17 Kasım 2013 07:39

Kaybedenlerin düeti

Paylaş

Bu yazı yazılırken Başbakan’ın Diyarbakır programı daha başlamamıştı. Onun baş konukları ise, yani bizim ‘Irak Kürdistan’ı Bölgesel Yönetim Başkanı’ diye bildiğimiz ama Hükümetin dilinde ”Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı” sıfatıyla lanse edilen Mesut Barzani ve yanındaki Şıvan Perwer, Habur’dan henüz giriş yapmışlardı. Barzani’yi AKP Şırnak Milletvekili, AKP İl Başkanı ve Şırnak Vali Yardımcı karşılamıştı…
Şimdi Diyarbakır’daki konuşmalarda hangi mesajların verileceği merak ediliyor. Oysa, yapılacak konuşmaların ötesinde, bu buluşmanın içerdiği ‘mesaj’dır aslolan. Başbakan’ı geçelim, onun bilindik ‘kardeşlik’ hamasetinin en fazla İbo’yu etkileyebileceğini, garibimi mutlaka ağlatacağını öngörmek zor olmasa gerek. Barzani’nin ne diyeceği de tahmin edilemez değil. Ne diyebilir ki? Kardeşlik diyecektir, barışa vurgu yapacaktır, çözüm sürecinin öneminden bahsedecektir. Ve evet, kendisini çağıranların beklentisine uygun olarak, AKP Hükümeti’nin çözüm için nasıl önemli ve gerekli olduğunu da ekleyecektir herhalde. Belki bu sonuncusu dışında, söyleyeceklerinin, Başbakan’ın “Diyarbakır çıkarması”nın gerçek özgül ağırlığıyla ilintili, siyaseten anlamlı şeyler olmayacağını şimdiden kestirebiliriz. Rutin, diplomatik açıklamalar olacak işte…  
Yine, BDP’nin onu Amed’de ihtiyatlı bir tepki ile karşılayacak olması, bildiğimiz o ezici halk gücüyle protesto etmemesi ve yapılacak nezaket ziyaretleri de öyle… Siyasal olgunluk dışında bir şeyi göstermeyecek. Bu protokol-diplomatik görüntüler, giderek katılaşan siyasal gerçeğin bilinmediği anlamına gelmez ama. Herkes olup bitenin farkında aslında. Kimin neyi, neden yaptığının… Barzani de, AKP de, KCK eksenli Kürt hareketi de…
Gerçek odur ki, Rojava’nın da denkleme katılmasıyla birlikte, KCK-Rojava siyasetinden rahatsızlığı ivme kazanan AKP-KDP ittifakı daha bir pekişmektedir. Hükümetin de Barzani’nin de daha ‘özel’ hesapları bu ittifak içinde realize edilmek istenmektedir. Örneğin AKP, Kürt sorununu çözmeden Kürtlerin desteğini nasıl sağlarım, paketlerle yaratamadığım heyecanı nasıl yaratırım, dindar Kürtleri BDP’den nasıl koparırım vb. hesaplara şimdi KDP’yi de dayanak yapmaya çalışacaktır.
Yine dediğimiz gibi, Rojava iki taraflı çok büyük bir rahatsızlıktır ve bir anlamda ‘yenikler’ buluşmaktadır Diyarbakır’da… Türkiye’nin bilinen tahammülsüzlüğü ile Barzani’nin “Rojava’da devrim falan yapılmadı” sözlerindeki itibarsızlaştırma çabası, Diyarbakır’daki siyasal düetin ruhundan kesitlerdir. Barzani’nin Rojava yenilgisi, kendi bölgesindeki YNK ve Goran’ın da içinde olduğu belli başlı partilerin “Cenevre’de Kürtler SUK içinde değil, Kürt Yüksek Konseyi’nce temsil edilmeli” ortak açıklamasıyla daha da pekişmiştir. Rojava devriminin dalgakıranı rolüyle AKP’nin yanında yer tutarak ABD’nin tercihlerini de etkilemeye oynamak; sözde büyük oynamak gibi görünse de sonunda daha büyük yenilmeyi getirecektir!
Kürt siyasetinin iki hegemonik gücü, KCK ile KDP arasındaki yarılmanın AKP’nin müdahilliğiyle daha aleni siyasal denklemlere dahil edilmesine dönük bir atak da oluyor bu son nümayiş. Başbakan’ın “Çözüm sürecini taçlandıracağız” dediği bu tiyatral operasyona “Kürt mahallesinden” gelen desteklerin durumu ise hazin. Leyla Zana örneğin, en son “çözecekse Erdoğan çözer” derken hatırlıyoruz onu, yaşıyormuş meğer! Yine konuşmuş: “Hiç kimse küçük hesaplarla yaklaşmamalıdır… Seçim yatırımı değildir…” vs… demiş ve “demokrasi diyorsak herkes kendinden başlamalıdır” diye de ders vermiş! Ne güzel, ne güzel… Rojava’yı boğma çabalarının daha dumanı tütmekteyken, ikiyüzlülüğün bini bir para bu yaklaşımın niyetini hiç sorgulamayalım, çünkü Zana onlara kefil, öyle mi?... Bu tutum, örnek olsun, “Şıvan’ın gelmesi sivilleşmenin göstergesidir” diyen bir AKP’li vekilin sözleri kadar ciddiye alınabilir ancak. Biz o ‘sivilleşmeyi’, şimdi bir köşede unutulmuş olsa da Burkay’ın getirilişinde de görmüştük, unutmak ne mümkün?!
Şivan demişken; o efsanevi sesin finali böyle olmamalıydı elbette. Gürül gürül akan o ses, Rojava’daki tarihi gelişmenin, devrimin kutlamalarına yakışırdı en çok. Ne sebeple olursa olsun, Rojava değil de AKP’nin toplu nikâh müsameresi kılığında sunulan bir “çözüme katkı” mizanseninde yârenlik etmek nasıl heyecanlandırabilir ki halkının ozanını? Denildiği gibi belki de, “siyaset üstü kalmaya çalışırken, egemen siyasetin kucağına düştü.”  Yazık!
Yanıtı içinde bir soruyla bitirelim: Müteahitlik şebekelerinin şantiyelerinden esin bulan, petrol ve enerji siyasetiyle yol almaya çalışmak dışında ufku kalmamış bir siyasal/sınıfsal ittifak; halkın can pahası bir emekle sokaklardan, ölümlerden derleyip toparladığı Amed siyasetinin ya da Ankara’ya hatta Erbil’e rağmen cihadçı çetelere karşı vuruşa vuruşa inşa edilmiş Rojava devriminin birikimlerini gaspedebilir mi?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa