Sermayenin 'kadın dostluğu' pul pul dökülürken…


07 Aralık 2017 04:44

OSTİM Organize Sanayi Bölgesindeki “Şiddet Mağduru Kadınların Sosyal Ekonomik Destek Sistemlerinin Geliştirilmesi” projesi, metal fırtınanın etkilerinin hâlâ sürdüğü fabrikada işçi eşlerine verilen “öfke kontrolü eğitimi”, kadın işsizliğinin ve yoksulluğunun yoğun olduğu bölgelerde “Kadınların İstihdamla Güçlendirilmesi” projeleri, kadın girişimciliğinin desteklenmesi hibeleri... Allı pullu bu projelerden var da var...

“Kadınları güçlendirmek, fırsat eşitliği sağlamak, sosyal destek sunmak” gibi cümlelerle parlatılan bu cilalı projelerin gerçeğini ise “hedef” kadınlar bizzat anlatıyor... 

BİZ BU PROJELERİ BİLİYORUZ...

Hey Tekstil’in kadın patronu “kadın girişimci” imajının ekmeğini bol bol yiyip, bol hibeli, bol AB destekli, bol teşvikli bir başarı hikayesine imza attığında da gerçek hikayeyi Hey Tekstil işçisi kadınlardan dinlemiştik. Proje imajı için fabrikada açılan kreş, gazete sayfalarına “Kadın patron farkı” diye manşet olduğu günlerde, hamile bir kadın işçi işten çıkma baskısıyla 20 saate varan zorunlu mesaide mide kanaması geçirmişti. “Kadın dostu patron” kadın tuvaletlerinin kapısına güvenlikçileri nöbete dikip 2 dakikayı geçen ihtiyaç molalarında “Ne yapıyorsun orada, çık artık, süren doldu” diye kapı tekmelettiğinde... Süt izni kullanan kadın işçiye “Sana yol parası filan vermem, servis de bir saat sonra, ister yürüyerek git, ister otostopla” dediğinde dökülmüştü pullar. 

Batman’da, Siirt’te, Van’da büyük teşvikler, vergi indirimleri, devlet kasasından ödenen maaş ve primler milyonlara vardığında, sermayeye peşkeş çekilen bu kaynaklar “Kadın dostu organize sanayi bölgeleri kuruyoruz” reklamlarıyla meşrulaştırılmıştı. Biz işin gerçeğini, buralarda çalışan kadın işçiler asgari ücret üzerinden ödenen ücretlerini bankadan çekip, yarısını elden patrona geri vermek zorunda bırakıldığında öğrenmiştik. Dünya çapında ünlü markalar, “Kadınları destekliyoruz” imajıyla buralardan aldıkları malları sürüm sürüm satar, bir de alkışlanırken, bu kadınlar kazandıkları parayla ürettikleri kazaklardan birini bile alamıyordu. “Terör mağduru kadınlara iş kapısı”, “Kadın intiharlarıyla anılan kentte teşvikler kadınlara umut oldu” diye atılan manşetlerin arkasında “Sesini çok çıkaran teröristlerin ekmeğine yağ sürüyordur”, “Batman gibi yerde iş bulmuşsunuz beğenmiyorsunuz” diyen patronlar olduğunu yine kadınlar anlatmıştı. 

TÜSİAD ve BM Nüfus Fonu iş birliğinde 17 büyük şirketin dahil olduğu “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili İşyeri Politikaları Geliştirme ve Uygulama Projesi”nde, şiddetin “Dikkatsizliğin yol açtığı iş kazaları, hatalar, işe gelememe, moral bozukluğu, diğer çalışanlara düşen ek yük” gibi sonuçları nedeniyle, “Verimliliği düşürdüğü için” patronların derdi haline geldiğini görmüştük. 

Bugün bütün sanayi bölgelerinde devletin İŞKUR eliyle patrona bir lira bile yük getirmeden fabrikalarda 3-9 ay arası çalıştırılmak üzere adeta “kiraladığı” kadın işçiler olduğu malumunuz. Bu da proje! Bu biçimde çalıştırılan kadınların, ücretlerin düşürülmesi ve işyerinde hakların gasbedilmesi için erkek işçilere karşı bir “tehdit savar” olarak kullanıldığını, kadın işçilerin işyerinde erkek işçilerden gördükleri düşmanca muameleler karşısında kendilerini nasıl yalnız hissettiğini de biliyoruz. 

KİM YOL VERDİ BU PROJECİLİĞE?

“Yoksul kadınların devrime değil, acil çözümler gerektiren somut politikalara ihtiyacı olduğunu” vaaz eden neoliberal feminist söylem, kapitalizmi yapısal bir eleştiriden mahrum bıraktı;  sermayenin “Kadınları güçlendiriyoruz” söylemiyle çalışma yaşamını vahşileştirmek için eşitsizlikten faydalanmasını kolaylaştırdı. Hem kadınların maruz bırakıldığı sömürünün, hem de yaşadıkları şiddetin kaynaklarına ilişkin analizinde kapitalist sömürü fikrini bilerek dışarıda bırakan bu ufuk, bugün tüm dünyada kadınların emeğinin, bedenlerinin aşırı sömürüsüne neden olanların karşımıza bir de “kadın dostu” imajıyla çıkabilme cüretini arttırdı. Kadın hareketinin acil çözümler bekleyen somut sorunlarımız için ‘mücadele’ ya da ‘direniş’ yerine ‘katılımcılık’ ve ‘güçlendirmeden’ söz eder hale gelmesine yol verdi. Ama kapitalizmin geldiği nokta ve kadınların yaşadıkları, bu ufkun yanlışlarını açığa çıkardı. Bugün her yerde yükselen harekette kadın işçilerin katılımının artışı ve şiddete karşı mücadelenin neoliberalizmle de mücadeleye evrilmesi bir gösterge... 

SERMAYE DİLİYLE, ERKEKLER ELİYLE...

Ancak bir göstergemiz daha olmalı. Bu kadar sınıfsallaşan şiddet sorunu karşısında erkek işçilerin nasıl kazanılacağı... 

Kadınların zorluklarını hem katlayan, hem kullanan sermayenin niyeti malum; işçi pazarını kendince disipline etmek için kadınları, çalışma yaşamının daha güvencesiz, daha esnek, daha ucuz hale getirilmesi için bir “araç” olarak kullanıyor. Hem kadınları sömürmenin, hem de kadınlar aracılığıyla erkekleri “terbiye” etmenin altın kuralları devreye sokuluyor: En geri ataerkil değerlerin makbul değerler haline getirilmesi, muhafazakarlığın yaldızlanması, erkekliğin pohpohlanması, eşitliğin adının bile kalmaması... 

Böyle bir tabloda erkek işçi, kendisini de sömüren çarka laf eden kadın işçiyi destekleyeceğine “Daha dün dayak yiyordun, şimdi lak lak ediyorsun” diyerek kadın işçi karşısında “patronlaşıyor.” Patrona yönelmesi gereken öfkesinin acısını “patronu olduğu” kadından çıkarıyor. Ve bu durum sermaye destekli eğitimlerle “Kadınların sineye çekmesi ve yönetmesi gereken bireysel bir gelişkinlik sorunu” olarak sunulabiliyor. Erkeklerin kadınlar karşısında “patronlaştığı” bu düzen, kadınları büyük bir şiddet ve yalnızlık sarmalına iterken, erkeklerin hayatını da güzelleştirmiyor. Çark, kadınları un ufak ederken erkekleri es geçmiyor. Kadına yönelik şiddetin sınıfsallaştığını, sınıfın kadına yönelik her türden şiddet ve sömürüyü tam da bu nedenle kendi meselesi olarak görmesi gerektiğini söylemek bir temenni değil... Bir koşul... 

www.evrensel.net