Steinbeck ve spor


30 Temmuz 2017 04:15
Cropy

ABD’nin en popüler yazarlarından John Steinbeck’in makalelerinden oluşan Ben bir devrimciyim kitabı Sel Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Kitap, Steinbeck’in çok yönlü yazın serüvenini, ilgi alanlarını, gazeteciliğini ve ideolojik savruluşlarını göstermesi bakımından hayli değerli. Abdullah Yılmaz’ın çevirisiyle yayımlanan kitaba ve kitabın geniş okur kitlesine tanıttığı Steinbeck’e dair genel bir değerlendirmeyi Yeni e dergisinin Ağustos sayısına yazdım. O yazıda değinme fırsatı bulamadığım ‘Steinbeck ve spor’ başlığını da burada ele alacağım.

***

Steinbeck’in romancılığı her zaman için gazeteciliğiyle iç içedir. Onun, bugün ABD’den Türkiye’ye kadar on milyonlarca okur tarafından tanınır olmasını sağlayan Gazap Üzümleri dahil pek çok eseri romancılığı için bir araca dönüştürdüğü gazeteciliğinin meyvesidir. Gazetecilikle kurduğu bu yakın ilişkinin neticesi olarak gazetelerle, dergilerle, günlük ve diğer kısa süreli yayınlarla her zaman yakın temas içerisinde olmuş bu da onun sıradan/yaygın meselelerle birlikte geniş ilgi alanlarını da yansıtabilmesine olanak sağlamıştır. ABD’nin en köklü spor yayını Sports Illustrated’in arşivinde birkaç John Steinbeck yazısı olmasının nedeni de budur.

Sports Illustrated (SI) daha önce “SI arşivinde olduğuna şaşıracağınız en havalı yazarlar” benzeri bir liste yaptığında Steinbeck’in adını William Faulkner, Jack Kerouac, Robert Frost, Bill Russell ve John F. Kennedy gibi isimlerle birlikte görmüştük. Burada Steinbeck’in Amerikalılar, Britanyalılar ve Fransızların balıkçılık huyları/tarzlarını incelediği bir yazısından bahsediliyordu. Steinbeck bu yazıdan bir de Fransız Le Figaro’ya yazmış olmalı ki kitapta Le Figaro versiyonu bulunuyor. Sports Illustrated’dan ise 1965’te yazdığı Derken kolum koptu(Then my arm glassed up) makalesini kitapta bulabiliyoruz.

Steinbeck’in Sports Illustrated’ın Yazıişleri Müdürü Ray Cave’e bir mektup biçiminde kaleme aldığı yazısı, onun “dağınık ilgi alanları” kadar kalemine kesin bir damga vurmuş olan nüktedanlığını da yansıtıyor. Spor kadar “spor denen diğer şeyler” olarak tanımladığı balıkçılık, avcılık ya da akranı/rakibi Ernest Hemingway’i alaya almak için yazısına sıkıştırdığı belli olan boğa güreşini de anlattığı makalesinin omurgasını spora ilişkin yaptığı genel tanımlamalar oluşturuyor.

Spor kelimesinin kökeni olan ‘Disport’a dönen Steinbeck, bu sözcüğün “Dikkatini üzücü şeylerden uzaklaştırma, boş verme, dolayısıyla hoşça vakit geçirme ve eğlenme” olan karşılığını hatırlatıyor ancak şu tespiti dikkat çekici: “Eski devirlerden beri insanlar ölümcül ya da ciddi şeyleri hafife alarak onlara dayanabilmiştir.”

Steinbeck, gökten zembille inmediği aşikar olan sporların, insanın tarihsel serüveninde büründüğü farklı hallere(örneğin oyunun nasıl spora dönüştüğü, rekabetçiliğin nasıl oyunu dönüştürdüğü) değinmiyor daha çok Antik Yunan’dan itibaren kurumsal yapılarla içli dışlı olan spor formuna odaklanıyor. Bu formun “belki de bilinçdışı olarak” bir tür ölüm kalım savaşı pratiği olduğunu vurguluyor: “Takım sporlarımız stratejisi, taktiği, lojistiği, kahramanlığı ve/veya korkaklığıyla savaşı taklit ediyor.”

Steinbeck’in bu cümlesi pek çok spor dalında savaş sahasından ödünç alınmış şekilde karşımıza çıkan terimlerle doğrulanıyor. Ancak söz konusu pratiği hayata “bilinçdışı” şekilde uyguladığımız çok da gerçekçi olmayabilir. Aksine, sınıflı toplumun rekabetçi sporlarla kurduğu kaçınılmaz ilişki ve yönetenlerin bu ilişkinin yarattığı ilgiyi kızıştırma niyeti bunda rol oynuyor. Dolayısıyla bize kuralları öğretilen şey pekala bilinçli bir “ölüm kalım savaşı pratiği.”

Steinbeck’in “Sporlarda yalnızca eski zaferler anılmaz, ortaçağa özgü korkuların bazıları da sporda yaşatılır. Tarihte bütün balıkçıların baş belası kesilmiş olan köpekbalıklarına karşı duyulan nefret ve korku köpekbalığı avının popülerleşmesine neden olmuştur” ifadesi enteresan bir noktaya parmak basıyor. Ancak bu, bu köşenin irdelediği anlamıyla “spor”dan çok avcılığa ya da Steinbeck’in spor kategorisinde değerlendirdiği hobilere içkin bir şey.

***

Steinbeck’in yazısında, aslında en çok içli dışlı olduğu spor olan beyzbola ayırdığı bölüm maalesef kısıtlı. New York’ta yaşadığı dönemde edindiği Mets taraftarlığının dışında biraz da beyzbolu yabancılara anlatmanın zorluğuna işaret ediyor: “Beyzbol bir zihinsel durumdur, öğrenilmez.” Steinbeck’in burada kullandığı ifade büyük ihtimalle “Baseball is a state of mind”. Türkçeye anlamlı bir şekilde çevirmenin zor olduğu bu güçlü ifadeyle tanımladığı spora dair daha fazla yazsa fena olmazdı.

***

Steinbeck’in spor makaleleri ideolojik içerikten çok onun ABD’nin en popüler yazarlarından biri olmasını sağlayan gündelik dilini yansıtıyor. Bu anlamıyla örneğin George Orwell’in, “Dünyadaki nefreti daha da büyütmek için uluslar arasında bir dizi futbol maçı düzenlemekten daha iyi bir yöntem bulamazsınız” sözü gibi okkalı, biraz karamsar biraz gerçek ifadelere rastlamıyoruz. Aslında tüm bunlar aklıma iyi bir fikir getirdi: Büyük yazarların spor makalelerini Evrensel için çevirmek. Hmm bir düşüneyim.

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.