481 lirayı al ve sus! Bu mu 'sosyal hizmet'?


22 Eylül 2017 05:00

Esenyalı’daki kadınların ve çocukların yaşadığı şiddet, istismar ve yoksulluk tablosunu ortaya koyduğumuz Eğreti Yaşamlar dosyamızın ilk gününde hikayesini paylaştığımız Nuran ve çocuklarının durumunu takip etmeye devam ediyoruz.

Nuran, yaklaşık 1.5 ay önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çocuklara tedbir kararı konduğunu, ancak o günden bizim görüşme yaptığımız 11 Eylül Pazartesi gününe kadar çocukların ve kendilerinin durumuna ilişkin bir değerlendirme yapmak üzere kimsenin gelmediğini ifade etmişti. Bu 1.5 ay içinde tek yapılanın, psikolojik danışma hizmeti almak üzere ilçe müdürlüğüne çağırmak olduğunu söylemişti. Ancak ceplerinde bir ekmek parası bile olmadığı için çoğunlukla gidememişler.

Ailenin durumuyla ilgili devletin ne yaptığını öğrenmek için kapı kapı gezdik. Ama...

Dolaştığımız 4 mahalle muhtarlığında bir tek muhtara ulaşamadık.

Nuran ve çocuklarının durumuna ilişkin hem haberden önce hem de haberden sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, sosyal hizmet birimlerinin ne yaptığını da öğrenemedik. Ta ki son dakikaya kadar...

Neden mi? Buyrun hikayeye...

SORULARA YANIT YOK

Dosyanın yayınlanmasının ardından haber kaynaklarım olan insanlara Pendik İlçe Müdürlüğünden görevliler gitmiş. Onlara söyledikleri pek çok şeyi burada ifade edemiyorum, ama şunu söyleyeyim; “Madem böyle kötü bir tablo ortaya çıktı, neden bize gelmedi, işin aslını öğrenmedi gazeteci” demişler... Yanıt veriyorum: Doğru, devletin bu vakada neler yaptığını öğrenemedim; çünkü randevu verilmedi, telefonla yapmaya çalıştığım görüşmelerde azarlandım, beni ha bire bir üst makama yönlendiren görevliler “konuyla ilgili araştırmalarımız tamamlanınca açıklama yapılır, prosedür böyle” cevabı verdiler...

Şöyle;

En başta Esenyalı’nın bağlı olduğu Pendik Sosyal Hizmetler İlçe Müdürlüğünden görüştüğüm yetkili önce, durumu haberle öğrenmediklerini, “Önceden beri bu aileyle alakalı çalışmalarının devam ettiğini” söyledi. Eğer aile “önceden beri takiplerinde” ise, 1.5 ay önce tedbir kararı alınmış olan çocukların mama, bez, yiyecek temini ve okul ihtiyaçları için neden sosyal hizmetlerden herhangi bir desteğin yapılmadığını sordum.

Bu noktada bir gerilim hasıl oldu karşımdaki görevlide. Bana aileyle ilgili bilgi vermek zorunda olmadığını, zaten iyi niyetli de olmadığımı, konuyla ilgili çok istiyorsam İstanbul İl Müdürlüğünden bilgi alabileceğimi, şu an mesaide olan bir memurun vaktini çalmamın doğru olmadığını söyledi.

Ben de ortada haberini yaptığım ve sosyal hizmetlerin yanıt vermesi gereken bir durum olduğunu anlatmaya çalıştım. Nafile! Top İstanbul İl Müdürlüğüne, oradan da bakanlık merkez teşkilatına atıldı... İstanbul İl Müdürlüğünden, konuyla ilgili açıklama yapmalarına yetkileri olmadığını, başvurumu bakanlığın merkez teşkilatına yapmam gerektiği söylendi. 

En nihayetinde yönlendirildiğim ve defalarca aradığım Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Basın Müşavirliğinden “Gerekli görüldüğü takdirde size dönüş yapılacak” cevabı aldım.  Henüz Bakanlığın merkez teşkilatından bir geri dönüş olmadı. 

Ancak dün 10 aylık ve 2.5 aylık bebekler için Nuran ve Sinem’e 481’er lira maaş bağlandığını öğrediğimde, bunu teyit etmek için aradığım Pendik Sosyal Hizmet Merkezi Müdürü Mustafa Kök ile görüşebildim. Mustafa Kök; 481 lira maaş bağlandığını doğruladı. Neden diğer iki çocuğa maddi bir destek sağlanmadığını, okula başlamaları için neden girişimde bulunulmadığını sorduğumda aldığım yanıt: “Yalnızca iki çocuğa maddi destek veriyoruz. Okul durumu için de gerekli görüldüğü takdirde destek verilecek” oldu. Peki verilen 962 liranın bu koşullarda yaşamakla karşı karşıya kalan aile için yeterli olup olmadığını sorduğumda “yeterli” yanıtını alıyorum. Peki annenin sağlık durumu? O konuyla ilgili yapacakları bir şey olmadığını, çünkü tedbir kararının yalnızca çocuklarla ilgili olduğunu ifade ediyor.


‘SEN BU ÇOCUĞU KENDİ RAHATIN İÇİN VERMEK İSTİYORSUN’ DEDİNİZ Mİ?

Aile Bakanlığına bağlı kurumlardan duruma nasıl müdahale edildiğini ve ne yapıldığını öğrenmeye çalışırken, “konuyla ilgili açıklama gerekli görülürse yapılacak” yanıtları alırken, bakanlığın “duruma müdahale etmeye çalıştığını” öğreniyoruz. 

Haberin yayınlanmasının ardından 19 Eylül tarihinde Sosyal Hizmetler Pendik İl Müdürlüğünden görevliler eve geliyor. Çocuklarla ve Nuran’la ayrı ayrı konuşup, Nuran’a “Çocukları da al Pendik’teki sosyal hizmetler binasına gel, orada detaylı incelemeler yapılacak” diyorlar... Aynı şey Sinem’e de söyleniyor.

Bu arada Nuran’ın ve Sinem’in cebinde ekmek almaya parasının olmadığını tahmin etmek zor değil, değil mi?

Sinem bebeğinin belli bir süre bir koruyucu aileye verilmesini, bu süre içinde de iş bulup çalışıp kendi hayatını kurmak istiyor. Bunu yetkililere ifade ettiğinde aldığı cevap; “Sen bu çocuğu kendi rahatın için vermek istiyorsun. Çocuk yanında kalsın. Sen de ya babanın evine git ya da sana aylık bağlayalım, annenle bu evde yaşa.”

Pendik Sosyal Hizmet Merkezi Müdürü Mustafa Kök yaptığımız görüşmede bu cümleyi teyit ediyor; “Çocukların aile yanında kalması daha iyi. Sinem’e sen iş bul hayatını kur, annenle aranı iyi tut, o çocuklara baksın, sen de annelik yap” dendiğini aktarıyor. 


AİLE BAKANINA SORUYORUZ... 

Aile ve Sosyal Politikalar Fatma Betül Sayan Kaya’ya soruyoruz:

Nuran’ın ve çocuklarının durumu apaçık bir biçimde sosyal hizmet kurumlarının acil müdahalesine ihtiyaç duyarken,

- 1.5 ay önce tedbir kararı konulan çocuklara, evdeki kadınların ve çocukların durumu haber oluncaya kadar neden bir destek verilmedi?

- “Önceden beri aileyle alakalı çalışmalar” varsa bu çalışmalar nelerdi? Neden bu 1.5 ay içinde evdeki bebeklerin ve çocukların yaşamsal ihtiyaçları mahalle esnafı ve kadın derneği gönüllüleri tarafından karşılanmak zorunda kaldı?

- Henüz 19 yaşında olan ve travmatik süreçlerden sonra bebek sahibi olan Sinem, “Bebeği devlet korumasına vermek istiyorum, iş bulup çalışmak istiyorum, sonrasında hayatımı kurunca çocuğumu geri almak istiyorum” dediğinde “Sen kendi rahatın için bunu istiyorsun” deyip şiddet tehdidi altında olduğu babasının evine gönderilmek istendi mi? 481 lira aylık yoksulluk parasıyla bebeğe ve kendisine nasıl bakabileceğini düşünüyorsunuz?

- Evdeki 13 yaşındaki kız çocuğu neden okula yazdırılmadı?

- Ve neden sosyal hizmetler tarafından yapılan bütün “destekler”, bakanlığın il ve ilçe düzeyindeki teşkilatlarını arayıp bilgi almak istediğimiz ve “konuyla ilgili araştırma tamamlanınca bilgi vereceğiz” dendiği süreçte verildi? Konuyla ilgili sonradan verileceğini söylediğiniz bilgide bu iki günde yapılan destekler ve görüşmeler mi “bunları bunları yaptık” diye listelenecek?

- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Basın Müşavirliğinden “Gerekli görüldüğü takdirde size dönüş yapılacak” cevabı aldık. “Gerekli görme” kriterleriniz nelerdir? 

-Son bir soru;

Dosyanın yayınlanmasından itibaren mahalle esnafına görevliler gönderip “mahalledeki durumla ilgili kimseye konuşmayın, gazetecilere birşey anlatmayın” dediniz mi? Dediyseniz, neden böyle bir uyarı yapma ihtiyacı hissettiniz? 

Son bir de tavsiye;

Şimdi fellik fellik dosyamızda konuşan aile hekimini bulmaya çalışıyormuşsunuz. Büyük bir samimiyet ve çözüm bulma amacıyla mahallenin tablosunu ortaya koyan aile hekimi, anlattığı her şeyin bildirimini zaten GEBLİZ sistemi ve yasal sorumlulukları gereği gereken yerlere anında yapmış durumda. 

Özel olarak hedefe koyacak birini arayıp bulmanıza gerek yok, 4 mahalledeki bütün sağlık ocaklarını gezip herhangi bir hekimle konuşsanız size bize anlatılan tabloyu aynı biçimde çizerler zaten... Buyrun gezin, ortaya çıkan durumu bir de sizden öğrenelim.

Son bir bilgi;

Pendik Sosyal Hizmet Merkezi Müdürü Mustafa Kök ile dosyanın tümü hakkında yaptığımız görüşmeyi de yarın ayrıntılarıyla aktaracağım.


NURAN VE KIZI SİNEM NELER YAŞAMIŞTI?

Nuran 13 yaşında abisinin istismarına uğramış, 40’lı yaşlarda bir adamla “bizim kız kusurlu” denilerek ailesinin zoruyla evlendirilmiş bir kadın. Evlilik, “aile olmak” hep bir kurtuluş olarak sunulmuş ona. Tam 4 evlilik yapmış, her seferinde katmerlenen şiddetin adı olmuş bu evlilikler. Yaşadıkları yüzünden ruhsal çöküntü yaşadığını ve sağlığının iyi olmadığını dile getiriyor. Dile getirmesine gerek yok, zaten apaçık ortada.

Evdeki tabloyu yeniden hatırlatalım; 2 odalı küçük evde 10 aylık ve 2.5 aylık iki bebek, 2 çocuk, Sinem, Nuran ve Nuran’ın imam nikahlı eşi olmak üzere 7 nüfus yaşıyor. İmam nikahıyla birlikte yaşadığı kişi, tersanede yevmiyeci olarak çalışırken geçirdiği iş kazası nedeniyle şu an çalışamıyor. Okul çağındaki iki çocuktan 13 yaşında olan kız çocuğu bir gün bile okula gitmemiş, ondan biraz küçük oğlan çocuğu ise ilkokul 2’ye kadar okumuş ancak sonrasında okula gitmemiş. 

Evde komşulardan alınmış iki çekyat ve bir tek kişilik yatak var. Bebekler, ipleri kopmak üzere olan bir beşikte dönüşümlü yatıyorlar. Buzdolabında içinde 10-15 zeytinin olduğu bir kap, bir poşet içinde de az miktarda çökelek, iki domates ve 3 yumurta var. Yağ yok, şeker yok, sıcak yemek yapacak tek bir malzeme yok. Nuran, Marmara Üniversitesi Hastanesinden kendisine verilen üçü oldukça ağır antidepresan olmak üzere, farklı bedensel rahatsızlıkları için 7 çeşit ilaç kullanıyor. Ayakta zor duruyor.

www.evrensel.net