Personel Müdürlüğü/İnsan Kaynakları Yönetimi ve sendikalar


12 Temmuz 2017 04:15

1980’li yılların ortalarına kadar işyerlerinde personel müdürlükleri vardı. İşyeri büyükse personel şefleri ve şeflere bağlı müdür personelci adı altında görev yaparlardı.

Personel müdürünün/şefinin tek görevi işe uygun çalışan bulmak değildi. Personel müdürlerinin belki de en önemli görevleri işçilerin sendikaya gereksinim duymalarına engel olmaktı. Personel müdürleri çalışanların sendikaya üye olmalarını engellemek için işe alım aşamasında tanıdık bildik olmalarına, ileride sözlerinden çıkmayacak kişilikte olmalarına özen göstererek ilk adımı atarlardı.

Çalışanların tanıdık bildik olmalarının yetmeyeceğini bildikleri için de, çalışanların sendikaya yönelmesini engellemek için, çalışanların özlük haklarını gözeten, olabildiğince işyerinde yasaları uygulamaya özen gösteren bir pratik geliştirmeye çalışırlardı.

Her personel müdürü bilirdi ki, işçi işyerinde haksızlığa uğramışlık duygusunu sürekli yaşar, kendisini sahipsiz hissederse, sendika fikri yavaş yavaş o işçiye cazip gelmeye başlar. Bu nedenle personel müdürleri/şefleri yeri geldiğinde işverene karşı çalışılanların haklarını koruyan bir konumda oldukları izlenimi vermeye özen gösterirlerdi. Çalışanların kendilerine güvenmelerini ister, sık sık işyerinde bir aile olduklarını, kendilerinin de çalışanların ağabeyi, ablası, hatta babası yerinde olduğunu ileri sürer, güven vermeye, adil, hakkaniyetli bir yönetici tipi çizmeye gayret ederlerdi.
Çalışanların gözünde “hakkaniyetli yönetici” sıfatını kazanmak, bu sıfatı korumak kolay değildi. Haksız olarak işten atılan bir işçiye, işten atılmasına kadar gelen haksızlıklarla dolu süreçte, tanıdığım ve işçilerin çok sevdiği, kendisinin de adil olmakla övündüğü bir yöneticinin, ne yaptığını sormuştum. İşçi hiç duraksamadan ve büyük bir inançla  bana “H Beyin olduğu yerde haksızlık olmaz, onun haberi olsa benim bu şekilde işten atılmama izin vermez” demişti.*

Personel müdürlerinin/şeflerinin, işçinin haklarını korumasına işverenler sendika gelir korkusuyla katlanır sineye çekerlerdi. Personel müdürlüğü, sendikacılığın güç kazandığı, güçlü sendikaların işçilere her geçen gün cazip gelmeye başladığı dönemin yöneticileriydiler.
1980’li yılların ortalarıyla birlikte sendikaların güç kaybı arttı. Sendikalar hızla etkinliklerini yitirmeye başladılar. Personel müdürlükleri/şeflikleri de işyerlerinde hızla yok oldu. Yerlerine İnsan Kaynakları Yönetimleri (İKY) geldi 

Personel müdürlükleri sendikaların güçlü ve etkili olduğu dönemlerin yönetim birimleriyken İKY’ler sendikaların güç kaybettiği dönemlerin ürünü olarak ortaya çıktılar.

Personel müdürlüklerinden İKY‘ye dönüş, basit bir isim değişikliği değildi. Eğitim yöntemleri, hedefler, dil, iletişim biçimleri, statülerde kökten değişti. İKY özel ders olarak fakültelerde okutulmaya, İKY adı altında fakültelerde bölümler açılmaya başlandı. 

İKY’nin dilinde, “maliyet”, “rekabet” sözcükleri en çok kullanılan sözcükler olarak yer aldı. Amaç, sadece işe uyumlu çalışan bulmak olmaktan çıktı. Amaç, en az maliyetle işe en uygun çalışan bulmaya dönüştü.

İşçilerin haklarını öne almanın yerini, yıkıcı, tehdit edici, yoğun sıfatlarıyla güçlendirilmiş re- kabet nedeniyle büyük risk altındaki işyeri tanımı ve işletimlerin bekasını sağlamak aldı. İşyerini koruyarak çalışanın işini korumak slogan haline geldi. İşyerindeki çalışanı, işyeri için kendini erim erim eritmeye razı edecek yeteneklere sahip olmak iyi bir insan kaynakları yöneticisinin temel özelliğine dönüştü.

“Esnek çalışmayı” kabullenmiş, kendisini sürekli geliştirerek işveren açısından vazgeçilmez olmayı amaç edinmiş, işyeri aidiyetini sosyal aidiyetlerinin merkezine koymuş çalışan yaratmak, insan kaynaklarını yönetmek olarak adlandırıldı.

Yapılan eğitimlerde, İK yöneticileri, fazla çalışma yaptırıp nasıl en azı öderiz, bordrolarda biraz fazla çalışma gösterip, imzayı da alırsak nasıl ödemeye yapmayız, nasıl kıdem ihbar tazminatı ödemeden işçi çıkartırız, nasıl çalışanları çaresizlikle kuşatıp her şeye razı olacak hale getiririz, sorularına yanıt verilen, bu işlerde uzmanlaşmış hukukçuların ders verdiği özel eğitimlerden geçmeye başladılar.

Dil değişti, babacan, ağabey, abla gibi personelcilerin yerini, üstenci bir dil kullanan, yaparız ederiz diye işverenin iktidarını kendisinin temsil ettiğini göze sokan, sadece sözcüklerle değil vücut diliyle de ben iktidarım diyen bir İK yöneticisi tipi çıktı.

Eğitimli işsizlerin artan oranına bağlı olarak İK yöneticilerin yaptığı iş görüşmeleri ve iş arayanlar arttı. İş arayanların çokluğu İK yöneticilerinin kullandığı  hoyrat dili daha da sivrileştirdi. Ne yazık ki, iş isteyeni daha iş isteme aşamasında eksik, yetersiz hissettirecek noktalara gelmiş bazı İK yöneticileri, iş arayan gençlere “kendinizi bize anlatın” yerine “kendinizi bize pazarlayın” deme küstahlığını yapabilir hale geldiler.
Sendikalar ise, İKY kendilerine alternatif olmasının ayıbının dahi henüz farkında değiller.

* Bu arada açık yüreklilikle belirtmeliyim ki işçi haklı çıktı. Bu yöneticiyi arayıp olanları anlattığımda işçi tekrar işine hiç bir hak kaybı olmadan geri alındı.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.