09 Kasım 2017 04:15

Şarkıcı Gülben Ergen'den, temizlikçi Ayşe'ye kadar...

Paylaş

Boşanma süreçlerinin kadınlar için nasıl da can mücadelesi, var olma mücadelesi anlamına geldiğini gösteren birbirinden farklı örneklerle karşılaştık bu hafta. 

Erhan Çelik’ten boşanmaya çalışan Gülben Ergen, Fatih Tezcan’dan boşanmaya çalışan Güzin Bilgi gibi hayatları “takip edilen” kadınlardan, hikayeleri üçüncü sayfaya bir dram olarak taşınan kadınlara uzanan bir hat bu. 

9 yaşındaki oğlu Yiğitcan boşanmaya çalıştığı kocası tarafından öldürülen anne Neriman Türkoğlu’nun öncesinde neler yaşadığını tahmin edebilecek ve ne yazık ki yaşananları her an kendi başına da gelebilecek bir tehdit gibi hisseden binlerce kadın olduğunu bildiğimiz bir ortaklık var. 

Neriman’ın boşanmak istediği kocası daha önce de çocuğunu öldürmeye kalkmış, kadın çocuğunun canını kurtarmak için neredeyse devletin polisine, savcısına karşı mücadele vermek zorunda kalmış. Çocuğun canını bir kaç kere kurtarmış, ama savcı ne yapmış? “Baba çocuğunu görebilir” kararı vermiş! Buyrun, gördü baba çocuğunu! 

Neriman Türkoğlu’ndan, şiddetten kurtulma mücadelesini anlattığımız için eski kocasının tehdidine uğradığımız Ülkü’ye, memleketin herhangi bir köşesindeki bakkal Ahmet’ten boşanmaya çalışan temizlikçi Ayşe’ye, doktor Selim’den boşanmaya çalışan avukat Mine’ye uzanan bir “katliam” haline tanıklık ediyoruz... 

Her hikaye, failin sadece erkekler olmadığını da ayan beyan ortaya seriyor. “Boşanma süreçleri çocukları etkiliyor, çocuklar mağdur oluyor” diyen ama çocukları mağdur etmemek için etkili koruma hizmetleri sunmak yerine boşanmaları engellemeye çalışan bir devlet kafasıyla karşı karşıyayız.

Yiğitcan zaten annesiyle babasını “şiddette uzlaştırmak” isteyen bir zihniyetin kolluğunun, yargısının eliyle bile bile ölüme gönderilmemiş gibi... Yiğitcanlar mağdur olmasın diye anasıyla katil babasını yan yana getirip “hadi uzlaşın” demeyi planlayan, bunu da yasal zemine kavuşturmak isteyen bir kafa bu!

Elbette kadınların sınıfsal pozisyonları, ekonomik güçleri, toplumsal statüleri boşanma süreçlerini farklı etkiliyor. Ancak görüyoruz ki devlet boşanmayı “yasakla” imledikçe  erkeklerin cüret kazandığı bir vahşetin de adı oluyor boşanma. Kadınlar boşanma süreçlerini neredeyse canını kurtarma, kocaya, aileye, polise, yargıca, uzlaştırıcıya, medyaya, devlete karşı her hatta verilen bir mücadele olarak yaşamak zorunda bırakılıyor. 

Tablo böyleyken, hükümet ne yapıyor? 

Bu yaşam mücadelesi asla ve kat’a kazanılamasın diye her seferinde yeni bir hamleyle çıkıyor karşımıza.

Misal aile arabulucuğu ile...

“Ne yaptıysak olmadı, boşanmaları engelleyemedik” diyerek boşanma komisyonu kuranlar, sorunu boşanmaların gerçek nedenlerinden ve sonuçlarından uzaklaştırarak, şiddeti, eşitsizliği, güvencesizliği, yoksullaştırma ve cendereye alma politikalarının etkisini görünmezleştirerek meseleyi “çocukların menfaati” olarak ortaya koydular. 

Çocukların menfaatini öne sürüp ne yaptılar peki? 

14 Ocak 2016’da kurulan, 2016 Mayıs’ında açıkladığı 476 sayfalık raporla fikrini de zikrini de ortaya koyan Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu kadın ve çocuk haklarının kırıntısını bile bırakmamaya niyetli bir anlayışla, çocukların tecavüzcülerle evlendirilmesi, çocuk evliliğinin teşviki, şiddete karşı korunma hakkının sınırlandırılması, boşanmanın zorlaştırılması, nafaka ve mal paylaşımı haklarının yok edilmesi, aile danışmanlığının dini temele oturtulması gibi önerileriyle geldi.

Müftülere resmi nikah yetkisiyle din adamlarının medeni alana müdahale edebileceği bir kamusal düzenleme yapıp, şimdi de boşanma süreçlerinde “aile arabulucuğu” gündemi ile “onlar da devlet memuru” diyerek bu sefer de boşanmanın engellenmesinin memuru tayin ediyorlar.

Aile arabulucuğunda çok önemli bir konu olmakla birlikte mevzu sadece din adamlarının da arabulucu olabilecek olması değil. Mesele arabuluculuğun esas hedefinin “barıştırma” olduğunu ayan beyan ifade edip kadınları ve çocukları şiddet dolu bir yaşama mahkum etmeyi bir devlet politikası haline getiriyor olmaları. 

Şiddetten uzaklaşmak ve çocuklarıyla birlikte kendilerine yeni bir yaşam kurmak için her türden zorluğu aşmak için mücadele eden kadınları “arabuluculuk” kurumuna mecbur etmek demek, “eğer illa ki boşanacaksan o zaman her türlü hakkından vazgeçeceksin” demektir. Bunun sonu ise her türlü ölüm; ya kabul edip yaşamayı sadece nefes alıp vermeye indirgeyerek ölmek, ya da reddedip hiçbir haktan faydalanamadan ayakta kalma mücadelesi vermeye çalışırken ölmek.

Biz, yaşamak istiyoruz. 

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa