21 Ocak 2015 05:00

Devletin Cizre manipülasyonu

Paylaş

Siyasal tansiyonun yüksek olduğu Cizre, bir süredir çözüm sürecinin geleceği ile birlikte tartışılmaya başlanan can kayıplarıyla gündemde. Devletin zirvesinin bu konudaki manipülatif açıklamalarının da sonu gelmiyor.
Başbakan Yardımcı Bülent Arınç, önceki gün ‘Ak Saray’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleşen ilk Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Son günlerde Cizre’de yaşanan acı olaylar da gündemimizin içindeydi. Bu sadece bir asayişsizlik olayı değil, aynı zamanda çözüm sürecini de yakından ilgilendiriyor.” dedi. Arınç, devamında da yaşananların sorumluluğunu Kürt hareketine yükledi: “Olaylar bütün boyutlarıyla inceleniyor. Çünkü orada HDP’li milletvekillerinin de gitmesi ve bazı talimatların verilmesini takiben bunun geriye 12 yaşındaki bir çocuğun cansız cesedi olarak dönmesi hepimizi üzdü. Bunların hepsi bir mesaj olabilir. Silahı, şiddeti elden bırakmayız. Burası bizimdir, kimseye vermeyiz. Burada ancak biz olabiliriz, başkasının burada yaşama hakkı yoktur, diyen bir eşkıya grubu varsa bunlarla mücadele etmek, bunların o bölgeden artık ilişiği kalmayacak şekilde uzaklaştırmak hükümetimizin görevidir.”
Ardından dün de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bir açıklama geldi: “Bugün de Cizre’de tezgahlanmaya çalışılan oyunu biliyoruz. Bu devletin resmi giysileri içerisinde olan, zırhlı araçlarıyla caddenin kenarına bombayı koyanları görüyor musunuz? Arkasından yine devletin başka görevlisi bunu yakalayabiliyor. Artık inlerine girilmiştir.”
Görüldüğü gibi bir gün önce Arınç, sorumluğu tamamen Kürt hareketine yüklüyor, bir gün sonra da Erdoğan, topu Gülen Cemaatine atıyor. Ve bir gün önce ikisi de aynı toplantıdaydı. Aslında bu iki açıklama bir çelişkiyi değil, Cizre somutunda AKP iktidarının şu anki vuruş noktalarını ifade ediyor.
Bu bağlamda Cizre sürecine dair devlet politikasını şöyle okuyabiliriz: AKP’nin şu anda devletleşmiş bir parti olduğu gerçeğinden hareket edersek, Cumhurbaşkanından Hükümete kadar devlet, ‘İç Güvenlik Yasası’nın da ruhuna uygun olarak, Cizre dahil tüm bölgede devlet otoritesinden taviz vermemek anlamına gelen ‘kamu düzenini’ tesisini esas alıyor. Bu yapılırken Cemaatten Kürt hareketine kadar, siyasal olarak hesaplaşılan tüm özneler de fail olarak sıralanıyor. Bir zemin üzerinden birkaç vuruş birden gerçekleştirilmek isteniyor.   
Burada Cizre, Arınç’ın ifadesinden de anlaşıldığı gibi, devletin otoritesinin dışına çıkmış bir sorunlu alan olarak görüldüğü için devletin hedefinde. Daha önce Lice’de örneğini gördük. Devletin askeri, çatışmasızlığın yürürlükte olduğu bir süreçte 18 yaşındaki Medeni Yıldırım’ı katletmişti.
Son olarak da Silopi’de, 14 yaşındaki lise öğrencisi Z.T. askerlerce sıkılan gaz bombası fişeğinin başına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Demek ki, Cizre devletin otoritesini inşa etmekte zorlandığı bir alan olarak görüldüğü için hedefte.
Erdoğan’ın topu Cemaate atmasına gelince. Önceki gün HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’a Cizre’de Hükümete karşı devreye girmek için bekleyen bir ‘darbe mekaniği’ görüp görmediğini sorduğumuzda verdiği yanıt, Erdoğan’ın dün yaptığı açıklamasına da bir yanıt gibiydi: “Cizre’de Hükümetten bağımsız kuş uçmaz. Orada her şeyi ‘paralel yapı’ ile açıklama kolaycılığına kaçmamak gerekiyor. Cizre’nin kaymakamını Fethullah Gülen atamıyor. Emniyet müdürünü de Ekrem Dumanlı belirlemiyor. Hepsini AKP atadı. Cizre’de bir provokasyondan söz edilecekse bu bir AKP provokasyonudur.” Demirtaş, dün de partisinin grup toplantısında Cizre’de polis envanterinde bulunmadığı belirtilen, ancak görgü tanıklarının ifadelerine göre zırhlı bir araçtan açılan ateşle hayatını kaybeden 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın hayatını kaybetmesine yol açan fişeği gösterdi.
Demirtaş’ın ifadeleri devletin Cizre konusundaki manipülasyonunu deşifre eden bir netlik taşıyor. Ve devlet bu tutumundan vazgeçmediği sürece, yarın karşısında direnç gördüğü başka yerlerde de benzer manzaraların yaşanması şaşırtıcı olmaz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa