25 Mayıs 2014 00:06

Okmeydanı’nda Soma’yı kuşatmak!

Paylaş

Bu defa Okmeydanı’nı vurdu Başbakan’ın polisleri! Hiç ara vermeden oynadığı ‘gerilim filmi’ne devam eden AKP iktidarı için yeni bir şey değil elbette. Ama bu iki ölümlü son ‘seans’ın Soma’dan hemen sonraya denk düşmesinin daha ‘özel’ nedenleri de var. Oraya geleceğiz ama öncesinde bu “ayrıştırıcı, ayıklamacı-gerilim, şiddet” siyasetinin, hiç de bir “kontrolden çıkma” hali olmadığını peşinen söylemek gerekiyor herhalde. Bile isteye, gayet planlı yürüdüğünü anlamak için sistematik hale gelen polis terörü ile Başbakan’ın dili arasındaki mutlak uyuma bakmak yeter. En küçük bir ‘diplomatik’ gramaja bile geçit vermeyen, gayet yalın bir ‘tehdit’ ve savaş dili. Son örneği malûm:
“(Berkin için) ölmüştür geçmiştir… Polis nasıl sabrediyor, anlayamıyorum…” !!! Tayyiban dil ve akıl diyalektiği böyle işte; bir yandan polis kurşunuyla ölenler, diğer yandan “çok sabırlısın, elini gevşek tutma” diye polisi teşvik eden bir Başbakan! Ölenler ölüp geçiyorsa, polis de vurup geçebilir yani!..
Tayyiban dil, sadece Tayyib Erdoğan’ın o bayramlık ağzına özgü kalmıyor. Bir rejim dili oluyor. İti, biti, yandaşı, haşeresiyle, bir rejimin dili… Tek ağızdan konuşuyorlar artık. Şu üsttenci sözlerde yansıyan alçaklık da aynı makamdan işte:
“Ya bu ülkede eşşek gibi sessizce yaşayacaksınız, ya da defolup gideceksiniz”… Şimdi bu sözlerin sahibine “çüşş” desek, merkeplere ayıp olur. Ama bu sefil AKP’linin “eşek gibi sessizce yaşayacaksınız” zırvasının, polisine “vur geç” diyen Başbakan’ın o iflah olmaz “sıfır muhalefet” muradından esinlendiğini biliyoruz artık.
Biz biliyoruz da bilmemezlikten gelip ‘ince hesaplar’la kıvrananlar var. Hesapları hep işbirlikçilik üzerine ya, Perinçek de, Okmeydanı’nda yaşananlar için işte o ayardan konuşmuş:
“Ancak o kurşuna, “polis kurşunu” demek ne kadar doğru?.. Polise atılan molotof da polis kisvesi altında sıkılan kurşun da o tertibin eylemleridir.
PKK’nın da olayların içine girdiğini saptıyoruz. Oradaki topluluğun arasına Apo posterleriyle girmişlerdir, kışkırtmalarda bulunmuşlardır ve polis müdahalesini davet etmişlerdir…”
İstanbul Valisi H. Avni Mutlu’nun yerinde gözü var Perinçek’in, diyesi geliyor insanın! Gördünüz mü, ne işler dönüyormuş; “Polis kisvesi altında sıkılan kurşun”lar mı dersiniz, Perinçek’in babasının tapulu malı olan Okmeydanı’na ondan izinsiz Apo posterleriyle giren PKK’li kışkırtıcıları mı dersiniz… ! Ee bu ‘tertip’ karşısında Tayyib Hükümeti n’etsin, neylesin artık değil mi?!  
Herkes işini yapıyor işte, Perinçek de yeni işler tutmaya çalışıyor arada, deyip gelelim başta belirttiğimiz noktaya. Okmeydanı’ndaki polis terörünün Soma’daki büyük işçi katliamının hemen sonrasına denk düşmesinin, Hükümetin genel gerilim siyasetinin yanında, daha ‘özel’ nedeni de var. Gezi’den başlayarak ‘konsolide’ etmeye çalıştığı ve bir ölçüde de başarılı olduğu, ‘dindar-muhafazakar’ tabanın, Soma’da açığa çıkan Hükümetin işçi düşmanlığı gerçeğinden etkilenmesinin önüne geçmek için gerekiyordu bu Okmeydanı çatışması.
Evet, Soma, Erdoğan iktidarının sosyal-sınıfsal karakterini açık eden çok çarpıcı bir faciaydı. Bu açıdan baktığımızda Gezi’den farklıydı. Ondan daha sınıfsal bir toplumsal çerçeveyle illiyet bağı vardı. Gezi’de kendisini bul(a)mayan, onunla toplumsal ölçekte buluş(a)mayan işçinin, Soma’daki trajediden yansıyan Hükümet-Patron işbirliğinden etkilenerek, AKP’yle mesafelenmesi olasılık dahilindeydi. Ve bu işbirliği Soma’da çok görünür olmuştu, üstelik bizzat AKP’nin tabanı olan dindar-muhafazakar işçilerin üzerine çökmüştü. Bu, Gezi’den bu yana, söylem, kurgu ve yalan duvarıyla adeta  “karantina”ya aldığı tabanında tereddütlere, yarılmalara yol açabilecekti. Bu olasılığın önünü kesmek, toplumsal hafızada ötelemek elzemdi. Okmeydanı’nda bu yapıldı. Hükümetin ve polisin Alevi düşmanlığına yaslanıldı ve liseli gençlerin küçük çaptaki Berkin anmasına kan sıçrattı. Cemevine saldırdı. O bahsettiğimiz ‘olasılık’, sokakları terörize ederek yaratılan “solcularla, Alevilerle çatışan Hükümet” hem imajı hem gerçeğiyle baştan boğulmaya, ötelenmeye çalışıldı. Okmeydanı’ndaki o polis terörü kuşatmasıyla, Soma’nın toplumsal etkileri de kuşatılmak isteniyordu yani.
Tayyiban Hükümet bölerek düşmanlaştırmaya, ayıklayarak vurmaya devam ediyor. Roboski’deki, Rojava’daki Kürt düşmanlığı, 17 Aralık’ta suçüstü yapıldığı hırsızlıkları, Soma’da ortaya çıkan işçi düşmanlığı, patron işbirlikçiliği, Okmeydanı’nda bir kez daha yansıyan Alevi ve solcu düşmanlığı… Bu fay hatlarının üzerinde kurulu iktidarını korumak, işte bu açık, sarih ‘bölücülükten’ geçiyor. Başbakanın polis terörüne yön veren taktik aklı da buna dönük oluyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa