03 Mayıs 2015 05:00

'Reyis'in dilinden İstanbul 1 Mayıs'ına, 'nitelik' sorunu!

Paylaş

RecepTipiBaşganlık bunu gerektiriyor olsa gerek, artık ‘katkısız’ konuşuyor Erdoğan! Ne demek bu? Dolayımsız, açık, net, neyi düşünüyorsa onu söylüyor demek. Metin yazarlarınca aralara serpiştirilen diplomatik ‘iyi niyet’ kırıntılarına bile tahammülü yok. Onun sözlerini ‘anlaşılır’ kılmaya çalışan ‘pinokyo’ takımı da işlevsiz. Lügâtinde bir ‘katkı maddesi’ durumundaki demokrasinin demagojisini bile gereksinmiyor artık. Bazen ağzından kaçırdığı ‘iyi niyet’ imâları için ‘samimi değil’ derdik ya; şimdi bu hatırlatmaya bile gerek kalmadı. Böylesi bir samimiyet sorunu kalmadı zat-ı alilerinin. Özü sözü birdir, bütünlüklüdür, neyse odur! Küfürbazlığı, tehditkârlığı, tahammülsüzlüğü, saldırganlığı, tekçiliği, Türkçülüğü, İslamcılığı, Sünniciliği, vs… Hepsi katkısızdır ve milim yalanı yoktur!

Evet, ‘iktidarsız bir hayat mümkün değildir’ şeklinde temellendirilmiş bir gelecek kurgusu, stratejisidir bunu zorunlu kılan. Her anlamda geleceğini sınırsız, sorgusuz bir iktidar sahipliğine bağlayınca, başka türlü olunmuyor. Hak, hukuk, demokrasi, sınırsız iktidarla çelişiyor çünkü. Bunları çağrıştıran söylemler bile itinayla uzak durulması gereken fazlalıklar oluyor.  

Ermeni soykırımı tartışmasının onun aklına “deport”u getirmesi de, “Kürt sorunu yoktur” demesi de bu yüzden… “Masa falan yoktur, masa varsa devlet olmaz zaten” raconu boşuna değil. ‘Masa’, yani ‘diyalog ve müzakere’, onun ‘sınırsız iktidar’ düşlerine sığmayan kavramlardır. İki yıldır, kendi iktidarı için araçsallaştırdığı ama beklentilerini bulamayacağını anlayınca dönüp tekmelediği ‘masa’nın faturasının kime nasıl çıkacağını göreceğiz elbette. Ama devrilecek masanın halklara kan ve gözyaşı olarak dönmemesi kaygısı artık büyük ölçüde Kürt tarafının omuzlarına yıkılmıştır. AKP iktidarı, zaten şöyle ‘ucundan tutuyor’ göründüğü ateşkes ve barış talebine açıkça sırtını dönmüştür şimdi. “Masa yok, terör ve terörle mücadele var” açmazına bu geri dönüşün, RTipiBaşganlık rejimine koşullanmışlıktan kaynaklanan bir ‘nitelik’ sorunu olduğu çok açık.
 
***
‘Başreyis’in diline de vuran bu ‘nitelikli’ ve zorunlu açmazı, 1 Mayıs’taki Taksim yasağında da gördük. “Taksim’i kapatmadık ki, 1 Mayıs’ı kutlamak için toplu gelmeleri mi gerekiyor, bunlar kutlama değil kaos peşindeler…” gibisinden, göstermelik bir ikna kaygısı bile gütmeyen laflar… Daha üç yıl önce “Taksim’i 1 Mayıs’a biz açtık” diye övünenin kim olduğunu sormak, bu çelişkiyi irdelemek bile gereksiz artık. Konuşurken, “aman, eskiden dediklerimle çelişkiye düşmeyeyim, en azından lafzi olarak tutarlı kalayım” kaygısının zerresini bile taşımıyor çünkü. Dedik ya, neyse o! “Masa yoktur” sözünde de “Taksim’i kaos için istiyorlar” sözünde de ‘samimidir’! Taksim’e girip bir daha çıkmayacaklarına inanmaktadır mesela. ‘RecepTipi Başganlık’ın yönetme algı ve enstrümanları böyle işlemektedir. İhtiyaç duyulan ‘nitelik’ biçimlendirmektedir söylemleri ve de icraatları. Mümkün olsa kuşları bile uçurtmayacakları 1 Mayıs-İstanbul manzarası da rüyalarını süsleyen rejimin niteliğini yansıtmaktadır.
***
Ama İstanbul 1 Mayıs’ıysa söz konusu olan, dibine kadar ceberut ve yasakçı bir rejim arayışının bu çıplak zulmü bile, ‘zülfü yare’ dokunacak sözlerden imtina etmemizi gerektirmemeli yine de. Hükümet tarafından alan tartışması parantezine sıkıştırılmaktan bahsediyoruz.

Evet, Taksim önemlidir, orda ısrarın tarihi bir arka planı, bir mücadele hikâyesi vardır. Israr haklıdır. Ama hep hatırlatırız, ‘haklılık’ ile ‘doğruluk’ arasında otomatik bir örtüşme ilişkisi yoktur. Haklı bir talep, doğru bir tarzla buluşmadığı sürece, hayatı ıskalamak, büyük olasılıktır. Açıkçası, üç yıldır İstanbul’da 1 Mayıs’ın ıskalanması da bundandır! Deyim yerindeyse, stratejik olana işaret eden ‘haklılık’ ile taktiksel olan ‘doğruluk’ buluşturulamamaktadır.

‘90’ sonrası 1 Mayıs’lara bakalım… Yıllarca Taksim dışında yüzbinleri bir araya getiren mitingleri 1 Mayıs’tan saymayalım mı yani? Oralardan biriktirilenlerle zorlanıp açılmamış mıydı Taksim? Şimdi bu “Taksim, kutsal yerimiz” özlü sözüyle özetlenebilecek ve alan tartışmasına kilitlenmiş doğmatizmin sonuçları ne oluyor, ortada işte…

***
DİSK Genel Sekreteri 1 Mayıs’tan iki gün önce Hayat TV’de 1 Mayıs’ı konuşuyor. Kendisinin başında olduğu sendikanın yasal 1 Mayıslara üç bin üyesini katabildiğini, ama Taksim yasağından dolayı bu sayının 100’e kadar düştüğünü ve ama Taksim’in bu ‘nicelik’ten tartışılmaması gerektiğini, ‘niteliğin’ önemli olduğunu söylüyordu. Yani bu yaklaşımla, polis şiddetini göze alan 100 işçi ‘nitelik’, geriye kalan 2900 işçi ise ‘nicelik’ sorunu oluyordu sadece! Böylesi bir ‘nitelik’ okuması, İstanbul 1 Mayıs’larının en zayıf halkasıdır oysa. Meydan tartışmasını, işçi sınıfının birlik ve mücadele başlıklarının önüne geçiren de budur: Öncülerin nitelikli eylemi ve sınıfın, kitlelerin pasifizmi!

Oysa, ‘nitelik’ tartışmasının şuradan kurulmasına ihtiyaç var: Adının başında ‘Devrimci’ yazılan bir sendikanın 3 bin üyesinden sadece 100’ünü harekete geçirebilen, geriye kalan 2900 işçiyi pasifizme çivileyen bir 1 Mayıs taktiğinin tam da ‘nitelik’ sorunu vardır! İddiasının aksine, durumu kabullenmektir. 2900 işçinin 1 Mayıs hesabından peşinen düşülmesi, 100 işçinin ‘nitelikli katılımı’ndan daha yakıcı, daha çarpıcı bir nitelik sorunu değil midir? Bunu gözetmeyen bir 1 Mayıs taktiğinin sınıfın ana gövdesiyle, onun sorunları ve talepleriyle bağı yoruma açık olsa gerektir.

1 Mayıs muhalefetinin İstanbul’daki ‘nicelik’ sorunu, böylesi bir ‘nitelik’ zaafiyetinden kaynaklanmıyor mu biraz da?!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa