Hukuk mu dediniz?


14 Ocak 2018 04:15

Sanırım hukuku doğada bir yerlerde saklı, bulup da evrensel oluşum, gelişim ve dönüşüm, hatta evrensellikten küreselliğe yayılış kurallarını keşfettiğimizde her şeyin mükemmelliğe evrimleşeceği bir ilişkiler sürecinin anahtarı zannediyoruz.

Anayasa Mahkemesi karar vermiş.

İlk derece ceza mahkemesi bazı sanıkların tutukluluk hallerine son versin istemiş.

İlk derece ceza mahkemesi kararı takmamış, doğru bildiğinden şaşmamış, tutukluluğa devam demiş.

Ve ülkenin olup bitenle ilgilenen düşünenleri ikiye bölünmüş.

Bir kısım düşünenler, Anayasa Mahkemesi kararına herkes, her devlet kurumu uymak zorundadır; bizim Anayasamız böyle söyler, evrensel hukuk bunu gerektirir, diyorlar

Bir başka kısım düşünenler ise, Anayasa Mahkemesi yetkisini aşmış ve kendini ilk derece ceza mahkemesi yerine koyarak vermemesi gereken, hatta bize göre vermesi yasak bir karar vermiştir; zaten Anayasa Mahkemesi Almanya’da icat edilmiş faşist dünya görüşündeki hukukçuların özgürlüklere set çekmek için sistemleştirdikleri bir kurumdur, fikri olarak kökü dışarıda kumpasa elverişli bir yapıdır; ilk derece ceza mahkemesi ise çok eski zamanlara dayanan, Avrupa engizisyon altında inim inim inlerken, yani Avrupa’dan ve dolayısıyla Amerika’dan önce sarsılmaz özgürlük ve güvenlik inancının ve imanının yaratıcılığıyla sistemleştirip, günümüzde koşullara uygun yeniden düzenlediğimiz ilk derece mahkemeleri yerlidirler ve millidirler, diyorlar

Anayasa Mahkemesinin kararını takmayan ve uygulamayan ilk derece ceza mahkemesinin tutukluluk haline devam buyurması üzerine düşünenler, böylece, ‘Hukuk evrensel midir yoksa yerli ve milli midir?’ sorunsalının sarmalına, yani daha basit ifadeyle, ‘hukuk doğada bulunur, evreni sorgulayıp doğruyu bulalım’ fikriyatı karşısında ‘ hukuk bu topraklarda asırlardır yaşayan bizlerin gönüllerinden, kalplerinden özgürlük aşkıyla fışkırır, özümüze dönersek doğruyla karşılaşırız, sakın şaşırmayın’ hatırlatması arasındaki tartışma ortamının girdabına kapılmışlar.
Ben ne mi düşünüyorum?

Hukuk, ancak hukukun ortamı varsa tartışılır, yoksa hukuk üzerine konuşmak ve olanları bitenleri hukuk açısından tartışmak nafiledir, fikriyat yokluğuyla maluldür, abesle iştigaldir, zaman kaybıdır, kendini rahatlatmaktır, bla bla bladır… Benim çocukluğum sokakta oynayarak geçti. Kimin babası kimin babasını döverse onun çocuğu haklı olurdu; bu yerli ve milli bir sokak kuralıydı. Anayasa Mahkemesinin savunucusu ile ilk derece ceza mahkemesinin savunucusu arasında hangisi daha güçlü ise, haklı olan bu güçlerden güçlü olanına sarılandır. Bu bir. Sokakta oynarken, örneğin biri kalkıp ‘şu haklıdır’ derse diğeri hemen ‘Onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler, derim ki haklı güçte saklı’ cevabını yapıştırırdı; birinci çocuk bu tekerlemenin altında kalmaz, ‘O lafları atlattım, senin güç dediğini üfürükle patlattım’ diye tekerlerdi ve karşılık tekerleme ‘Üfürükler tavaya, gücü olmayan havaya’ tekerlemesine o tekerlemeyi alt edecek üstün tekerlemeyi düşünürdü. Bu nedenle çocukluğumda sokakta oynayan bizler için üstünde tekerleme yazılı kağıtlara sarılı ‘bonbon’lar vazgeçilmez tercihimizdi. Bu iki. Yani hak, tekerlemelerden öğrendik, güçte saklıydı. Bu da üç.

Diyeceğim o ki, güçle donanmışsa ve ondan daha güçlü olan onu koruyorsa, kaymakam evlileri boşar, boşanmayı memur nüfus siciline kaydeder, boşanan yeniden evlenir; Ne yapacaksınız? Tarım müdürü beğenmediği kıyafette dolaşan üniversite öğretim üyesini işten atar, emekli maaşına el koyar. Ne yapacaksınız?

Yani, kıssadan hisse, hukuk ne doğadadır, ne şu ya da bu topraklardadır, ne evrenseldir ne de milli ve yerlidir. Hukukun günümüzdeki, onu dört nala yokluğa sürükleyen  zafiyeti ya da, en doğrusu,hukukun siyaseten yoksunluğu güç kullanımını güçlü kıldığının keyfiliğine sunan bir toplumsal yapılanmayı siyasi olarak devlet yapılanmasıyla örgütleyen sistemden kaynaklıdır. Tekerleme ustası olmakla gücü keyfince kullanan güçlüyü en üstün güçlü olarak kurgulamış sistemle mücadele edilmez. 

www.evrensel.net