18 Mayıs 2014 00:38

SOMA ve TOMA'lı ölüm ekonomisi

Paylaş

21’inci asrın en büyük madenci işçi katliamı bunlara nasip oldu! 12 yıllık devri iktidarlarında işlenmiş 14 bin işçi cinayetine, ölüm ocağının zifiri karanlığında taammüden katledilmiş kardeşlerimizi de eklediler şimdi…
Katliamın nasıl tasarlandığı bu kadar ayan beyanken, “olay nasıl oldu?” sorusu hükümsüzdür artık. Kaç zamandır bile isteye, arsızca bir iştahla işçilerin, yoksulların üzerine salınmış ‘cinayetlerle büyüme ekonomisi’nin “fıtratında” ölüm ve kâr var çünkü. Kuralsız, sınırsız, batasıca kâr çılgınlığı, ölüm olup Soma’lı madenciyi çekip koparıyor hayattan.
“Kader” ya da “fıtrat” denilen; “kârın maksimizasyonu” düsturuyla babasını bile tanımaz sermayenin, işbirlikçisi siyasal iktidarla birlikte işçiye reva gördüğü, özelleştirmelerden taşerona uzayan bu cinayet ekonomisinden başka nedir ki?
Bugün Soma’da kös kös önüne bakarak “ayarlanmış” ölü sayıları açıklamakla meşgul Bakan, bir sendika kongresinde “18 saat çalışılabilir” derken de, bugünkü ölüm ocağını “örnek işletme” ilan ederken de işte bu cinayet ekonomisinin içinden konuşuyordu…
“Kömürün ton maliyetini 130-140 dolardan 23.8 dolara indirdik” sözleriyle ‘özel sektör’ adına övünen utanmaz holding patronu, bugünkü işçi kırımını da haber veriyordu aslında. Ölüm ekonomisi bundan daha iyi özetlenebilir mi artık!? Yüzde 85 düzeyinde indirilen kömürün maliyetiyle birlikte işçi hayatını da ucuzlattığının itirafıydı bu. 800 madencinin hayatını kurtarabilecek ‘20 yaşam odası’nın maliyetinin, Soma Holding’e ait haşmetli ‘kule’de dört daire fiyatını bile bulmadığını söylesek, ne yazar artık. “Fıtratında” insan, hele işçi hayatı yok ki bu ölümcül sermaye düzeninin!  
Bunların üzerine, bir Soma’lı madencinin, “sendikacılarımız işletme yetkilileriyle okey oynamaktan başka bir şey yapmıyorlar” sözünde yansıyan utanç verici gerçeği de ekleyince, Soma katliamının ekonomi-politiği tamamlanmış olacaktır.
Şimdi suçlu olduklarını bildiklerindendir suskunlukları ya da o koruma ordularıyla gelip ortalıkta görünmek istemeleri. Taziye değil, can kayıpları değil dertleri. “Aman bizi sorumlu tutmayın” telaşındalar. Gak guk ederek anlattıkları geçmiş yüzyıllardan masallar da yutulmayınca, gelsin Başbakandan tokat, ergen müşavirden tekme, ve nihayet TOMA’ya müracaat!...
Acılı Soma’lılara TOMA’lı taziyeyi de görmüş olduk böylece; evet, gerçekten de “fıtrat” meselesi!
“Orayı ölülerimizle birlikte betonlayacaklar. Üç dört yıl sonra oradan çıkarılacak kömürlerin arasından yakınlarımızın kemiklerini de yakıp ısınacağız. Bizim ölülerimizin değeri yok mu?” diye feryat ediyor bir Soma’lı…  Gerçekten de sözün bittiği yerdir artık.
Ama heyhat, “ölümün adil olması için hayatın adil olması lazım” demiş ya Şair; işçi hayatlarını böylesine hoyratça karartan bir çakal düzeninin işçi ölülerine ne kadar değer vereceğini varın düşünün artık!
İnsanların ölülerini bile gizleyebileceği şüphesi, Tayyiban iktidarın ne ölçüde bir lanetle anılacağının da nişanesi gibi. Büyük lanettir, “bizden ölülerimizi gizlediler” ithamıyla anılmak.
Karşılıksız kalmaz ama...
Bugün sudan ucuz ölümleriyle, kömür damarlarına betonlanan ölüleriyle, acılarıyla konuşulan işçi sınıfının da konuşacağı günler gelecek mutlaka.
Öldükten sonra değil, yaşarken konuşacak, konuşulacak..
Betonlandığı o yerin kaç kat dibindeki kayalıklardan kurtulacak, yeryüzüne çıkacak, insanların değil de sadece eşyaların yönetildiği o büyük uyum dünyasının baharını müjdeleyecek.
Gelecek o günler…
Gelecek…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa