Elinizi bulaşıktan çekin, önemli bir işimiz var...


28 Eylül 2017 04:15

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Özlem Zengin’in “En iyi fikirler aklıma bulaşık yıkarken gelir” lafıyla dün güne uyandık. Doğrudur, kadınlar hayatlarını verimsiz ve çekilmez kılan şeyleri yaparken de iyi fikirler üretebilirler. Ama çoğunlukla mesele, bir kadının aklına gelen iyi fikirle ne yapabildiğidir... Mesela o tezgahın sınırlı dünyasında ürettiğimiz bir fikrin o mutfağın, o evin, o mahallenin dışına taşmasına izin veren bir toplumsal hayat, bir varoluş imkanı kaldı mı biz kadınlar için acaba?

Yanıt, olumsuz... 

Ne demişti Simone de Beauvoir: “Pek az iş Sisyphos’un işkencesine sonsuzca tekrarlanan ev işleri kadar benzer. Temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar ve tekrar, günbegün. Ev kadını, zamanın dışındadır: O hiçbir şey yapmaz; sadece şimdiyi sürükler.”

Başımıza gelenleri zamanın dışında bırakıldığımız mutfaktan izleyip, hiçbir şey yapmadan kaderimize razı olmamızı salık verenler, mutfak tezgahına övgüler dizedururken bir yandan da bizim adımıza şimdiyi ve geleceği inşa ediyor. Bizim ne düşündüğümüze, ne hissettiğimize, ne yapmak istediğimize zerre değer vermeden hem de...

Aileyi, iktidarın her hamlesinin en etkili dayanağı haline getirmek için üst üste pek çok hamle yapıldı son 15 yılda. Sadece şimdiyi sürüklemek, “hiçbir şey yapmamak”, olana boyun eğmek, olmayanı “sınav” kabul etmek makbul kadınlığın manası haline geldi çoktandır. 
Şimdi yine boyun eğmemiz beklenen düzenlemelerle karşı karşıyayız. Ve çok eminiz ki bu düzenlemelere ilişkin fikirleri bulaşık yıkarken akıllarına gelmedi; son 15 yıllık iktidarlarının “siyasal ve kültürel olarak da iktidar olabilmesi için” geleceği ipotek altına almanın bir hamlesi olarak ince ince planlandı.  

Son hamle Temmuz ayının son haftasında Meclis Başkanlığına sunulan iki kanun tasarısı: Biri, kamuoyunda müftülüklere nikah yetkisi vermesiyle öne çıkan Nüfus Hizmetleri Kanunu, diğeri de Mağdur Hakları Yasası. Kadın hakları alanında mücadele eden bir tek kadın örgütüne danışılmadan hazırlanan, kadınların zaten bir gıdım kalmış haklarına göz diken bu tasarılar Meclise sunulduğu günden bu yana kadın hareketinin de gündeminde.

Enine boyuna tartışmalarla bu yasaların ne getirip ne götürdüğünü değerlendiren, ortak bir mücadele hattı kurmak için bir araya gelmeyi tartışan kadınlar, geçtiğimiz hafta 100’ü aşkın kadın ve LBGTİ+ örgütünün imzasıyla “Bu yasalar böyle geçmez” dediler. Bu ortaklaşma, oldukça kıymetli. Daha Meclis açılmadan Meclise verilen “Bu yasalar böyle geçmez” mesajının Meclis sıralarından duyulması için de 1 Ekim günü ülkenin pek çok yerinde eş zamanlı eylemler yapılacak, 2 Ekim’de de kadınlar Ankara’da Meclis önünde olacaklar.  

Kadınlar, bu yasalara karşı sözlerini en geniş kadın kesimlerinin kaygısını, düşüncesini, yaşamlarını gözeterek kurmaya çalışıyor ve bu düzenlemelerin yaratacağı sonuçların tüm kadınları etkileyeceğini en iyi biçimde ifade etme derdi taşıyorlar. Misal, “müftülere nikah yetkisi” tartışmasını yeni bir kutuplaşma ve bölme hamlesi olarak ortaya koyan iktidara karşı kadınların sözü; yasanın inancı, düşüncesi, mevkisi ne olursa olsun hiçbir kadının hiçbir sorununa çözüm olmayacağını söylemek oldu. Kadınlar, fikri, zikri, yaşamsal pratikleri, meslekleri, inançları ne olursa olsun bu toplumdaki her kadının bu yasalara karşı ortak bir mücadelede buluşmasının önemine dikkat çekiyor. 

Biliyoruz ki eli bulaşık suyuna mahkum edilmiş her kadın, itildiği yalnızlıkta diğer kadınlarla aynı dertleri köpürtüyor aslında. Geleceğe dair güvensizliğin, kendine ve çocuklarına dair kaygının, olup bitene seyirci kalmamak için ne yapacağına dair endişenin köpüğü bu. 

Bize “en büyük fikirlerimizi bulaşık başında” kendi kendimize suyla akıtıp defetmeyi bir güzellik olarak sunanları boş verin. Çok önemli işlerimiz var; hayatlarımıza sahip çıkmak gibi... Elinizi bulaşıktan çekin. 1 ve 2 Ekim’de sokaklardayız... Siz de katılın...

www.evrensel.net