Dört general


07 Haziran 2011 03:57

Pablo Casals 20. yüzyılın ilk yarısının en büyük çello üstadı olarak kabul edilir. Ve hiç şüphesiz 20. yüzyılın ın en büyük çellistlerinden biridir. Katalan kimliği ile gurur duyan Casals, 1971 yılında son bestelerinden biri olan, “Birleşmiş Milletler için İlahi” adlı yapıtını 95. yaş gününden 2 ay önce NY’daki BM merkezinde icra etti.

BM sekreteri U Tant barış, adalet ve özgürlük mücadelesine yaptığı katkılardan dolayı ona BM Barış Madalyası verirken, ünlü “Ben bir Katalan’ım” konuşmasını yaptı. Bu konuşmasında İngiltere’den çok önce Katalanya’nın Avrupa’nın ilk demokratik parlamentosunu kurduğuna işaret etti. İspanyol ordusunun seçimle gelen Halk Cephesi iktidarına karşı 4 generalin başarısız darbe girişiminden sonra başlayan ve  1936-39 yılları arasında devam eden ve Cumhuriyetçilerin yenilgisi ile biten iç savaş sırasında, Casals dimdik Halk Cephesinin yanında durdu. Aynı yıllarda iç savaşın yarattığı yıkımların kendi ruhsal dünyasına yansımasını kendini  Bach’a adayarak sağaltmaya çalıştı. 1936-39 yılları arasında Paris’te yaptığı Bach’ın Çello Suitleri dünya müzik tarihine yapılmış en büyük Bach yorumlardan biri olarak geçti. 1939 yenilgisinden sonra Casals, Franco faşizm bu ülke topraklarından kovulana dek İspanya’ya gitmeyeceğini açıkladı. Franco hükümetini tanıyan ülkelerde konser vermeyi de reddetti. Bu andına da yaşam boyu sadık kaldı.

Tek istisna 1961 yılında Başkan John F. Kennedy’nin davetini kabul ederek, Başkanlık Özgürlük Madalyasını almak oldu.Casals 1973 yılında 96 yaşında Porto Rico’nun San Juan kentinde öldü ve orada gömüldü. 1979 yılında kemikleri Vatanı Katalanya’ya gelerek doğduğu kasabaya gömüldü.

Cumartesi günü, İstanbul 39. Klasik Müzik Festivali başladı. Festivalin yaşam boyu başarı ödülü bu yıl  besteci Muammer Sun ve Litvanyalı keman ustası Gidon Kramer’e verildi. Kramer, Sovyet ekolünün yetiştirdiği dünyanın yaşayan en büyük kemancılarından biri. 2008 yılında ise bu ödül hayranı olduğum Casals’ın hemşehrisi Katalanyalı Rönesans ve Barok müziği ustası Jorgi Seval’e verilmişti. Yerinde bir ödüldü. Hepimiz onu Alain Corneau’nun “Tous les matins du monde” filmiyle tanımıştık yıllar önce. İstanbul şehir efsanelerinden biri de, Pablo Casals’ın ilk festivale geldiği ve çoşkulu alkışlar sonunda, İspanyol İç Savaşının ünlü şarkısı “Dört General”i çalarak, Türkiye’deki cuntacı generalleri kendi tarzında protesto ettiğidir.

39: Festivalin açılışını izlerken kalite bakımından bir gerileme gözledim. Türkiyeli faşistlerin protestoları sonucu Topkapı Sarayı artık festivale kapalı. Açılış töreninde resmi ve özel sponsorlara ödül dağıtımı festivalin kalitesine yakışmıyordu. Bilet satmakta zorlanabilirler ama, reklam filmi göstermek de sakildi. İstanbul valisinin teşekkür etmediği bir tek müzisyenler ve bestecilerdi. Ödül alanlar dahil.... Eczacıbaşının “biat” görüntüsü hüzün veriyordu. Muammer Sun iyi bir müzik hocasıdır, ama ne yazık ki folklorik İzmir süitinin Grieg ve Prokofief’le birlikte icra edilmesi, en azından onun açısından şansızlıklı...

Kemalistlerimiz, klasik müziği “çağdaşlık” belirtisi kabul edip, konser salonlarını dolduruyor, bu da daha popüler, daha kolay, daha folklorik yapıtların seçilmesine neden oluyor. Bu festivalde Barok müzik yok gibi. Ve festivalde sevgili Patrik Bartalemeus’u ve sağlık nedeniyle Patrik Mesrop’u görememek de benim için hüzün verici idi.

evrensel.net
www.evrensel.net