Karanlığın içinde kıpırdayan bir şeyler de var!


13 Ağustos 2017 05:00

Ne kadar da kanıksanır olduk; “bu memlekette yaşanmaz artık” diye söze başlayan ya da memleketin ahvalinden bahsedip sözünü böyle bağlayan epeyce insan var çevremizde. Yadırgamamak  lazım; özellikle örgütsüz ve ‘kendiliğinden’ siyaset algısı çerçevesinde anlaşılırdır bu ‘apolitik’ durum. İstikrarlı bir gelecek umudunu diri tutmak  politikanın, özellikle devrimci politikanın işi çünkü. Siyasal sürecin içinde uç veren, gelişme eğilimi gösteren, yeni olanaklar barındıran boyutları saptayabilmek,  mücadelenin geleceğini böylesi bir ‘dinamik süreç’ çerçevesinde kurgulamak, mevcut durumun ağır koşullarına ve olumsuz görüntüsüne teslim olmama gücü sağlar. Gerici nesnelliğin bizzat kendi bünyesinde barındırdığı çelişkilerin içinden türeyen yeni mecra ve dayanakların bilinciyle hareket etmek, ezber akıl yürütmelerin çemberinden çıkmak, sürecin hep dinamik olduğunu, ‘değişmeyen bir denge’ esaslı olmadığını ve fakat değişen dengeler üzerinden yürüdüğünü unutmamak... Politik süreci, değişim ve hareketin yeni dengelerini gözeterek okuyunca, en karanlık dönemlerde bile ‘kıpırdayan bir şeyler var’ demek mümkün! Siyaset, o kıpırdayanları  öngörmek, hissetmek ve rezervlerini ‘gelişen’ eğilimlere göre konumlandırıp pozisyon almaktır biraz da...

*** 

7 Haziran sonrasından bu yana sürmekte olan ‘Tek adam rejimi’nin inşa süreci Türkiye’nin geleneksel siyasal zemininde özgün değişimleri tetiklemekte, siyasal haritadaki geleneksel dizilimi değişime zorlamaktadır. Saray odaklı iktidar, artık mecbur kaldığı bu yolda Meclis’i tamamen etkisizleştirmekte, düzen muhalefetini bile ‘merkezden’ süpürebilmekte ve bu da yeni ve özgün pozisyonlara yol açabilmektedir. 

Yeni bir durumdur bu ve dönemi ve koşulları içerisinde doğru sayılabilecek tespitler, tahliller, değişen koşullara rağmen aynen tekrarlanıp durulursa ‘apolitik’ sayıklamaların ötesine geçemez. 

Örnek mi? “Devletin sahibi Kemalistler ve CHP’dir” mesela... Bir dönem için iktidar ilişkilerini anlamakta yararlı olabilecek bir boyut içeren bu yaklaşım bugün için ezber niyetine, karşılığı kalmamış bir “alameti farika”dır artık. CHP bugün devletin sahibi midir? Adeta sokağa atılmış ve yürümek zorunda bırakılmış CHP mi devletin sahibi!? Yenikapı ruhuna eklenti olup dokunulmazlıkların kaldırılmasına sessiz kalarak ‘eski’yi korumaya çalışan CHP ile şimdi Baykal’ın ifadesiyle, “devlet milletin devleti olmaktan çıkmıştır” diyen, Meclis dışında da kıpırdamak zorunda kalan  CHP, devletle ‘iyelik’ bakımından aynı mesafede midir? Burdan CHP’nin devlet karşıtı olduğu anlamı çıkmaz elbette. Ama bir zorunluluktan bahsediyoruz; dışlanan CHP’nin, kendi sınırları, hassasiyet ve öncelikleriyle birlikte eskisi gibi davranamayacak duruma gelmiş olmasından... 

Duvara çakılmış çivi misali bir diğer ezber ise çözüm sürecindeki diyaloğdan hareketle AKP’nin hep Kürtlerle birlikte ‘iş pişirdiğine’ dair deli saçmasıyla ilgilidir... CHP de dahil ulusalcı kesimleri yıllarca dumura uğratmış bir doğmadır. Şimdi çok dar bir kesim dışında, ‘ulusalcılar’ içinde bile çok da alıcı bulamaz hale gelmiştir bu rezil propaganda. Çok önemli bir gelişmedir. “Kürtler AKP’yle birlikte” argümanı, özellikle seküler-laik kesimlerde Kürtlerle yanyana gelme ihtiyacı ve duygusunu hep ketlemiştir. Bugün ise “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş örneği bile epeyce ikna edicidir artık. “Ben Kürtlerin AKP’yi sevme ihtimalini seviyorum” saçmalıklarının ikna gücü ise yerlerde sürünmektedir. 

Bu bakımdan, CHP’nin Adalet yürüyüşüne HDP’nin sembolik desteğinden sonra; HDP’nin Diyarbakır ve İstanbul’dan sonra Van’da devam eden ve adeta tecrit koğuşlarına çevrilen Adalet nöbetlerine CHP’nin destek ziyaretlerinde bulunması, bugün için belki küçük ama özgülağırlığı hiç de küçük sayılamayacak gelişmelerdir. 

***

Demokrasi mücadelesini, Kürt siyasetinin ve sosyalist-devrimci solun mevcut ‘fiziki’ kapsama alanı içinde sabitlemek, yeniden harmanlanmaya başlayan siyasal zeminin ayırdına varamamaktır. Mayalanmakta olan yeni zeminin ipuçları, işaretleri var. Bunu hissetmemek ve çakılı olduğu yerde aynen kalıp hayatın kendisini keşfetmesini beklemek siyaset dışı kalmakla eş anlamlıdır. 

Bu harmanlanma, mayalanma süreci ne kadar derinleşip gelişir? Koşullara ve elbette iradi etkenlere bağlıdır. Bugün için AKP-Saray iktidarının en temel hareket noktası, 2019’a kadar bahsettiğimiz harmanlanmanın olası sonucu olabilecek CHP merkezli ‘ulusalcı’ hinterland ile Kürt siyasetinin yakınlaşmasının önüne geçmektir. Onu en çok korkutan budur ve bu yakınlaşmanın önüne geçemezse manevra alanının bir hayli daralacağını biliyor. “CHP teröristlerle kolkola” minvallı cadı kazanlarının artık sistematik hale gelmesinin nedeni budur. Ama eskisi kadar tutmuyor. “CHP’yle yanyana gelip Kürt davasına ihanet eden HDP’liler” argümanı da öyle... 

Herkes kendi deneyimiyle bir şeyler öğreniyor.

‘Tek adam rejimi’ ise öğretmeye aç bir  öğretmen gibi aslında! Öyle bir zemin yaratıyor ki, “herkese yanındakinin yarasını görebilmenin” önemini de hatırlatıyor...

Mecburen... 

Mecburiyetten...

www.evrensel.net