Dini nikahta yüzde 97 gerçeği bize ne söylüyor?


10 Ağustos 2017 05:00

Müftülere nikah yetkisi verilmesine dair kanun tasarısına ilişkin tartışma da, bu tartışmaya cevap olsun diye hükümet yetkililerinden gelen açıklamalar da bitmiyor. Bu düzenlemeye karşı mücadeleye en geniş kesimlerden kadınların nasıl katılabileceğine ilişkin tartışmalar da devam ediyor elbette.

En son Aile Bakanı, “Bu düzenleme, resmi nikah kıydırırken belli yaş zorunluluğu olduğu için erken yaşta evliklerin önüne geçme noktasında önem taşıyor... Ülkemizde sadece dini nikahla gerçekleştirilen evlilikler var ve bu evliliklerde kadınlarımız mağdur olabiliyor. Resmi nikah, kadınlarımızın mağduriyetlerinin önlenmesi ve haklarının korunması için gerekli... Nikahı kim kıyarsa kıysın, yaşı tutmayan ya da diğer tüm gerekli şartları taşımayan çiftlerin nikahı kıyılamaz. Devletimize güvenelim” dedi.

Kadınların haklarının korunması iddiasını taşıyan bu düzenlemede ön bilgi şu: Sadece dini nikahla evliliğin gerçekleşmesi kadınların medeni haklarını kullanmalarının önünde engel. Evet, biz bu tespiti yıllardır yapıyoruz. Çünkü sadece dini nikah kıyılması, çocuk yaşta evliliklerin bu nikah türünde ‘olağan’ görülmesi ve ayrıca kadınların boşanma, nafaka, şiddete uğradıklarında hak talep etme, çocukların velayeti, evlilikte mal paylaşımının gerçekleşmesi gibi önemli haklarının kullanılamaması anlamına geliyor. 

İddia o ki müftülere tanınan yetkiyle ‘bu mağduriyet ve erken yaşta evlilikler dini nikah resmileştirilerek sonlanacak.’

Eğer dini nikahla kadınların medeni haklarının kullanılamaz olduğu, erken yaşta evliliklerin dini nikah ile gerçekleştirildiği gibi tespitler yapılıyorsa, bu hakların kullanılabilir hale gelmesi için devletin yapması gereken dini nikahı resmileştirmek, yaşı tutmayanlara mahkemeler eliyle evlilik izni vermek, hadi o da olmadıysa göz yummak olamaz.  

Ama olan bu; TÜİK verilerine göre son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi. Devlet izni ile gerçekleşmeyen ama göz yumulan 15 yaş altı evlilikler de var; 15 yaşın altında doğum yapan kadınları kayıt altına alan TÜİK 2001’de 2 bin 729, 2012’de 21 bin 992 kız çocuğunun, son 6 yılda 142 bin 298 çocuğun anne olduğunu gösteriyor. Bu çocukların büyük kısmı dini nikah ile evlendiriliyor. Üstelik artık bu nikahları kıyan imamların cezalandırılması gibi bir yasal hüküm de yok, ortadan kaldırıldı. 

TÜİK’in 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre bu ülkede yaşayan bireylerin yüzde 97.1’i hem resmi hem de dini nikah yaptırmış. Örneğin 2006 yılında hem resmi hem dini nikah yaptıranların oranı yüzde 85.9 imiş... 10 yıllık süre içinde uygulanan toplumu muhafazakarlaştırma uygulamalarına bakıldığında bu 10 puanlık artış şaşırtıcı değil. 

Rakamlar büyük. Bu rakamlar gösteriyor ki; bir, dini nikah yaptırmanın önünde herhangi bir engel yok. İki; bu ülkede insanlar resmi nikahın yanında bir de dini nikah kıydırmayı bir ‘gereklilik’ olarak görüyor. 

Şimdi müftülüklere nikah yetkisini tartışırken ve kadınların buna karşı çıkmasının gerekçelerini ortaya koyup bunu geniş kadın kesimlerinin dahil olacağı bir mücadele sürecine dönüştürürken bu gerçekliği görmemiz lazım. 

Mesele, dini nikahı bir gereklilik olarak görüp resmi nikahın yanında muhakkak bu nikahı da kıymayı ihtiyaç olarak gören kadınlara da müftülüklere nikah yetkisinin aslında ne demek olduğunu anlatma meselesi. 

Yani, dini nikahın devlet eliyle resmileştirilmesinin orta ve uzun vadede tüm kadınların -elbette dini nikahı bir gereklilik olarak gören kadınların da- haklarını nasıl etkileyeceğini, neler olabileceğini anlatırken ne diyeceğimiz, nasıl diyeceğimiz.

Hatırlayalım; çocuk istismarını evlilikle meşrulaştırma girişimi geniş bir toplumsal karşı çıkış nedeniyle geriye çekilmişti. Bu geniş toplumsal karşı çıkış içinde muhafazakar, dindar kadınların, AKP tabanı olarak görülen kadınların ve hatta AKP teşkilatı içinde yer alan kadınların da tepkisi vardı ve hükümetin dayanaksız gerekçeleri karşısına kadınların hayatlarının gerçekleri çıkmıştı.

Şimdi, müftülüklere nikah yetkisi verilmesinin esasen tüm toplumsal yaşamı her cemaatin kendi inancının kurallarını işletebileceği bir çoklu hukukun inşa edilmesi olduğunu, dolayısıyla eşitliğin, adaletin, kazanılmış medeni hakların tırpanlanması demek olduğunu, bundan da tüm kadınların etkileneceğini anlatabilmemiz çok önemli. (Geçen haftaki yazıda çoklu hukukun kadınların kazanımları açısından nasıl bir tehdit oluşturduğunu ifade etmeye çalışmıştık.)

Bu tasarının arka planını tartışırken, neler getirdiğini konuşurken, bunlara karşı nasıl bir mücadele ekseni ortaya koyacağımızı düşünürken geniş kadın kesimlerinin hangi sözlerle, hangi ihtiyaçlarla, hangi taleplerle ortak hareket edebileceğini bulmaya ihtiyacımız var. 

www.evrensel.net