Ankara Katliamı'nın 2. yılı


06 Ekim 2017 05:00

Ankara Katliamı’nın üzerinden 2 yıl geçti. Son duruşma 25-26 Eylül tarihlerinde yapıldı. Bu gidişle duruşmalar daha çok sürecek, katliam kanıksattırılıp geçiştirilecek gibi. Son duruşma, yaygın medyada bir satır dahi geçmedi. Habere değer görülmedi...

Katliamın yaşandığı ilk gün ve sonrasında, katliamı “birlik ve beraberlik” ilanı eşliğinde haftalarca manşetlerden, canlı yayınlardan düşürmeyen medya nerede, diye sormayı da ihmal etmemeli. Penguen medyası dördüncü kuvvet olarak üstüne düşen görevleri bu katliam davasını 3. sayfa haberi olarak bile görmeye değer bulmamış. Bizleri yani ülkenin yaşadığı en büyük katliamı kanıksatma yarışına girmişler. 

Basın, yargı yürütme ve yasamadan sonra dördüncü kuvvet olarak bilinir. 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek ilan edilen OHAL ve KHK’lerle iyice susturulmuş durumda. Hayatın Sesi televizyonu ve beraberinde muhalif ses çıkartan TV kanalları, gazete ve dergiler kapatıldı yüzlerce basın emekçisi işsiz bırakıldı. Yaklaşık 170 gazeteci hapiste. Başta Evrensel gazetesi olmak üzere BirGün ve Cumhuriyet ile bir kaç muhalif internet gazetesi sesimizi duyurmaya çalışıyor...

Medyayı kullanarak katliamları kanıksattıran, alıştırmaya çalışanlara karşı her şart altında ben ve benim gibi düşünenlerle birlikte nefes aldığımız sürece gerçekleri kaydedecek ve belgeleyeceğiz.

IŞİD ortaya çıktığı yıllarda iki insanın kafasını kesip katlettiler dendiğinde dünya ayaklanmıştı... Sonra 10-50  kişi işkenceyle öldürüldü dendiğinde kanımız donuyordu. Sonra akıl almaz yol ve yöntemlerle kafa kesme, kafeste yakma, kafesle suda boğma gibi yöntemlerini duyduğumuzda merak etmeyen bir toplum yaratıldı. Yarın IŞİD filanca yerde 500 kişiyi gazla boğarak öldürdü diye duyarsak “Ha IŞİD mi o yapar canım” diye kanıksamış bir toplum yaratılmaya çalışıldığını görüyorum. Ne yazık...

Devleti yönetenler, siyasi iktidar katliamları “olay/terör olayı” diye basitleştiriyor. Ülkenin başkentinde, güvenlik ve istihbarat açısından devletin en güçlü olması beklenen yerde, gerçekleşen bir katliama basit bir “olay” basit bir “terör olayı” denemez. Bu bir toplu kıyımdır ve uluslararası tanımı “KATLİAMDIR”. Ve devlet bu katilleri, emri verenleri, onları besleyen destekleyen palazlandıranları, nereye uzanırsa uzansın yakalamak ve bu davaları aydınlatmak zorundadır. Katliamlar karşısında sorumluluğu, hizmet kusuru, görev kusuru vb. nedenlerle dahi olsa bir tek yargılanacak yetkili yok(!) İstifa edecek bakanı, bürokratı olmaz mı? 

Hepsi ak pak ve sorumsuz mu? Peki kim sorumlu? Ölenler mi? Bir tek kaymakam, vali, emniyet amiri, polisi ya da askeri yetkili yok mu? Bu nasıl vicdan, nasıl adalet? Bir iş yerinde yaralanan biri olsa iş yeri bundan sorumlu oluyor da koskoca devlette, devletin kademelerinde en azından vicdan azabı çeken adalet duygusu olan bir kişi dahi istifa etmez mi? Haydi geçtim yargılanmalarını. Bu nasıl vicdandır?

Bir devlet adamı “FIRAT’IN BU YAKASINDA BİR KOYUN KAYBOLSA DEVLET SORUMLUDUR” demişti. Bırakın koyunları insanlar katlediliyor. Devlet ‘sorumluluğum yok’ diyor.  İşte bunadır isyanım. 

www.evrensel.net