Edebiyatın ‘ikbal’i


06 Ağustos 2017 04:54

Zamanın sancısını nerede paylaşabilir ki insan? Bir araya gelmenin ve itiraz etmenin sözcüklerini çoğaltmak için mekana olan ihtiyaç kendini dayattığında mütareke yıllarını yaşamaktadır memleket. Yüksek muallim mektebinde felsefe öğrencisi olan Hasan Âli Yücel ve arkadaşı Hikmet keşfeder İkbal Kahvesi’ni. Nuruosmaniye Camii’nin avlu kapısına denk gelen bir mekandır burası. Dönemin edebiyatçıları, yazarlar, şairleri, aydınları müdavimidir. 

1. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Orhon Seyfi Orhon, Agâh Sırrı Levend gibi isimler ve ayrıca Yahya Kemal müdavimleri arasındadır kahvenin. Savaşın son yıllarında Nâzım Hikmet, Vedat Fıratlı, Vâlâ Nurettin Selçuk gibi isimler katılır kahveye gidip gelenler arasında.

“Kaç nesil ve kaç terbiye burada birleşirdi. (...) Baudelaire’in, Verlaine’in, Yahya Kemal’in, Haşim’in, Nedim ve Şeyh Galip’in hayranı genç Dergâhçılar” da kahvenin müdavimleri arasındaydı. “Beş Şehir” kitabında İkbal Kahvesi’nden de bahsetmektedir Ahmet Hamdi Tanpınar. 

Savaşın sona ermesiyle İkbal’de toplananlar,  Beyazıt ve Beyoğlu tarafında bir araya gelmeye başladıkları için İkbal çekim merkezi olmaktan çıkar zamanla. Ancak Orhan Kemal’in kahveye gidip gelmesiye yeniden canlanır. Hatta “Orhan Kemal Kahvesi” olarak da anılır İkbal.

Yeni kuşak edebiyatçılar gelip gitmeye başlar kahveye. Orhan Kemal’in yanı sıra Yaşar Kemal, Fikret Otyam, Ece Ayhan, Behçet Necatigil, Sennur Sezer, Ümit Yaşar Oğuzcan, Patriyot Hayati, İsmet Zeki Eyüpoğlu gibi isimler devam eder kahveye.

Orhan Kemal’İn “İspinozlar” adlı oyunu sah-neye konduğunda ve kaldırıldığında kahvenin müdavimleri fikirlerini beyan ederler.

Öte yandan a dergisi’nin çıkarılması sürecine de tanık olur İkbal. Öyleki a dergisi’nin mutfağı ve yönetim adresi olur adeta. 

Sennur Sezer, Varlık dergisindeki işine gitmeden önce her sabah İkbal’e uğrar, Orhan Kemal’in masasına oturarak sohbet eder, dergiye öykü gönderecekse elden alıp işe giderdi.

“Yenilik yanlısı devrimciler”in bu kahveye gidip geldiklerini yazar İsmet Zeki Eyüpoğlu, Orhan Kemal’in Nâzım Hikmet’in şiirlerini çok beğendiğini, halka uzak olan şiirleri sevmediğini ve bu nedenle Edip Cansever ile sık sık tartıştıklarının altını çizer ayrıca.
.  .  .
Orhan Kemal hastaydı o günlerde ve Bulgaristan Yazarlar Birliğinin konuğu olarak Bulgaristan’a gidecek, yazmayı düşündüğü “Romancının Romanı” kitabı için büyükannesinin memleketi olan Orhaniye’de gözlem yapacaktı.
Hasta arkadaşlarını dışarı çıkarıp biraz soluklandırmak, Bulgaristan gezisi öncesinde iki kadeh “dokan”dırmak isteyen Muzaffet Buyrukçu, Talât Kılıç ve İhsan Hızarcı koca göbekli, neşeli ve geveze Yorgo’nun meyhanesine gitmişlerdi birlikte, Kumkapı’dalardı. Gündemin birinci maddesi İkbal Kahvesi’nin kapanmasıydı masada.
Yersiz yurtsuz kalmışlardı adeta. “İkbal’i halıcıya devretmişler, bizi çil yavrusu gibi dağıtmışlardı. Bizi dağıtanlara, sandalyesiz, masasız bırakanlara ağız dolusu sövüyorduk.” Yorgo’nun meyhanesindeki rakı masasını bu cümlelerle anlatıyor Muzaffer Buyrukçu “Arkadaş Anılarında Orhan Kemal” adlı kitabında. Ama öte yandan “Dillerinde Dünya” adlı kitabında İkbal’in dağılma sürecini “cumartesi toplantıları”nın son bulmasına bağlıyor. Son zamanlarda müdavimler arasında çıkan tartışmaları, kavgaları, çekememezlikleri gündeme getiriyor ve yersiz suçlamaların etkisinden bahsediyor kitapta.
İkbal dağılınca bir süre başka mekanlarda ko-nakladı Orhan Kemal ve arkadaşları. Daha sonra Meserret Kıraathanesi’ne devam etmeye başladılar.
Bu arada Bulgaristan’a gitti Orhan Kemal. Gezip dolaşacak, romanı için malzeme toplayacak ve tedavi olacaktı.
Cemal Süreya ile Muzaffer Buyrukçu Öncü Kitabevindeydiler. Ortamda adı konmayan bir gerginlik, bir matem havası vardı ve soluk alıp vermek bile imkansızdı neredeyse. “Abdullah Turgay’ın sesi düşsel bir fısıltıydı. ‘... Biz, Beyazıt’tan bu yana geliyorduk, Çarşıkapı’da birisinin -Abdullaaa- diye seslendiğini işittim. Baktım, bir otobüs, Talât başını camdan çıkarmış bana işaret ediyor. Kara yüzü kapkaraydı, ağlıyordu. -Orhan Kemal vefat etti, Muzaffer’e söyle, Basınköy’e gelsin, ben oraya gidiyorum- dedi.”
Her şey toz duman olmuştu. Oradan Papirüs’e gittiler. Bir süre oturup ayrıldı Cemal Süreya ile Muzaffer Buyrukçu. Oradan Abdullah Turgay’ın ofisine geçip Bulgar radyosunun Türkçe yayın yapan saatine yetiştiler. Sesi kederli erkek sunucu “Bulgar Yazarlar Birliğinin çağrılısı olarak Sofya’da konuk bulunan ünlü Türk Yazar Orhan Kemal, geçirdiği bir beyin kanaması sonucu öldü.” dedi.

www.evrensel.net