28 Eylül 2014 00:15

Kobanê'yi anlamama halleri!

Paylaş

Hep idealindekini, ‘olmayan’ı düşlemek, istemek güzeldir. Senin ideallerinin, en azından izdüşümlerinin, farklı dolayımlar ve biçimlerle de olsa bugünden ortaya çıkabileceğini unutmadan ama… ‘Olan’ı da görmek yani; ‘olan’a da sahip çıkmak, “İdeal” dediğine birebir uymuyorsa da ona değer biçmek, küçümsememek, verilen emeğe, akıtılan tere, dökülen kana saygı duymak, kendi dünyamızdan saymak…
Böyle değilsen, devrimci politikada özellikle, bir tür ‘soyut-ezber’ muhalefet tarzının girdabında dönüp durursun. Hep “en maksimum, en ideal, en stratejik” çıtanın zirvelerinde konuştuğunu zannedersin ama farkında değilsin ki, fasit bir daire içinde hapsolmuş, kendi kendinle başbaşasın. Asıl felâket de işte bu, farkında olamamaktır herhalde!
Teorisizmle de malûl bu ‘soyut-ezber’ muhalefet tarzı, hayatın önümüze çıkardığı gerçeklikleri, olanakları, soru(n)ları, ihtimalleri, dertleri, sıkıntıları, güzellikleri, acıları… es geçmeyi getirebiliyor sık sık. Rojava ve Kobanê direnişi de böyle örneğin… İnsanlığın gözü önünde, göğüs göğüse, artık bir varlık-yokluk savaşına dönüşmüş bu mücadelenin, bütün bir laik, demokratik değerler ve ilerici insanlık adına cereyan ettiğini ayırt edemezsin!
Kürt özgürlük hareketini zaten “emperyalizmin yörüngesinde milliyetçiler” diyerek başından beri kayıt dışı tutan ve şimdi bile “PYD, ABD işbirlikçisidir” diyebilen tuhaf türü geçelim. Onlar başka, Perinçek benzeri kategori artık!
“Suriye” sürecini, sadece Esad’ın yanında olup olmamak kriteriyle değerlendirenleri de bırakalım bir kenara. Onlar da “Rojava madem ki Esad yanlısı değil, o halde emperyalist senaryoların içindedir” deyip durdular hep.
Sözümüz, Rojava’nın kendi ayakları üzerinde durma çabasını, kendi özyönetimini, “emperyalist ve gerici müdahalelerden arınmış bir bölge mücadelesinin” en azından mütevazı bir unsuru olarak algılamayanlara… Silahlanmış halkın iktidar organlarıyla kendini yönetmesini, devrim ve iktidar tasavvurlarıyla örtüştüremeyenlere…
“Nihayetinde ulusal” deyip, burun kıvırmak, coşku duymamak ve bugün onu boğma çabalarından kaygı duymamak… Bu nasıl bir “sol-sosyalist-ilerici” hümanizmadır ki Rojava’yı dert edinmez, Kobanê için çığlık atmaz, bağırmaz, ağlamaz, iki çakıl taşı olsun yardım etmez, iki satır yazıyı, müsbet iki kelâmı esirger, bir sloganı çok görür?!
Bir zaman, dünyanın en ücra köşesindeki bir ulusal harekete bile (ki yapılması gerekendi) selamlar gönderebilen ‘ortalama’ Türkiye solcusu, ilerici aydını, bugün (ki elbette bazıları dışında, böyle olmayanlar biliniyor zaten) burnunun dibindeki bir demokratik halk iktidarına bu kadar üstten bakmayı nasıl becerebildi!? Başka şeylerle birlikte, dediğimiz muhalefet tarzıyla da ilişkisi olmalı bunun.
Rojava, “Yaşasın Sosyalizm” demediği için devrim ve sosyalizm bağlamından hepten dışlanabilir mi?
Rojava “Kahrolsun Emperyalizm” sloganı atmıyor diye, onun IŞİD ve destekçileri tarafından gerici bir ateşte kavrulmasına emperyalist alemin tek ses etmemesinin anlattığı bir şey yok mudur? Böylesi bir anti emperyalist pozisyonun da olabileceği neden akla gelmez?..
Gelmez, çünkü çakılıp kalınmış ezberler, tarzlar, biçimler var. Sözgelimi, ABD’nin sabah akşam “Kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganı atan bir grubu, Rojava’daki kantonlar oluşumu kadar kendisine dert etmediği düşünülmez bile. Çünkü sloganlar ve ‘programatik’ metinlerle sınırlı, oraya çakılı, o parantezde dönüp duran bir muhalefet tarzı bu. Sadece ‘teorik’ saiklerle hareket eden bu doğmatik tarzın içselleşip kanıksanmasının başlıca zemini ise, tam tamına, “sırtta taşınacak yumurta küfesi”nden yoksunluktur!
Küfesi olmamak anlaşılabilir elbette. Anlaşılmaz olan, en azından bunun farkında olamamak ve sırtında, gerçekten de en az ‘yumurta’ kadar kırılgan siyasal-sosyal Ortadoğu mecrasında edinilmiş birikimler taşıyanları anlamaya bile çalışmamaktır.
Bunu yapmayanın, yapmayacak olanın hali vahimdir.
Hayattan kopmuş bir kurgu dünyasının içinde dönüp durmak, politik olarak da geçersizleşmektir. Hayatın, kendini teğet geçenlere ise vaat edebileceği hiçbir şey yoktur.
Rojava ve Kobanê’de can bedeli çarpışan, direnen hayatın bizatihi kendisidir.
Anlamayanın hali ise haraptır!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa