ÖDP; rüzgar mı girdap mı?


28 Mayıs 2011 12:21

 ÖDP, seçimlerde “devrimci-sosyalist adayları” destekleyecek. Parti Meclisi kararından sonra yapılan açıklamalarda, desteklerinin Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun içindeki bazı “devrimci-sosyalist adayları” da kapsayabileceğini öğrendik. Blok’a yekpare bir destek yok yani. Özeti şudur; ÖDP, batıda Kürt adayları desteklemeyecektir! Zaten Parti Meclisi kararına üç üye tarafından düşülen şerh de “Kürt ulusal-demokratik hareketinin adaylarının” da desteklenmesi şeklindedir. Kabul görmemiştir…
Öncelikle bu tavrı eleştiri konusu etmemizin ‘fiziki’ bir oy kaygısıyla ilgisinin olmadığını belirtmeye gerek yok herhalde. Sadece, ülkede ve bölgedeki bütün gelişmelere ve genel siyasal tablonun ihtiyaçlarına karşın, ‘sol’da varlığını sürdüren “Kürtlerle birlikte olmamak” çekincesidir meselemiz. Gerekçeler değişiyor ama mesafeler hep aynı kalıyor ne yazık ki. Özellikle seçim dönemlerinde çok daha açıktan görülen ve hiç de ‘masumane’ olmayan kronikleşmiş bir çekince…
ÖDP için yeni de değil. Son genel seçimlerde (2007) örneğin. Dönemin ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, “silahlar susmadıkça Kürt hareketiyle seçim  ittifakının mümkün olamayacağını” söylüyordu. Savaşın sorumluluğunu Kürt hareketine de yıkan ve adeta “savaşı durdur ki ittifak yapayım” koşuluyla belirlenmişti Kürtlerle mesafe ve o dönem de seçim ittifakından uzak durulmuştu.  
Bugün ise “devrimci sosyalist siyasetin bağımsız bir odak olarak kendisini geliştirmesi ve bu temelde sosyalist bir odak yaratılması” şeklinde gerekçelendiriliyor.
“Bağımsız odak” ya da “Bağımsız çalışma”, öyle bir yorumlanıyor ki, fiziki olarak ‘yalıtıklaşma’ya ve doğal olarak da ‘yalnızlaşma’ya dönüşüyor. O sonucu üretiyor.
Oysa seçimlerin; (işçi sınıfının ‘kendisi için’ siyasi düzeyini de göz önünde bulundurduğumuzda), esas olarak demokrasi mücadelesi paydası üzerinden daha geniş saflaşmaların aracı olabileceği, iki hegemonik burjuva siyasal akımın karşısında üçüncü bir çekim merkezinin oluşturulmasının temel ihtiyaç olduğu görülmüyor.
Güçlü bir “sosyalist odak” oluşturmanın, sosyalistlerin bir araya gelip adeta “kendi kaderlerini tayin etme haklarını” kullanmalarından geçmediğini öğrenmek için daha kaç örnek gerekiyor acaba? Hele söz konusu ÖDP olunca… Kuruluşundan başlamak üzere hep ‘sosyalistlerin birliği’ diyen ÖDP, bugüne kadar bütün birlikteliklerinde hep bunalımlarla çıkmadı mı? Birliğin arandığı zemin sadece “dezenfekte” bir sosyalistlerin birliği olduğu için hep hayal kırıklıkları ve krizler üretildi. Bugün olduğu gibi, seçimlerde bile ‘sosyalistlerin birliği’ üzerinden bir çizgi çizmek ve “oyumuz sadece sosyalistlere” demek ise hepten karikatürleştirilmiş bir “bağımsız-sosyalist” yaklaşımdır. Bunalım ve çelişki dışında sonuç üretmeyen de budur.
Evet, çelişki üretmektedir. Örneğin, ÖDP kararında, “Yasaksız barajsız seçim çalışması” öngörülüyorsa, yasakları da barajı da çok somut olarak aşıp geçecek olan tek devrimci-demokratik güç durumundaki Blok’un varlığı nasıl yadsınabilir?
Demokratik eksende daha büyük birliktelikleri ihmal etmenin hiç de sosyalist mücadelenin hayrına olmadığı bilinmiyor mu gerçekten? Lokal sol-sosyalist buluşmaları, memleketin demokrasi ihtiyacının yarattığı devasa demokratik boşluğu doldurma görevinin yerine ikame etmenin, kerameti kendinden menkul solculukla iştigal ettiği hiç mi görülmez?
Denildiği gibi, referandumda ‘evet’ diyenlerin Blok’ta yer alması mı sorun gerçekten? O zaman da söyledik; devrimci sorumluluk, her ‘evet’ diyeni AKP’nin kalıcı rezervi durumuna düşürmeyecek kapsayıcı bir ‘rasyonel’ (tabii ki eleştiriden muaf olmayan) yaklaşımı gerekli kılmaz mı? Şimdi özeleştiri mi isteniyor? AKP karşısındaki pozisyonu çok net olan Blok’ta yer almış olmaları ne anlama geliyor ki zaten…
Açıktır ki, bütün gerekçeler gelip Batı’da Kürtlerle birlikte olmama sonucunu üretmektedir. Kürtlerle birlikte olan Blok’taki sosyalistler için doğacak olası başarılı bir sonuç da ÖDP’nin nezdinde şimdiden önemsizdir. Şu sözler Genel Başkan Alper Taş’tan: Bizim asıl sorunumuz sosyalist devrimci bir toplumsallığı kendimiz, öz varlığımız üzerinden kuramamış olmamızdır. Dolayısıyla Meclis’e girecek sosyalistler sosyalist hareketin güçlendiği anlamına gelmez. Bunlar Kürtlerin gücüyle girmişlerdir çünkü…”
Doğrudur, esas olarak Kürtlerin gücüyle girilecektir, girilecekse Meclis’e. Ama bu olası sonuç, emekçiler ve sosyalistler için bir olanak değil midir? Sosyalist vekillerin işçi emekçi mücadelesi açısından bir mücadele mevzisi olduğunu ÖDP de kabul eder herhalde. Peki bu kabul, Kürt mücadelesinin, Kürt ‘toplumsallığının’, aynı zamanda, sosyalist hareketin yararlanabileceği alanlar açma, olanaklar yaratma pozisyonunda olduğunu da kabul etmeyi gerektirmez mi? Eğer meclise girecek sosyalist-devrimci vekiller işçi emekçi hareketine yeni bir kürsü sağlayacaksa, bu, Kürt hareketinin sosyalist hareket ile ortak paydaları olduğu anlamına da gelmez mi? Devrimci politika ortak paydalar üzerinden alanlar açmak, mevziler kazanmak değil midir biraz da. Dezenfekte bir “sosyalist toplumsallık”ın mümkün olamayacağı, bunun için devrimci demokratik dolayımlara ihtiyaç olduğu açık değil mi?
Evet, ÖDP’nin bu seçim döneminde çok kullandığı, “sosyalistler olarak rüzgarımızı kendimiz yaratmalıyız” söylemiyle, rüzgar değil girdap yaratılır ancak. Kendi içine dönen, içe çeken, içe gömen bir girdap…
Çünkü bulunduğu yere çakılıp kalan, kendi ekseni etrafında dönmeyi hareket zanneden hiçbir siyasal özne öyle rüzgar falan yaratamaz.
İçine daha fazla gömüleceği girdaplar dışında…

evrensel.net
www.evrensel.net