeren bir anket düzenledi. Kampanyanın yandaşları kolları sıvamaz mı? Üstelik hayranı oldukları Naziler meydanlara topladıkları kitap dağlarını küle çevirmişti. Fikret’in aleyhinde ve lehinde sürdü anket. Bir süre sonra mesele küllenir gibi olduğunda softalar pastadan payına düşeni almak için topa girdi.

Sebilürreşad dergisi Tevfik Fikret’e karşı açılan bu savaşın kale burçlarında yerini aldı nihayet, takvim yapraklarını geri sarıp 1908 yılına kadar gitti. Sahnede bu defa derginin sahibi Eşref Edib vardı, evet. Mehmet Akif ile Tevfik Fikret arasında geçen tartışmalar yeniden gündeme getirildi. Mesele burada Fikret’i tartışmak değil; devrimci dünya görüşüne cepheden saldırmaktı.

“Fikretçiler” ve “Akifçiler” kampı oluşturuldu yeniden. Halkı galeyana getirmek isteyen ırkçılar hızını alamayıp Tevfik Fikret’in Moskova’da heykelinin dikildiği yalanını ortaya attı.

Yeni Sabah gazetesi ve Sebilürreşad dergisinde ortaya atılan iddialara karşı “Kundakçı”, “Fikret’i Bir İrticaya Bayrak mı Yapmak İstiyorlar?”, “Gençlik ve Fikret” başlıklı yazılarıyla Sabiha Sertel, Tan gazetesinden yanıt verdi.

Devlette devamlılık esastır. Hukukun üstünlüğü girdi devreye şimdi olduğu gibi. Yeni Sabah  gazetesi ve Sebilürreşad dergisi, yazılarından dolayı hakarete uğradıkları gerekçesiyle Sabiha Sertel’i mahkemeye verdiler. Tevfik Fikret’i hukuk karşısında savunmak görevi bir kadın gazetecinin omuzlarına yüklenmiş oldu ki, Sabiha Hanım için bu görev bir şerefti olmasına ya memleket açısından acı verici bir toplamdı, evet.

Duruşma günü gelip taraflar savunma yapmak için salona girdiğinde Eşref Edip teşrif etmemiş, avukatını göndermişti.

Mahkeme salonu doluydu. Bir yanda yerli ve milli gururu temsil için Nazi Almanyası’nın yanında saf tutmak için çırpınan gençler; bir yanda da ilerici, demokrat, sosyalist gençler yer alıyordu. İki grup arasında olası bir çatışmayı engellemek için aralarına polis koridoru oluşturuldu.

“Türk kanunlarına göre bir kimseye gerici, tutucu, faşist demek, bir suç değildir.” dedi Sabiha Hanım. Fikret’in Moskova’da heykelinin dikildiği iddiasının yalan olduğunu söyledi.

Fikret’in dünya görüşünü ele alan savcı ateist bir şairin dindar insanların hislerini rencide edebileceğini, buna karşı yazı yazılmasının suç olmayacağını savundu mahkemede ve heyete sordu. “Sabiha Hanım komünist midir, değil midir?”

Birkaç duruşma devam etti tarafların savunmaları. Tevfik Fikret’in insaniyetçi dünya görüşüne saldırmak için fırsat kollayanların aslında ırkçı, Nazist fikirleri savunan insanlar olduğunu, bu iddiların da bir hakaret unsuru değil gerçekliği yansıttığını dile getirdi Sabiha Hanım.

Tarafların birbirine hakaret etmediğine karar verdi mahkeme. Çıkışta Sabiha Hanım’ın etrafını çeviren ilerici gençler, Fikret’in şahsında devrimci dünya görüşünü savunduğu için ona teşekkür ettiler. Bu davanın içyüzünü inceleyeceğive bu konuda bir kitap yazacağı sözünü verdi gençlere Sabiha Sertel.

Sözünü tuttu elbette, “Tevfik Fikret İdeolojisi ve Felsefesi” adlı kitabı 1946’da İstanbul’da yayımlandı. Sabiha Sertel’in Can Yayınları’ndan çıkan “Roman Gibi” adlı anılarında kitabın ikinci baskısının 1957’de Sofya’da, 1965’te “İlericilik Gericilik Kavgasında Tevfik Fikret” adıyla yine Sofya’da yayımlandığı dipnotuyla, şiire ve cesarete bin selam olsun.

tevfik fikret

www.evrensel.net