22 Mart 2015 05:00

Efsaneden 'Enternasyonal'e; Kürt bayramından Türkiye baharına

Paylaş

Efsaneye göre, bundan en az 2200 yıl önce demirci Kawa meşaleyle ‘yeni gün’e çağırmıştı Ninova yoksullarını…
Bu yazı yazılırken ise Diyarbakır’ın Newroz meydanını dolduran yüzbinler sahneden yükselen Enternasyonal marşını Kürtçe dinliyordu.
Binlerce yıl öncesine dayanan bir efsanenin 2015 yılının 21 Mart’ında Kürdistan’ın kalbi Amed’de, insanlık tarihinin bir büyük özgürlük manifestosuyla, Enternasyonal’le buluşmasını nasıl açıklamalı?
Derin analizlere gerek yok aslında.
İnsanlığın kurtuluş mücadelesinin diyalektiğidir.
Her mücadele, değişik bağlam ve dolayımlarla ‘Enternasyonal’in vaat ettiği o muhteşem özgürlük idealine bağlanan coşkun nehirler oluyor…
PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah’ın konuşmasında söylediği şu sözler de bunu teyit etmiyor mu zaten: “Kobanê ve Rojava şehitleri bütün dünya uluslarının şehitleridir, Batı Kürdistan devrimi bütün insanlığın devrimidir çünkü…”
Bu diyalektiktir ki, Kürt özgürlük mücadelesini sadece kendi derdiyle meşgul, salt kendi mecrasına mahküm olmaktan çıkarıyor.
O yüzden ‘barış’ deniyor…
Her şeye rağmen ortak demokratik gelecekte ısrar bu yüzden…
Newroz’un sadece Kürdistan’ın özgürlük şöleni olmakla yetinmeyip, bütün renkleriyle Türkiye’nin, demokrasi mücadelesinin bereketli sofrasına dönüşmesi de bundan…
Sarı, kırmızı, yeşilli bir büyük halk sofrasıdır bu…
Kürtler, Kürdistan’da bu muhteşem sofranın ev sahipliğini yapıyorlar bugün.
Tarih, demokrasi mücadelesinin bu en dinamik gücüne tarihi bir sorumluluk da yüklemiş durumda…
Ordan yükselen barış ve ortak gelecek ısrarı, Türkiye’nin geleceği açısından baş göz üstünde tutulası bir demokratik siyasanın en temel güvencesi oluyor.
Şimdi okunan Öcalan mesajının özü de bu ısrarın yeniden dillendirilmesi ve güncelleştirilmesidir.
‘İlkesel mutabakat’ üzerinden silahı gereksiz bırakacak ‘evrensel demokratik kriterler’e uygun “revizyon, restorasyon ve yeniden inşa…”
Ama önce ciddiyet ve tutarlılık…
On maddelik Dolmabahçe deklarasyonunda ve Öcalan çağrısında altı çizilen yükümlülüklerin yerine getirilmesinde, devlet ve Hükümet gerekli ciddiyeti ve tutarlılığı gösterecek mi?
En son, “Kürt sorunu yoktur, İzleme heyetini doğru bulmuyorum, birilerini tatmin etmek için bunlara gerek yok” sözleri mesela… Kriminal yaklaşımlarıyla ‘sürece’ adeta zehir katmaya karar vermiş gibi görünen Recep Tayyip’in şahsında ipuçlarını gördüğümüz devlet içi yarılma, bahsettiğimiz güven ve tutarlılığı ne ölçüde karşılayabilecektir?
Kaygı ve kuşkular, sorular ve yanıtları çok tartışılacaktır daha…  
Açıktır ki, Kürtler bu sürecin altında kalacaklar diyen peşin hükümlüleri pek de doğrulayacak veriler sunmuyor hayat…      
Ama biz bırakalım devleti mevleti, kendi terazimize bakalım yine de; bugün için çok ütopik de gelse, ‘Ortadoğunun demokratik ortak evini inşa etmek’ çağrısının içerdiği barış ve ortaklaşmacılık değerlerinin ‘hayali bile güzel’ değil midir?
Yine, Öcalan’ın mesajının son sözlerindeki ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ sözleri…
Hepimizin aşina olduğu basit ama çok çok hayati bu siyasal çağrının giderek daha çok karşılık bulacağı bir dönem açılıyor önümüze…
Kürt bayramından Türkiye baharına…
Kobanê’den Newroz’a…1 Mayıs’a…Haziran seçimlerine…
‘Esirler dünyası’ uyanıyor, uyanacak…
Barajlar yıkılacak, halklar kazanacak!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa