Adaletten dili yanan kadınların yürüyüşü


29 Haziran 2017 04:15

Tam da kadınların “yasal hakları şahikasına vardı” denilen 15 yıllık AKP döneminde kadınların “adaletsizlik” duygusu tavan yaptı. Her gün onlarca taciz, tecavüz, şiddet davasında yargı, “erkek adaletin” teminatı olacak kararlara imza atıyor, “haksız tahrik” denilerek, “rızası vardı” denilerek, “iyi hal” denilerek yaşananları adeta meşru kılıyor. Sadece yargı değil, kolluk güçleri, en aşağısından en tepesindekilere kadar bürokrasi dişlileri, giderek “devlet temsilcisi” haline getirilen sıradan insanlar, görüp sesini çıkarmayanlar, sesini çıkarana da bir tekme atanlar da bu duygunun tesisinde işbirlikçi...

Bunlar OHAL’in değil, her dönemin yaşananları. Ama OHAL’le değişenler elbette var. Kadınlar karakol kapılarından “biz burada devletin bekası için uğraşıyoruz, yediğin iki tokatın ne önemi var” diye geri gönderiliyor, kadınların hayatlarını kolaylaştıran ve değiştiren kadın kurumları bir gecede kapatılıyor, basit bir boşanma davası bile seneye atılabiliyor. Yeni doğum yapmış kadınların alelacele gözaltına alınmaları “terör” bahanesiyle olağanlaştırılıyor. Kadın vekiller, yerel yöneticiler, kadın kurumu temsilcileri, kadın hareketinin bileşenleri mesnetsizce tutuklanıyor. Parlamentonun “ağırlaştırılmış” gündeminde kadınların yaşadığı ağır sorunlar iyice görünmez duruma geliyor.

OHAL’le ağırlaşan adaletsizlik, “Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen zihniyeti besledikçe, eşitliğin yerine, hesabı öte dünyada sorulacak ne olduğu belirsiz “adalet” daha fazla konulabiliyor.  

Hatırlarsınız, AKP’nin kadın politikalarının fikri ve cebri anası Kadın ve Demokrasi Derneği 2014 25 Kasım’ında koymuştu bu “öte dünya adaleti”ni önümüze. “Öne çıkarılan ‘eşitlik’  fikri toplumdaki kadın ve erkeğe biçilen rollerde adaletin tesis edilmesine imkan vermemiştir… Eşitlik, adaletsizliğe giden yolun temelini oluşturabilir… herkesin fıtratına ve doğal özelliklerine dayalı rolleri üstlenmesi önemlidir. Cinsiyet adaleti, kadın-erkek eşitliğinin ötesinde kadınla erkeğin rollerinin adil biçimde dağıtılmasını öngören bir yaklaşıma dayanmaktadır..” demişlerdi. Eşitliğin neden olamayacağını kadını erkeğin itaat ve hizmetine veren “fıtrat”la açıklamış, adaleti ise  mücadeleyle kazanılmış hakların içerildiği modern hukukun değil, şeri hukukun ve geleneklerin bir gereği olarak sunan bu yaklaşım  kadınların en temel haklarının tartışmaya açılmasının da yolunu açmıştı. Hatta gericiliğin, erkek egemenliğinin “kültürel değerler” olarak sarıp sarmalandığı bir toplumsal düzen muştulanmaya başlandı. 
Bugün, Türkiye’de bir tek kadın bile hakkın haklıya teslim edilmesinin güvence altında olduğunu düşünmüyor. Her seçimde AKP’ye oy verdiğini asla saklamayan ve AKP savunusu da yapan kadınların büyük kısmı söz konusu olan “adalet” olunca “o konu başka...” diye giriyor söze. O konu başka, çünkü her gün gazetelere televizyonlara yansıyan adaletsiz yargı kararlarının en acımasızlarını kadınlar ve çocuklar yaşıyor. “O konu başka...” diyen kadınlar bunları sadece gazetelerden okumuyorlar, bizzat kendileri yaşıyor, kız kardeşleri, akrabaları, komşuları, arkadaşları, bir tanıdıkları bu “adaletsiz yargı kararları” ile yaşam boyu şiddete mâhkum ediliyorlar. 

Referandum sürecinde AKP Kadın Kolları’nın yaptırdığı anketi hatırlayalım; kadınların en çok şikayet ettiği konuların başında geliyordu adaletsizlik. Mahallelerde, iş yerlerinde de kadınlarla sohbetlerimizin baş köşesine, kadınlar hangi partiye oy vermiş olurlarsa olsunlar, hangi fikri savunurlarsa savunsunlar, kılık kıyafetleri, inançları, yaşam tarzları her ne olursa olsun bu mesele oturuyor. Ancak bu “adaletsizlik” duygusu bir iktidar ve sistem sorgusuna dönüşemiyor, ancak bir “arıza” noktasında kalabiliyor. 

“Adalet” arayışının hukuku aşan bir mesele olduğunu daha rahat tartışabildiğimiz günler yaşıyoruz “Adalet Yürüyüşü” vesilesiyle. Kadın hareketi de -dili “adalet” meselesinden yukarıda anlattığım nedenlerle yandığı için- “eşitliği göz ardı etmeyen bir adalet” talebiyle yürüyüşe nasıl dahil olacağını tartışıyor. Kadınların “adalet arayışı”, soyut bir “adalet” fikrinden değil, somut yaşamsal gerekliliklerden kaynaklanıyor. Kadınların eşitsizlik sarmalında boğulmadığı, köle ve hizmetkar olmadığı, bedeninin ve emeğinin sömürülmediği, kendi hayatı hakkında aldığı kararların kısıtlanmadığı, sosyal ve ekonomik olarak desteklendiği, geleceğini kurarken “eksiklik ve mağduriyetle” malul bir düşünme sistematiğine itilmediği, toplumsal demokrasinin ve özgürlüğün zemin olduğu, eşitlikçi bir toplumsal düzen için acil talepleri var.Bu talepler adaletsizlik duygusunu yaşayan her kesimden kadının ortaklaşacağı bir somutlukta ifade edilirse önemli bir karşılık bulacak. 

Anlattığım “O mesele başka...” diyen kadınların da karşılık verdiği bir buluşma olanağı... Gerçek adalet böyle mümkün.  


 

www.evrensel.net