AKP'nin 17-25 Aralık kara deliği


14 Eylül 2017 04:15
Cropy

Geçen gün okuduğum bir makale merakımı kaşıdı… ‘Kara delik’e bakmak istedim…
Baktım…
Fizikle fiziki temastan hep mahrum kalmış biri olarak, sadece mevzunun fizik biliminin sahasına girdiğini anlayabildim…
Olsun… Yine de sizinle, beni çok heyecanlandıran ‘kara delik’ inceleme ve araştırma maceramı paylaşmak istiyorum... Evet, ‘macera’… 
Zira o kadar kaptırmıştım ki… 
Olsa, beyaz önlüğümü de giyecektim… O kadar yani…
Neyse… Laboratuvarda çalışan bilimci ciddiyetiyle koyuldum işe… 
Raftan Bilim Ansiklopedisi’ni aldım… Hayli karıştırdım… Iıı… 
Çevirinin berbatlığına verdim… Öfkeyle bıraktım masaya…
İnternete sığındım… Uğradığım ilk sitede, ilk satırlar:
“Kara delikler evrenin belki de en ilginç ve hakkında hâlâ en az şey bilinen yapılarından biri.” 
Ne yalan söyleyeyim, “En az şey biliniyor” kısmıyla, cehaletimi okşadım…
Rahatlık hissiyle araştırmama devam ettim…
evrimagaci.org’da soluklandım…
Evrim, demişken… Nuray Mert’e de tavsiye ederim; göz atsın bu siteye…
Zira şahsen ben faydalandım…
Ne öğrendin, derseniz…
Şöyle anlatayım...
Kara deliğin kütle çekim kuvveti o kadar büyükmüş ki, kapsama alanına gireni yutarmış…
Hiçbir şey ondan kaçamazmış… Işık bile… (Hesap edin artık!) İşte bu yüzden kara delik olarak anılır… mış. 

STEPHEN HAWKİNG ALTÜST ETTİ

Başka?
Aynı soruyu ben de sordum ve tam çözüyorum mevzuyu noktasına gelmiştim ki… O da ne!?
Ünlü Fizikçimiz Stephen Hawking, “yok” diyormuş:
“Kara delikler yok- En azından bizim bildiğimiz şekilde değil…”
Makalenin müellifi Çağrı Mert Bakırcı arkadaş, “Bizim bildiğimiz” derken, o “biz”in içine mesela beni de dahil ediyor mu, çözemedim…
Zaten, Stephan Bey’in “Aslında kara delik de yok” dediğini okuduktan sonrasını hatırlayamıyorum…
Geçen vakti kestirmedim… Toparlanıp kendime geldim. 
Kara deliği erbaplarına, fizikçilere bırakıp, aradan çekildim…
Varsın onlar “Var mı, yok mu?... Nasıl acep?” tartışmasına devam etsin…

BÜROKRATLARDA ABD’YE GİTME KORKUSU

Evrende kara delik sahiden var mı, bilemem…Ama…
17-25 Aralık dosyasının AKP’nin kara deliği olduğunu söyleyebilirim… 
Nasıl böyle kesin kanaat beyan ettiğimi, sorarsanız…
Öyle bilimsel gözleme filana dayandırmayacağım…
Aha Ankara kulisinden bildiren Ahmet Takan’ın yazdıkları   diyeceğim:
“Bürokrasiyi de ‘ABD görevi’ korkusu sardı. Alakalı alakasız pek çok bürokrat görevin içeriği ne olursa olsun ABD’ye gitmeyeceklerini peşinen ve açıktan ilan ediyor.” (12 Eylül 2017)
Normalde “ABD görevi” havada kapışılırken, bürokratların ‘Aman ben almayım’ tedirginliği niye? 
Cevap, 17-25 Aralık dosyasına ABD müdahalesinde saklı…

REZA ZARRAB SENDROMU

Ankara’da bürokratları tedirgin eden tabloyu hatırlayalım:
-    Reza Zarrab gittiği Miami’de gözaltına alındı, tutuklandı (22 Mart 2016)…
-    Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla indiği New York’ta gözaltına alındı, tutuklandı (29 Mart 2017)…
-    Eski AKP Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında, New York Mahkemesi tutuklama kararı verdi (8 Eylül 2017)
-    Eski Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan, Genel Müdür Yardımcısı Levent Balkan ve Abdullah Happani hakkında tutuklama kararı çıktı (8 Mart 2017)
Zafer Beyimiz zaten 4 yıldır hiç yurt dışına çık(a)mamış…
ABD’den gelen haberler,  Çağlayan hakkında İnterpole başvurulabileceğini söylüyor…
Haberler, sırada başka siyasetçilerin olduğunu bildiriyor… 
Rivayetler, söylemeye kimsenin dili varmasa da, tutuklama silsilesinin,adı lazım değil “Bir siyasetçi”ye kadar ulaşabileceğinden dem vuruyor…

‘REİS NEW YORK’A GİTMESİN’ TEDİRGİNLİĞİ

Nitekim geçen gün Saray medyasından Erdoğan’a “Aman dikkat” ikazı geldi…
Star Yazarı Selahaddin E. Çakırgil,  Çağlayan’ın ABD’deki ‘Reza Zarrab’ davasına dahil edilmesi sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kullandığı “Pis kokular geliyor” ifadesini hatırlattı…
Arz etti:
“Şimdi, Tayyip Erdoğan’ın B. Amerika’ya gidecek olması da yığınla riskler taşımaktadır. ‘Pis kokular geliyor’sa Cumhurbaşkanımız Amerika’ya gitmemeyi de düşünmeli.” (10 Eylül 2017, abç)
İçinden “kara para”… “sahtekarlık”… filan geçen iddialarla bezeli davalar…  
Tehdit, şantaj ve pazarlıklarla sürdürülen ‘dış’ ilişkiler…
Tutuklanma kararıyla aranan bakan ve bürokratlar…
Devletin başının sınır ötesinde tutuklanma riskinin tartışıldığı bir Türkiye…
İşte AKP iktidarının 15 yıllık bilançosu!..
AB-ABD emperyalizminin icazet ve alkışlarıyla iktidara taşınmanın “raconu” bu mu acaba?..

ABD KULLANIYOR, FETÖ MARİFETİ BELGELER 

BAHANESİYLE AYAKKABI KUTULARINI SIFIRLAYAMAZSINIZ…

Daha önce burada da, başkaca mecralarda da yazıldı çizildi…
Çok açık ki…
ABD, Zarrab dosyasını kendi emelleri doğrultusunda gündemde tutuyor… 
Yeni hamlelerle Erdoğan’ı sıkıştırmak…
Saray/AKP iktidarına hiza vermek istiyor…
Hedefleri doğrultusunda tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıyor…
Tıpkı Gülen Cemaatinin 17-25 Aralık’ta ortalığa saçtığı rüşvet ve yolsuzluk iddialı belgeler üzerinden, Erdoğan’ı tehdit etmesi, köşeye sıkıştırmak istemesi gibi…
Şüphe yok: AKP-Cemaat koalisyonunda iç savaş çıkmasaydı, 17-15 Aralık operasyonları ile gündeme sokulanlardan/iddialardan haberdar olamayacaktık…
Gülen şebekesinin biriktirdiği ya da “ürettiği” belgeler belki örtülü şantajlarda kullanılmakla kalacak… 
Ortalığa saçılacağı “kriz” zamanı bekleyecekti… 
Olmadı… Malum nedenlerle kirli hesaplaşma 17-25 Aralık’ta ayyuka çıktı… 

‘FETÖ’ HALISININ ALTINA SÜPÜRMEKLE KAPATILAMAZ

Bunları hatırlatmamın nedeni şu:
ABD’nin Zarrab dosyası üzerinden yaptığı yeni hamleler üzerine, AKP ve medyası harekete geçti…
Beklendiği gibi…
Temcit pilavına dönen argümanlar sıralanmaya başlandı…
Ezcümle söylenen şu:
“17-25 Aralık iddiaları konuşulamaz, ‘acaba’ sualleri ile gündemde tutulamaz, sahiplenilemez… Çünkü O belgeler FETÖ’nün.”
Savunulan bu…
Bilhassa 15 Temmuz’dan sonra ‘15-25 Aralık’ FETÖ  halısının altına süpürüldü…
Neredeyse üstünde konuşulamaz hale getirildi…
Ta ki, ABD’nin Çağlayan kararı ile hafızalarımız tazelenene kadar…
Şimdi de ABD’nin kirli emellerine karşı “Hedef Türkiye” propagandasına yaslanarak, milliyetçi belagat pompalanarak mesele savuşturulmaya çalışılıyor…
Yersek!
Yemeyelim… Ve ABD ve ‘FETÖ’ işin içinde diye cevap bekleyen soruların üstünün örtülmesine müsaade etmeyelim…

BELGELERİ SUÇ ÖRGÜTÜ ORTALIĞA SAÇTI

DİYE GÖRMEZDEN GELİNEMEZ

Misalleri çok var… Kimi suç örgütleri, örgüt içi anlaşmazlıkların/hesaplaşmaların neticesinde ortaya saçılan belgelerle çözülmüştür…
Şöyle düşünelim:
Organize bir suç örgütü farz edelim… 
Her türlü karanlık iş yapılıyor… 
Bir sebeple anlaşmazlık çıkıyor… Hesaplaşma başlıyor…
Kozlar masaya sürülüyor…
Rakibin zora sokama maksatlı bilgi ve belgeler sızdırma ya da başka bir yolla kamuoyuna yansıyor…  
Bazı belgeler polisin eline geçiyor…
Polis, ulaştığı belgeler karşısında ne yapar?
Bunlar suç örgütü üyesinden geldi, kale alınmaz deyip, çöpe mi atar?
Yoksa kirli ellerden gelse de araştırır, sahihliğini inceler mi?
Elbette ikincisini yapar… Yaptı… Yapıyor…
Tabii ki her bilgi, belge ve itirafı… hemen doğru kabul etmez, etmemeli…
Fakat her koşulda, belgenin kaynağı çeteciler diye ortaya çıkan iddia ve belgeleri yok sayılamaz…
Öyleyse…
Aynı yaklaşım neden 17-25 Aralık meselesinde de geçerli olmasın…
Belge üretmekten, montaj şantaja… Sicili fevkalade bozuk ‘FETÖ’ marifeti de olsa, 17-25 Aralık’ta ortalığa saçılan tapelere, bilgi ve belgelere de aynı muamele yapılması gerekmiyor mu?
Bunları talep etmek neden ‘FETÖ’nün tezgahına gelmek olsun!?
Hele hele ‘FETÖ’ iş birlikçiliği ile suçlanmayı neden hak etsin!?

‘İSKİ SKANDALI’NDA AİLE İÇİ MESELE, 
İDDİALARI ARAŞTIRMAYALIM MI DENDİ! 

Bakın, AKP ve Cemaat dışında başka bir misal…
SHP’yi bitiren ‘İSKİ Skandalı’nı analım…
İSKİ Genel Müdürünün rüşvetlerini ortalığa saçan kim oldu?
Genel Müdürün ayrılmak istediği eşi…
İntikam duygusuyla hareket eden hanım, boşanmak isteyen eşini ihbar etti…
Polis aile içi kavga, kadın incinmiş gururunun hıncıyla davranıyor, biz karışmayalım mı dedi?..
Yoooo….
Muhtemelen bu ihtimalleri de hesaba kattı… Ama üstüne gitti… Ve o devrin İSKİ’sindeki rüşvet kanalizasyonu ortalığa çıkardı…
Aynı metot, ‘FETÖ’nün ortalığa saçtıkları için neden geçerli olmasın?..
Tamam… “Kumpas” şüphesiyle 40 kere incelensin…
İnce eleyip sık dokunulsun…
Ama ayakkabı kutularında yakalanan milyonlarca dolar yok sayılmasın…
“Evdeki paraları sıfırlayın” tapeleri laf kalabalığıyla boğuntuya da getirilmesin- ki öyle oldu.
Hal bu iken…
ABD’nin emperyal emellerinin teşhirine abanarak…
‘FETÖ’nün aşağılık marifetlerini ağza sakız ederek…
“Hedef  Türkiye” propagandasına yaslanarak, hakikate sırtımızı dönmemiz beklenmesin…
Emperyalizmin şantaj malzemesi  olarak kullanmasının önüne geçmek için, Türkiye kendi göbeğini kesmeli…
17-25 Aralık dosyası yeniden açılmalı… 

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.