06 Nisan 2014 00:04

Seçimlerden geleceğe kalan…

Paylaş

Seçim sonuçlarına dair değerlendirmelerin hangi bağlamda yoğunlaşacağı alınan sonuçlar kadar önemlidir aslında. İki uçtan uzak durmak gerekiyor. “Seçimler önemli değil ki sonucu da önemli olsun” gibisinden bir geçiştirmecilik de; ne yapıp edip “başarıyla geçtik” demenin dayanaklarını imal etmeye çalışan yapay iyimserlik de, uçlardan birinin tezahürüdür. Diğeri ise, sonuçların tatmin edici olmamasını bir tür felaket tellallığına gerekçe yapmaktır. Dikkat edilirse, bunu en çok güçbirliğinin dışında kalmış, en fazla kıyıda seyretmiş çok bilmişler yapıyor. Doğrulukları kanıtlanmıştır sözde!
Bu ortak paydalı uçlar kabul edilemez. Öncesinden de belirtmiştik; sonuçlar ne olursa olsun küçümsemeyeceğiz ama yeterli de bulmayacağız. Evet, Kürdistan’da BDP’nin giderek pekiştirdiği kazanımlar dışında, HDP’ye dair sonuçlar, beklediğimiz gibi olmadı. Ama bundan hareketle, seçim değerlendirmelerini bir tür “kendini linç” etmenin malzemesi olarak heba etmeyip, bilakis, hareketin geleceğe doğru nasıl geliştirileceğinin etütlerine dönüştürmek gerekiyor. Bunları daha da somutlayıp tartışacağız elbette ve birleşik hareketin geleceği de bu tartışmalarla güçlenecek hiç kuşkusuz. Şimdilik, genel bir seçim fotoğrafında göze çarpan bazı notlarla yetinelim.
Öncelikle, seçimlerin AKP’nin Gezi direnişleriyle yitirdiği meşruiyetini tazeleme yönünde veriler sunduğunu kabul edelim. Ama bu asla bir ‘zafer’ değildir. Ve yapaydır. Daha seçim öncesinde Başbakan’ın başarı çıtasını yüzde 38’de tutması ve buna karşılık AKP’nin yüzde 40’ın altına ineceği yönündeki kolaycı beklenticilik, 5 puan kaybetmiş bir iktidarı bile ‘başarılı’ kılabildi! Oysa gerilemeye başlamış bir iktidar vardır ortada, deyim yerindeyse “hormonlu” bir başarıdır onun ki.
CHP eksenli, demokrasi ve özgürlükler esaslı olmayan ‘salt AKP’ye karşıtlık’ stratejisiyle AKP’nin geriletilemeyeceği de bir kez daha görüldü. Durum ortada, CHP’nin AKP’ye muhalefetinin Cemaat ve MHP’yle aynı ‘hizada’ olduğunu kim inkâr edebilir ki? Sonuçta, CHP’lilerin ve bazı solcular da içinde CHP’ye oy toplayanların hissiyatları şuydu: Demokrasi ve özgürlük kaygısı sadece ve sadece AKP’yi alt etmekle karşılık bulabilir! Cemaat’in, MHP’nin ve CHP’nin gerici, statükocu, milliyetçi dokularını öteleyen bir çizgiydi bu ve nitekim de öyle oldu. Devam ettirilirse, MHP ile CHP’nin birleşmesi ya da açıktan ve ilan edilmiş bir ittifakla önümüzdeki seçimlere girmesi dışında önereceği bir yolu kalmamıştır bu stratejinin! Bir başka demokratik mecra arayışına girmesi gereken CHP’nin içindeki az çok demokratik hassasiyet taşıyanların böyle bir tartışmayı göze alabilecekler mi? Bilemiyoruz ama bunu yapamazlarsa MHP’lilerle daha çok aynı kadraja girecekleri kesindir.
AKP’nin daha Gezi günlerinden başlattığı, 17 Aralık sonrası ve seçim sürecinde tırmandırarak derinleştirdiği, sonunda kendi tabanını bir ölçüde konsolide ettiği malûm “kutuplaştırıcı” siyasetin etkileri de ortada. Salt-AKP karşıtlığı da bu kutuplaştırıcılıktan hem yararlandı ve hem de AKP’nin işini kolaylaştırdı. HDP de esas olarak bu kutuplaştırıcı siyasal nesnelliğin hegemonik baskısını aşamadı. Barındırdığı olumsuz öznel etkenler de var elbette ama HDP esas olarak bu siyasal iklimin dayattığı handikaplardan etkilenmiş oldu.
AKP karşıtlığını demokrasi ve özgürlükler eksenine oturtan HDP çizgisini “tatava” diye küçümseyip alaya alan ve “AKP gitsin de… “ şeklinde özetlenebilecek lümpen sorumsuzluk da söz konusu ‘kutuplaştırma’nın HDP’yi sıkıştıran bir versiyonu oldu. Sıkıştırıldı HDP ve baskılandı. İçinden ve çevresinden unsurlarca CHP’ye oy verilmesi çağrıları bile yapılabildi. Bu iklimin baskılaması ile CHP’ye, özellikle İstanbul’da, oy kaybedildiği açık.
Bir soruyla bitirelim şimdilik:
Gezi’den çıkıp da CHP destekçiliğine çakılıp kalan ufuksuzluğa; CHP listelerinde ‘kırıntı’ arayan, gösterdikleri bağımsız adayı bile es geçerek CHP’ye gizli açık oy akıtan sol gruplara; “yetmez ama evet”çiliğin bir başka biçimine savrularak CHP’yi destekleyeceğini gözlerimize sokan barış savunucusu aydınlara; son anda “velev ki hastalandım, oy kullanmayacağım” diyerek BDP-HDP’ye de mesafe koyduğunu özellikle hissettiren demokratlara; “HDP’liyim” diye söze başlayıp, “ama beni motive etmiyor” gerekçesiyle Sarıgül’e oy vermekte motivasyon arayan HDP’li türüne,… sormak lazım;
Cemaat’le birlikte (dolaylı-dolaysız) desteklediğiniz Sarıgül’lü CHP’nin İstanbul’da aldığı yüzde 40 mı demokrasi mücadelesi açısından anlamlı bir gelecek umudu içerir; yoksa baskıladığınız HDP’nin, desteğinizi esirgediğiniz için uzak kaldığı yüzde 10 çıtasına yaklaşması mı? Evet, hangisi demokratik bir nitelik içerir?
Sonuçta, ‘Yetmez ama evet’çiliğin AKP’den demokrasi inşası beklentisi nasıl iflas etmiştiyse, CHP’ye dair olanı da AKP’yi gerileten bir mevzi yaratamamıştır. Görülmeli ve oyalanılmamalıdır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa