Yaşamak. Ölmeden, öldürmeden...


14 Eylül 2017 04:15
Cropy

Hayatta kalabilmek için hayattan vazgeçmenin zorunlu kılındığı bir trajedinin tam ortasındayız. Şiddetin her türlüsü, her türden arttı. Şiddetin en vahşi biçimlerini ‘fıtrat, biat, itaat’ üçgeninde normalleştirmeye çalışırken, bu normalliğin ancak devlet şiddeti ile mümkün olabileceğini de gayet iyi bilen iktidar, eğitim müfredatını galiz gericilikle sıvamakla, evlerin pencerelerinden içeri süzülen ‘beden denetimiyle’, bin yıl öncesinin toplum düzeninin kurallarının bugünün en temel yasal haklarına ikame ettirmekle meşgul. Küçük iktidar ortakçıklarıyla; evde koca, parkta kıyafet denetimi yapan güvenlik görevlisi, apartmanda ‘Evinde böyle dolaşamazsın’ diyen yönetici, okulda ‘etek, şort, kahkaha yasak’ diyen müdür, işyerinde ‘O mal yetişmezse seni burada yatırır…’ diyebilen ve şikayet eden kadını işten attıran ustabaşıyla her yerden bir kuşatmayla kadınların yaşamını didik didik ediyor. Yaşamanın sınırları giderek geriye, daha geriye çekiliyor kadınlar için…

Hayatta kalabilen kadınlar isteklerinden, beklentilerinden, düşlerinden, yarına ilişkin heveslerinden vazgeçerek, aslında sadece nefes alıp vermeye indirgenmiş bir hayat sürdürüyor. 

Bu biçimde yaşamayı sürdüremeyen ve anlamlı bir dayanışma ve mücadele olanağından yoksun kalan kadınların bir adım sonra yaptığı kendi canına kıymak oluyor. Sadece ağustos ayının 28 gününde basına yansıyan kadarıyla en az 28 kadın intihar girişiminde bulundu, büyük kısmı yaşamını kaybetti; hepsinin kesişim noktasında şiddet, yoksulluk, çaresiz kalmışlık var. 

Bu ülkede son 1 yılda 300 kadın şiddet gördüğü ve yeni bir yaşam kurma çabasındayken tehditler, baskılar peşini bırakmadığı için kimliklerini değiştirmek zorunda kaldı. 

Bir de şiddetten kurtulmak için gösterdiği her çaba ailelerinin, çevrelerinin, kolluk güçlerinin, adalet mekanizmalarının sivri dişleri arasında öğütülen ve en sonunda canına tak ettiği noktada, iş canını kaybetme noktasına geldiğinde şiddet faillerini öldüren kadınlar var... Çilem Doğan’ın, Yasemin Çakal’ın hikayesini, kadınlar adaletsizlik bir kere daha bu kadınların canına kast etmesin diye mücadele ettiği için, kadınların ısrarı ile özgürlüklerini söke söke alankadınlar. Nevin Yıldırım’ın hikayesi ise bugün kritik bir dönüm noktasında. 

Davasını takip eden kadınlar şöyle özetliyor yaşananları:

“Nevin Yıldırım, 28 Ağustos 2012 günü kendisine silah zoruyla tecavüz eden 2 çocuk babası 35 yaşındaki Nurettin Gider’in başını ‘İşte namusumla oynayanın kellesi, benim arkamdan konuşmayın’ diye köy meydanına atmıştı. Gerçekte ne olduğunu hiçbir zaman anlatmadı. Mahkeme heyetinin ilk gün yüzümüze çarpan o, ‘karar verilmiş, Nevin suçlu ilan edilmiş’ tavrı hiç değişmedi. Daha ilk andan, Nevin’in ‘suçlu’ olduğuna karar veren kocaman bir köy ve yargı sistemi vardı.”

Nevin “Bana indirim yapılmaz ablam, sonuçta ben bir erkeği öldürdüm ama o beni öldürmüş olsaydı iyi haliymiş, yok tahrikmiş ne kadar indirim varsa uygularlardı, bundan eminim” yazdı sonra mektubunda. “Ondan nefret ediyordum ama kurtulamıyordum. Defalarca intiharı denedim. Çıkış yolu bulamadım” diye anlattı kendi yaşamına kastetmişliğini. 

Nevin tecavüz sonucu gebe kaldığı bebek için, “Ona her baktığımda, öldürdüğüm kişiyi yaşattığımı ve ölmemiş gibi halen beni takip ettiğini düşüneceğim. Bu yüzden doğar doğmaz evlatlık verilsin istiyorum” dedi. Tecavüz sonucu hamile kaldığını anlayınca kürtaj için gittiği doktor, tam da ‘kürtaj yasağı’ tartışmalarına denk gelen süreçte ‘doğursun, devlet bakar’ diyen bakan, daha ilk duruşmada Nevin’e‘bu çocuğu verecekmişsin, sen de bir kadınsın nasıl vereceksin, için sızlamayacak mı?’ diye soran Mahkeme heyeti, bebeğin isim annesi olmaktan gurur duyduğunu gülücükler saçarak ilan eden Emine Erdoğan, ‘Seni hem süründüreceğim hem bu bebeği doğurtacağım’ diyen tecavüzcü Nurettin’in yapamadığını el birliğiyle yaptı. Bebek doğurtuldu, kadınları öldüren, tecavüz eden erkeklere en küçük bahanelerle her türlü indirim ve beraatı veren erkek yargı, Nevin’e haksız tahrik ve iyi hal indirimi dahi uygulamayarak, kadınların erkek adalet karşısındaki eşitsizliğini bir kez daha yüzümüze çarptı.

Bugün Ankara’da Yargıtayda temyiz duruşması var Nevin’in. Kadınlar yaşayan ölüler haline gelmesinler, kadınlar ölmemek için ne kendilerini ne de bir başkasını öldürmek zorunda kalmasın diye verilen mücadelenin sembollerinden biri bu dava.

Hayatta kalabilmek için yaşamdan vazgeçmeyeceğimiz, yaşama kastetmeyeceğimiz bir hayat istiyoruz. Duruşmada bu talebimize nasıl yanıt verilecek göreceğiz. Ama onlar ne yanıt verirlerse versinler, aslolan hak ettiğimizi alana kadar hayatta kalmak, hayat için savaşmak bunu da bileceğiz…

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.