Okulla caminin, öğretmenle imamın karıştırılması


24 Kasım 2017 03:22

Mektep (Tanzimat ile birlikte modern tip okullara-yeni tip tedrisata gönderme yapıyor) - medrese ikiliği değil (Medrese de ders kökünden geliyor, dini ağırlıklı da olsa kendi amaç ve dönemleri içinde eğitim kurumu özelliği taşıyor), artık mektep-medrese ikiliğinin de ötesine geçilmiş, okul-cami ikiliğine varılmış bulunuyor ki, aslında okul-cami ikiliğinin de ötesine geçilerek okulların camileştirilmesi ile yüz yüze bulunuyoruz. Bunun en veciz örneği esası mektep sayılamayacak özel bir programa dayanmayan, Kur’an-ı kerim okuma, temel dua ve ibadetlerin öğretildiği geleneksel mahalle Kur’an kurslarının sıbyan mektebi şeklinde canlandırılmaya çalışılmasıdır.

Çocuklarımızı okula mı camiye mi gönderdiğimiz belli olmadığı gibi okulların dincileştirilmesi cami adabı türü bir edep kültürü de olmadığı için camidekinden çok daha ucu açık ve çocukların fiziki ve zihni gelişimlerine zarar verici de oluyor.

OKULDA BİLİM, SANAT, FELSEFE, DENEME; CAMİDE İSLAM DİNİ, İBADET, TEKRAR ESASTIR
Okullarda soru, ders, deneme olur; camide ise Kur’an kursu, namaz, dua; birinde sorgulama birinde tekrarlama esastır. Okulda “tekçilik” olmaz, “mutlak” olmaz, akıl, bilim, yenilik, deneme, laboratuvar esastır; camide ise daha çok nakil, din, tutuculuk, mutlak vardır, “tekçilik” vardır. Okul herkesin yeridir, cinsiyetçi değildir, diğeri patriarkal, cinsiyetçidir.

İki kuruluşun sadece kuruluş yasalarına bakılsa bile bunlar açıkça ifade edilmektedir. 4121 sayılı Kanun, “madde 1 -İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.”

Maarifin görevi ise din ve mezhepçi eğitim değildir, aksine 1739 sayılı Kanun’da da ifadesini bulduğu üzere “genellik ve eşitlik”, “bilimsellik”, “karma eğitim”, “süreklilik”,  “her yerde eğitim”, “atatürk inkılap ve ilkeleri ve atatürk milliyetçiliği”, “demokrasi eğitimi”, “laiklik” gibi ilkeler esas sayılmaktadır. “Genellik ve eşitlik: Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır.” “Bilimsellik: Her derece ve türdeki ders programları ve eğitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri, bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere, çevre ve ülke ihtiyaçlarına göre sürekli olarak geliştirilir.” 

Mevcut durumda, özellikle de 2012 yılındaki dinci yapılanmayla birlikte okullar neredeyse camiye dönüştürülmekte; Orta Çağ’ın temeli olan Roma-Katolik düzenine 529’lara geri gidilmektedir.

ÖĞRETMEN OKULLARININ 169. YILI: DİN İLE BİLİMİN, MEDRESE İLE MEKTEBİN, CAMİ İLE OKULUN AYRIŞMASI
Mitoloji ve dinlerle akıl ve bilimlerin ayrışmasının tarihi Sümerlere, belki de daha eskilere kadar götürülebilir. Ana sıçramalardan biri ise hümanizma ile olmuş; insanın kendisini, kendi akıl ve deneyimini esas almaya başlaması ile, Antik Yunan (MÖ 500-300’ler arası) ile birlikte bugünkü modern felsefe ve bilimin yolu belirginleşmiştir. Ancak MS 313’lerden sonra Hıristiyan yaygınlaşması ile birlikte kilise inşalarına dair yasakların kaldırılması, Hıristiyan cemaatlerinin kendi dini yapılarını oluşturarak cemaatleşme eğilimlerini, kendi dini sosyalizasyon yollarını kuvvetlendirmiş, Platon Akademilerinin (MS 529) kapatılması, yerine Roma-Katolik akait ve normlarını aktaracak Benedik düzenine (manastır okullarına) geçilmesi ile birlikte başka bir evre başlamıştır (Skolastik Dönem, Orta Çağ). 

Türkler için, Selçuklular döneminde Hikmetevleri yerine “medrese” düzenine geçilmesinin, Selahattin Eyyübi’nin Mısır’da Beytül Hikme’leri kapatıp eşariliğe (Şafiliğe) dayalı medreselere dönüştürmesinin İslam Orta Çağı’na geçişe yol açtığı söylenebilir (Dünya düzeni yerine “şeriatı”, İslâm fıkhını esas alan, felsefe yerine daha çok “kelamı” esas alan nakli ilimlere geçilmesi). 

Osmanlı’nın tekrar modern eğitime geçişinde önemli kırılmalardan biri 1773 Bahriye-i Hümayun’un (mühendishane, bugünkü İTÜ’nün temelleri) açılması ile başlatılabilir.  1800’lü yıllarda rüştiyeler (laik ortaokullar) oluşmaya ve artmaya başlamış, 16 Mart 1848 tarihinde Rüştiyelere öğretmen yetiştirmek üzere 3 yıl süreli “Darül Muallimin-i Rüşdi”, “öğretmen okulları” kurulmuştur.

Dini eğitim (medreseler) “Şer’iye ve Evkaf”ta kalmış, modern eğitim ise “maarife” (Eğitim nezaretine) bağlanmıştır.

YASİN CEYLAN: FELSEFE ‘KONFORMİST OLMAZ’
“İslam medeniyeti diye bir iddia söz konusuysa, o medeniyet Batı dünyasının tanımladığı bir medeniyet olamaz, çünkü o medeniyetin unsurları daha çok öbür dünyaya yöneliktir.” “İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur. Batı medeniyetinde, bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir falan var. İslam böyle bir toplum öngörmüyor.” “Dünyevi mutluluk, başarı ve ahlakın temelidir. Dünya mutluluğunu baypas eden herhangi bir düşünce, din, rejim, insanlığa zarar verir.” “Felsefenin içinde olan kimselerin dinle, inançla fazla bir alakaları kalmaz, şüpheci olurlar. Konformist olamazlar.”

ULUĞ NUTKU: ‘FELSEFE BİR KARŞIT KÜLTÜRDÜR’, ‘YERLEŞKEDE CAMİ OLMAZ’
“Felsefe ve ilahiyatın farklı kavram örgüleri, farklı terim bilgileri vardır. Bu fark, felsefenin, insanın inanmasına dışarıdan, mesafe alarak bakabilmesiyle, ilahiyatın ise ‘kutsal varlık’ çerçevesi içinde kalmasıyla oluşmuştur.” “Felsefe bir karşıt kültürdür.”  

“Birçok üniversite yerleşkesinde cami vardır ve yapılmaktadır.  Bunun, bağımsız bir dünya ve insan görüşüne aykırılığını topluma ilk söyleyecek olan kişi ilahiyatçı olmalıdır. Ama tersi olursa, bu bilgi çeşidi din öğretisinin özürcüsü durumuna düşer, işlevini yitirir. İlahiyat, İslamiyet tarihinde hep özürcü durumda kalmıştır.”

Öğretmenler günümüz kutlu olsun. 

www.evrensel.net