Müftülere resmi nikah yetkisi... Bu daha başlangıç!


27 Temmuz 2017 04:15

Son 3 senedir tam da bu günlerde hep aynı konuyu yazmak zorunda kaldım. Resmi nikah  işleminin Diyanet görevlilerine bırakılması meselesi...  
2015’in mayıs ayında Anayasa Mahkemesi, resmi nikah kıymadan dini nikah kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini ortadan kaldırdı. Bu hamle, “Çocuk yaşta evliliklerin ve çok eşliliğin önünü açacak bir karar” olarak eleştirilmişti.

Sonra Anayasa Mahkemesi yine bir yasa iptaliyle “Çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesi”nin önünü açtı. Bu hamlenin üstüne 2016 kasım ayında çocuk istismarcılarının evlilik yoluyla cezasız bırakılmasını öngören bir önerge hükümet eliyle Meclise getirildi. Halkın tepkileriyle geri püskürtüldü. Ama fiili bir “cezasızlık” hatta “onaylama” söz konusu şimdi. Çocuk istismarı davalarında çocuk 12 yaşından büyükse yargı “Çocuğun rızası, ailenin onayı ve evlilik vaadi varsa” tutuksuz yargılama ya da beraat kararları veriyor ardı ardına! Bu yaşta bir çocuk resmen evlendirilemeyeceğine göre “evlilik vaadi” nasıl gerçekleştirilecek? Dini nikah yoluyla! 28 Haziran 2016’da Başbakan Binali Yıldırım “Müjdelerimiz var” diye duyurdu imam ve muhtarlara nikah kıyma yetkisi verileceğini. Tasarı o günlerde yasalaşmamıştı. Şimdi il ve ilçe müftülerine nikah kıyma yetkisi verilmesine ilişkin düzenleme Meclise geldi.

Tasarıda başka bir korkunç düzenleme daha var; sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılacak. Yani kız çocuklarının yaptıkları doğumların bildirimine ilişkin zorunluluk ortadan kalkıyor. Böylece kız çocuklarını hamile bırakan istismarcılar tespit edilemeyecek ve dava açılamayacak. Yani çocuk istismarcılarına örtülü “af” geliyor! Daha önce tepki nedeniyle geçiremedikleri çocuk istismarının evlilikle meşrulaştırılması yasa önergesini şimdi “Resmiyete kılıflar uydurarak” uygulamaya koyuyorlar...  AKP’ye kendi programını, gündemini hızlı bir şekilde hiçbir toplumsal muhalefet olmadan uygulamaya koymanın yollarını açan OHAL rejiminde bu düzenlemeleri yapmak ne kolay! 

2016’da karşımıza çıkarılan ve AKP Hükümetinin 15 yıllık kadın politikalarının belgesi niteliğinde olan Boşanmaların Önlenmesi Komisyonunun önerileri tek tek hayata geçiriliyor. Erdoğan’ın “Sosyal ve kültürel iktidarımız sıkıntılı” dediği yerden başlayarak kendileri için gül bahçesi yaratma hamlelerinde bu komisyonun önerileri çok başat bir yerde duruyor.

Peki bu adımlar neden önemli?

Bir kere müftülüklere verilecek resmi nikah yetkisi medeni haklar açısından yapılacak bütüncül değişikliklerin önemli bir adımı. Şu an varolan sistem, bu yetkinin yerine getirilmesi için çeşitli değişikliklere ihtiyaç duyuyor. Yapılacak başka değişikliklerle evlendirme yetkisini verdikleri dini kurumlara boşama yetkisini de bırakabilirler. Bu bütüncül değişiklikler erken yaşta ve zorla evliliklerin önünü açacak. Kadınlar evlilik, miras, boşanma haklarında güvencesiz bırakılacak. Bu karar toplumsal yaşamın dini kurallarla şekillendirilmesinin önünü açmanın yollarından bir tanesi daha... Yasalarda dini referans açıkça ifade edilmese bile yasal düzenlemeler yapılırken dini hukukla uyumlu olup olmadığını kollayan bir siyaset anlayışı söz konusu. Dini hukuk, kız çocuğu evlilikleri için 12 yaşı öngörüyorsa ceza hukuku ve medeni hukuk sistemini buna doğru yönlendirecek adımların atılması gündeme gelebiliyor! Üstelik bunun Türkiye toplumunun yapısıyla, gelenekleriyle ilgili olduğu söyleniyor. Bugün, Türkiye hukuk sisteminde hem kurumlarda ve kurumların kadrolarının belirlenmesinde hem de yasal düzenlemelerde dini referansları olan bir hukuk sisteminin yerleştirilmeye çalışıldığı bir süreç yaşıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmenin en önemli dayanağı ise kadınların en temel haklarının tartışmaya açılması oldu. Bugün Türkiye’de kadınlarla ilgili hukuki mevzuat resmen askıya alınmış durumda. Son 10 yıldır kadınların hem kağıt üzerindeki kazanımlarına hem de yaşamlarına çok fazla müdahale gördük. Bu müdahalelerle kadınların en temel haklarını “sorgulamaya açık”, en geri değerleri “makbul” hale getiriliyor. Kadın-erkek eşitliği yerine toplumsal cinsiyet adaleti anlayışı öne çıkarılıyor. Bu anlayış kadınların mirastan yarı oranında pay almalarının dinen adil olduğunu, nafakalarının kesilmesine sessiz kalmaları gerektiğini tavsiye eden önermelere kapı açıyor. Kadının çalışma ve boşanma hakkı, evlilik içinde eşit söz hakkı, kadının istediği zaman istediği sayıda ve koşullarda çocuk sahibi olma hakkını ve bu hakkı kullanmasını sağlayacak kreşler; yaşlı, hasta, engelli bakımevleri gibi toplumsal mekanizmaların kurulmasını tavsiye eden öneriler “yerli ve milli” olmamakla eleştiriliyor, varolan küçücük haklar tırpanlanıyor.  

Bu süreçte, kadınların en temel haklarının tartışmalı hale getirilmemesi için, dini yorumlarla şekillenen toplumsal kuralların kazanılmış haklarımızı ortadan kaldırmaması için daha fazla direngenliğe ihtiyacımız var.

www.evrensel.net