26 Ocak 2014 00:20

Günahkarlığa davet: 'Darbe var'!

Paylaş

Ömrü iktidarında ne çekti şu darbelerden AKP! Hadi Ergenekon menşeylileri, ‘Balyoz’u malyozu geçelim, “7 Şubat darbesi”… “Gezi darbesi”… şimdi de “17 Aralık darbesi”... Onu zora sokan her şey, darbe!
En zayıf karnı bizzat en yakını tarafından deşifre edilerek vurulmuş… Kamu ihalelerinden kentsel dönüşümden, yolsuzluk, rüşvet ve ranta bağlanmış bir ‘sistematik’ orta yerinden patlamış… Hükümet “darbe var” diyerek kendisine destek aramakta…
“Darbe”ye karşı mücadelesi de bir acayip, AKP’nin. Darbelerin ‘mevcut’tan daha geri, daha otoriter bir yapı hedeflediğini biliyoruz ya, bunlarda tersi oluyor. AKP, daha bir anti demokratikleşerek savuşturmaya çalışıyor “17 Aralık darbesini”!  Yargıyı, polisi tek adama bağlıyor, rüşvetin, yolsuzluğun soruşturulmasını imkansızlaştırarak ‘legalleştiriyor’. Uzun burunlu olduğu için, kendisini çağrıştırdığı gerekçesiyle basında “burun” sözcüğünü bile sansürlediği bilinir Abdülhamit’in. AKP’nin de ‘rüşvet’ ve ‘yolsuzluk’ sözcüklerine Abdülhamit “sevecenliğiyle” yaklaştığı ortada! İmkan olsa, literatürden siliverecekler. Rüşvet ve yolsuzluk yok, darbe var! Bu koşullama bile, kara sermaye birikiminin Hükümet için en az darbe kadar hayati olduğunu göstermiyor mu?
***
‘Darbe’ dediğimiz şey gayrimeşru zor kullanmak ise, elinde bulundurduğu iktidar araçlarını gözü kara bir şekilde kullanan Hükümetin yaptığına ne demeli acaba?
Başkanlık rüyaları ‘Gezi darbesi’yle suya düşen Erdoğan, şimdi daha çok sıkıştığı bu süreçten Başbakanlığını Başkanlığa dönüştürerek çıkma uğraşında. Mümkün mü? Değil! Zira onu iktidara taşıyan dayanaklarını giderek daha fazla yitirmekte… Onu ve iktidarını avucunun içi gibi bilen bir kurucu ortakla çatışmasından daha güçlü bir pozisyonla çıkması mümkün değil.
Sınıfsal dayanak açısından da durum iç açıcı görünmüyor… Birlikte tanzim ettikleri ihaleci-rantçı sermaye birikim sistemi üzerinden kendilerine yakın bir sermaye sınıfı yaratmayı başarmıştı iktidar ortakları. Ama şimdi sözkonusu sınıf-zümreyle birlikte bu birikim mekanizması da yine bizzat içinden deşifre edildi, çatladı. Eski etkinlikte kullanılamayacağı açık. AKP’nin suyu çekilmeye başladı artık. İktidar savaşı böyle bir şey. “Paşa paşa palazlanıp, yeşil yeşil yiyip, geçinip gidiyordunuz, ne vardı bu kadar hırs yapacak?” vb. ‘rasyonel’ soruların hükümsüz kaldığı bir alan bu. Kapitalist birikimin de, ona bağlı iktidar mücadelesinin de “rasyonalitesi” böyle işliyor işte !
***
17 Aralık’ta Hükümete bir darbe vurulduğu açık elbette. Cemaat güçlerinin “temiz toplum” amaçlı olmadıkları da. Ama bu, Hükümetin göstermek istediği gibi ‘demokratik düzene vurulmuş” bir darbe değil. Hükümete vurulan her darbe ‘demokratik’ sayılamaz belki ama onu vuran çoğu şeyin demokrasi mücadelesinin aleyhine olmayacağı da bir gerçek. Demokrasi mücadelesi ekseninin AKP iktidarıyla ve hele onun başındakiyle en küçük bir ortak paydası olmadı çünkü.  Hükümetin ’17 Aralık darbesi’ argümanı tam da yönlendirme amaçlıdır. İstikamet gösterir. Hükümetin en temel varlık nedenlerinden olan devasa ihale, rüşvet, yolsuzluk, rant sisteminin açığa çıkmasını önlemeye davettir.
***
Bu “darbe” muhabbetine ‘demokratik’ bir çehre kazandırmanın argümanlarından biri de “17 Aralık’ın ‘çözüm süreci’ni hedeflediği” yönündedir. Kürt hareketinin içinden de eklektik de olsa kabul görebilen bu yaklaşım fazlasıyla kurgusaldır ve göründüğü kadar da ‘naif’ değildir. Hükümetin krizine ortak ettirme yönlendirmesi içerir.
Evet, Cemaatin Kürt hareketine karşı tutumu biliniyor, düşmancadır. Sri Lanka modelini dillendirenler bunlardı. Peki ama Hükümetin tutumu neydi? 12 yıllık ortak pratiğin siyasi sorumluluğu Hükümetindir.
Bırakalım öncesini, 17 Aralık sonrasına bakalım. Hükümetin yaklaşımında en küçük bir değişiklik emaresi var mı? Roboski’de ve Paris suikastinde MİT’in rolüne dair belgeler ortada… Sınırda fink atan MİT’lendirilmiş tırların kime karşı olduğu da… İşte Başbakan’dan itiraf: “Türkiye PKK, PYD ile mücadelesini verirken…birileri bizi terörle elele göstermeye çalışıyor” ! Gittiği Avrupa’da aynen bunu söylüyor pek çözümcü Başbakan! Bu MİT’li tırların da PYD’ye ve Rojava’ya karşı saldırıların bir parçası olduğunu çoktan biliyor olsak da, şurası epeyce “manidar” olsa gerek yine de:
17 Aralık’ın “müzakere sürecine karşı yapıldığını” söyleyeceksin, ardından da “teröre karşı mücadelene” örnek olarak müzakere ettiğin PKK’yi göstereceksin! Çok samimi ve çözümcü bir müzakerecilikle karşı karşıyayız doğrusu. Ve bu gözyaşartıcı samimiyetin (!) Kürtleri ne kadar ikna edici olacağını şimdiden tahmin edebiliriz herhalde. Göreceğiz…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa